Bu ülkede en ağır yük hep emekçilerin ve emeklilerin omuzlarına bindirildi. Üreten, büyüten, ayakta tutan onlar oldu ama ödüllendirilen değil, hep ötelenen ve dışlanan oldular. Onların anılarında; yitirilen haklar, sarı sendikalar tarafından yaşatılan kaypaklıklar, grevlerde sırtlarına inen coplar ve bir türlü alınamayan ücret artışları var. Emeklilerin anılarındaysa daha da buruk bir iz düşer ki onların payına da yaşam boyu çalışmanın karşılığı olarak “devletin sırtındaki yük" algısı düşer.
Özellikle 1990’lı yıllardan sonra uygulamaya konulan neoliberal politikalarla birlikte, sosyal devlet ilkesi giderek rafa kaldırıldı. Emekliler ve çalışanlar birer “maliyet kalemi” gibi görülmeye başlandı. Sosyal güvenlik sisteminin yükü, ekonomik krizlerde ilk sorgulanan konu durumuna geldi.
Anımsayanlar bilir; dünlerde SSK emeklilerinin maaşlarının ödenmesinde sıklıkla “nakit sıkıntısı” yaşanırdı. BAĞ-KUR emeklileri de her ay “acaba bu sefer ödenecek mi?” kaygısıyla uyanırlardı güne...
Ve kuyruklar… Dört mevsim; yaz ya da kış, demeden sabahın ayazında, yazın sıcağında üç kuruşluk emekli aylığını almak için sırada bekleyen yaşlıların kalp krizi geçirdiği günleri unutmadık. Kimse kuyrukta can vermemeliydi ama verdiler. Banka önlerinde kuyrukta bekleyen yurttaşlar, “devletten alacağı olan emekli” olmanın güvencesiyle bir mutluluk duymayı beklerken, onlara yöneltilen bakışlar çoğunlukla bu duyguyu değil, tam tersine sanki devletin sırtında bir yükmüşler gibi değersizleştirmeyi yansıtırdı.
Sonra ay sonuna doğru yapılan matematikler… Bir ilaç daha az alınsa belki iki gün daha dayanır maaş, marketten gramla alınan peynirle geçirilen öğünler… Sonuç olarak emeklilik; ikinci baharın keyfini sürme yılları değil de, hesap-kitap yapıp, yaşam savaşı verme süreci olurdu.
Dünlerde bu gerçekleri öğrenen ve banka önündeki kuyrukları gören gençlerin hiç kuşkusuz akıllarından şu soru geçerdi:
“Yirmi ya da yirmi beş yıl boyunca bedenimi, aklımı, emeğimi verip sonunda ben de bu sıralarda üç kuruşluk emekli aylığı için mi bekleyeceğim?”
Oysa günümüz gençlerinin düşüncelerinde başka bir kuyruk sorusu var:
- Bir gün biz de emekli olup banka önünde maaş sırasına girebilecek miyiz? Yaşlandığımızda bir emeklilik güvencemiz, bir emekli maaşımız olacak mı ki o kuyruklar da anlamını koruyabilsin?
Ekonomi yönetimi her fırsatta “dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biriyiz” diyor. Aman ne güzel, kıvanç duyduk ama en büyük ekonomilerde emekliler gıda kuyruklarında mı bekler? Pazar artıklarının toplanıp filelere, torbalara doldurulduğu ülke mi büyük ekonomi olur?
Sosyal güvenlik sistemine güvenin sorgulanması yalnızca iç sorun değil. Bir ülke halkına sosyal güvence sağlayamıyorsa, uluslararası ilişkilerde de “güvenilir partner” olarak görülmez. Sosyal güvencenin erimesi, yalnızca yurttaşların değil, devletin de itibarını yitirmesine neden olur.
Bazı siyasetçiler, akademisyenler ya da medya figürleri yıllardır “emekliler devlete yük” söylemini dillendiriyor. Oysa bu halk o yükü bir yaşam taşıdı, şimdi sırtını yaslayacak bir duvar arıyor. Sosyal güvenlik, bir lütuf değil, bir haktır.
Bu bağlamda soralım; nedir sosyal güvenliğin gerçek anlamı?
Sosyal güvenlik; bireyin geleceğe ilişkin kaygı duymadan, insanca yaşama olanaklarına kavuşmasıdır. Bu kavramın anlamı; bireyin işini yitirdiğinde, hastalandığında, yaşlandığında, başına bir felaket geldiğinde “yalnız kalmaması” demektir. Öz olarak; devletin “sana sahibim, senin güvencen benim” demesidir.
Sosyal Güvenlik Kurumları; birey üretimden çekildiğinde, yaşamını en azından onurlu bir şekilde sürdürebilmesi için devletin sunduğu güvence olanaklarıdır. Bu güvence; anayasal bir hak olarak tanımlanmalı ve her yurttaşa eşit biçimde sağlanmalıdır.
Unutmayalım ki sosyal güvenlik olgusu; yalnızca bir emekli aylığı düzeni değildir. Aynı anda bir değerdir. Sosyal güvenlik olgusu; bir toplumun yurttaşlarına verdiği değerin aynasıdır.
Ne yazık ki günümüzde; hem çalışanlar hem emekliler için güven duygusu önemli ölçüde zedelenmiştir. Bu güvensizlik; yalnızca bireysel değil, toplumsal bir kırılmaya dönüşmektedir. Bilinmelidir ki sosyal güvenlik; bir devletin halkına verdiği sözdür. Bu söz tutulmadığında; yalnızca emekliler değil, ülkenin geleceği de yoksullaşır. Güvenceden yoksun toplumlar giderek çürür, çözülür, ayrışır.