Söylenceye göre; Bursa'daki Ulucami'nin yapımı sırasında işçilik eden Karagöz ve Hacivat efendiler, işten daha çok laf cambazlığı edince... Padişah Yıldırım'ın buyruğuyla vurulmuş kelleleri... Öyle mi sanıyorsunuz? Öyle sanıyorsanız; yanılıyorsunuz. Bu topraklarda, bu yurtta; Karagözler ve Hacivatlar hiç bitmedi ki... Dün; Demirel-Ecevit vardı. Dünden önceki günde; Menderes-İnönü...
Ve sorarsanız bugünü; Erdoğan-Kılıçdaroğlu/Özel ve parantez içinde İmamoğlu, laf dalaşlarıyla, sözel savaşlarıyla bakın hiç aratıyorlar mı Hacivat'la, Karagöz'ü? Yıllar biter; bunların Karagöz-Hacivat atışmaları, çekişmeleri, çatışmaları, karşılıklı olarak birbirlerini aşağılamaları bitmez. Ve onların arasında sürer gider her gün aynı terane... Ama yoksulun sofrasına zor konuyor bir çanak tarhana... Kime gam? Neredeyse "çekişmeleriyle, çatışmalarıyla" Dünya'ya salmışlar nam ve kesinlikle onlar günümüzün Karagöz'le, Hacivat'ı... Ne diyelim? Her birinin ömrüne bereket!
Ve Hugo Chavez…
Rahmetli; Latin Amerika'yı titretti. Latin topraklarını Amerika'nın arka bahçesi olmaktan da çıkardı. Onun varlığıyla özgüvene kavuşan yerliler saygı görmeğe başladı, onun yaydığı olumlu dışsallıklar sonucunda... En son kalan riskli bölge olan Meksika'da bile; artık saygı görmekteymiş, adamdan sayılmaktaymış yerliler... Ki onlar Kızılderili asıllı gerçek Amerikalılar... Üstelik onlar; daha dünlere kadar İspanyol sömürgenlerin soydaşlarınca/kendilerini de soylu ve üstün sananlarınca horlananalar... İşte o Meksikalılar bugün hak ettikleri saygıyı görmekteymişler ve yaşam koşulları da giderek iyileştirilmekteymiş. Hani şu gönenç pastası denilen; ekonomik iyileştirmelerden daha çok pay almak anlamına gelen koşullar var ya işte onlardan... Ne güzel değil mi? Darısı tüm ezilenlerin, yoksulların, yoksun bırakılanların, sömürülenlerin başına... Şu acımasız küresel ekonomik düzende; öncelikle oligarkların aç gözleri hele bir doysun da... Sıra gelsin gelişmek için çabalayan ülkelerin emekçisine, emeklisine, yetimine, öksüzüne, duluna...
Yine bir başka rahmetli ve yine o da bir Latin ki o Yazar Eduardo Galeano...
Yazmış; "Noel 1930 itibariyle; Noel Baba Coca-Cola tarafından işe alındı" diye... Onun "Aynalar" adlı kitabından da okuyabilirsiniz bu bilgiyi ve niye Noel Baba'nın giysisinin de Coca-Cola KIRMIZISI olduğunu da yazmış üstad... Elbette ki Drink Coca-Cola koşullandırması nedeniyle olduğunu da öğrenirsiniz, anlarsınız; Coca-Cola ve Amerikan emperyalizmi arasındaki yakın ilişkiyi... Her yılbaşı geldiğinde; her nedense elimde olmadan anımsıyorum bu bilgiyi...
Veee her yıl olduğu gibi 2026 yılı öncesinde de diyorum ki;
Dik başlı olmak değildi amacım
Yalnızca başımı dik tutmak
Doğan güne, esen yele, gelen yıla
Karşımda kasıla, kasıla
Boy gösterdikçe yalan, dolan, talan
Yalnızca onurum olsa da elimde kalan
Dik başlı olmak değildi amacım
Yalnızca başımı dik tutmak...
Dolayısıyla yeni gelen yılda da yazacağım, yazacağım, yazacağım.
Daha güzel yarınlara giden yollara; sözlerim bir çakıl taşı döşese bile bundan kıvanç duyacağım.
Değerli okurlarım; 2026'ya yönelik yolculuğunuz, aydınlık olsun, sağlıklı olsun, mutlu olsun ve elbette ki pahalı değil ama kesinlikle paralı olsun. Çünkü yaşamak için bu değerlere gereksinimimiz var ne de olsa ve işte bu nedenle; herkesin kesesi, evi, mutfağı bolluk bereket dolsun.