Yaşamın sekseninci yılına adım atmaya hazırlanırken (13 OCAK), 2025 yılının son döneminde usuma düşen özlü söylemleri okurlarımla paylaşmak istiyorum.
1964 yılında öğretmenliğe başladım. Öğretmenlikte yalnızlığımı gidermek için çoğalma gereği duyarak düşünmeye ve düşündüklerimi yazmaya başladım. O gün, bugün düşünmeye ve yazmaya devam ediyorum. 2004 yılında Mavi Didim’de yazı yazmaya başladım.2021 yılının Ağustosundan buyana 742 makale yazdım. Genel toplamın iki bini geçtiğini sanıyorum.
Gelelim yeni yıl olgusuna. Bu konuda değerlendirme yapabilmek için şu birleşik soruyu sormamız gerek: Neler kazandık, kayıplarımız nelerdir? Herkes kendi yaşantısı için bu soruyu yanıtlayarak bir sonuca varabilir. Gelirler azalırken fiyatlar tırmanıyor ise, yaşamak isteyenler sorunlarla baş başa kalmış demektir. Üstelik nüfusun %80’i bu durumda ise; hiç istenmeyen şeyler oluyor ve yaşanıyor demektir. Yani gidişatımız iyi gözükmemektedir. Dolayısıyla yeni yıla, törpülenmiş istem ve beklentilerle gireceğiz demektir. Hayal kırıklığı cam kırıkları gibidir, olur olmaz zamanlarda umudun balonunu patlatır!...
Eski bir yeni yıl yazısının giriş kısmını paylaşmak istiyorum. Bu yazı farkındalığı ve ön görebilirliği yansıtıyor: “Yeni yıl umutları, göverecek güzel ve istenir günlerin taşıyıcısı olmalı. Birlikteliğin, dostluğun, barışın ve kardeşliğin… Bizden iken, sonra en mahcup halleriyle yanımızdan geçip gidenlerin; bizden uzaklaştıkları kadar insanlıktan da uzaklaştıkları bir iğreti birlikteliğin kapılarını sonuna dek açık tutan bir yeni yıl olabilir mi?
Tanık olduğumuz günler her geçen gün birlikteliklerin bağlarını koparıyor. Herkes kendi başının çaresine bakmaya çalışıyor. İşsizlik, yoksulluk, örgütsüzlük yığınları yerlere seriyor. Kontrolsüz ve denetimsiz fiyat artışları yaşamın aydınlığını çalıyor. Sabit ücretler, güneş görmüş kar gibi eriyor(!) Yok edilen orta gelir düzeyindeki insanlar, bu olumsuz gelişmeler karşısında önceki birikimlerini elden çıkarmak zorunda kalıyorlar. Bu şekilde ve azgınca yoluna devam ederse, insanlarımızın elinde ev ve araba kalmayacak. Aynı süreç, çiftçimizin topraklarını kaybetmesi ile sonuçlanacak(!) Zaten KÖİ ve YİD’lerle geleceğimize ipotek konmuştur. Hatta öyle bir ipotek ki, sadece bizlerin değil; çocuklarımızın ve hatta torunlarımızın da! ...”
Her şeye karşın, okurlarımın, Didim halkının ve ülkemiz insanlarının yeni yılını; dünya insanlık ailesi ve öteki varlıklarla birlikteliklerini yürekten kutluyorum…Şimdi dize sözlerle devam edebiliriz:
Çocuğu yok etmek, her şey olabilirliği yok etmektir.
Kutsal yaratmak, acizliğin itirafıdır.
Tezgahlanan oyundan, onu kuran kazançlı çıkar.
Ezikler söz sahibi olduğunda sözün bir değeri kalmaz(!)
Adaleti görmeyenler, farkına varmadan onu öldürür.
Haklı olmak, doğal dokunulmazlık sağlar. Sürüldüğü yere giden, istediği yere gitmiş sayılmaz. İnanmak yetmezliğin dolgusudur. Haz, bittiği an özlemi başlayandır… Ecel, nasipsizlerin başucunda konaklar! Her çoğalan, bir azaltandır. Vicdan yoksunluğu el ele olur akıl yetmezliği ile. En yakıcı yalanlar, gerçek sosu ile sunulanlardır! Sakıncalı olan, yabancılar değil; ülkesine yabancılaşanlardır(!) Yaratıcılık, nitelikli bilinç sıçramasıdır. Üretken yalnızlık, kendine yeterliği artırır. İnce zekâsı olan, kaba güce gerek duymaz! Düşmanlarımıza benzediğimiz zaman, kendimizle savaşma zamanı gelmiş demektir Her sorun, önce zayıf halkaları vurur. Sorun çözemeyenin özgüveni olmaz. Egemen, kendi güvenliğinin giderlerini halka ödetendir. Muhaliflik, hak sahipliğinin şemsiyesidir. Borç verenin önceliği kendi çıkarıdır. Dikensiz gülün ömrü kısa olur. Korku ön aldığında, akıl topal kalır. Bağımlı olursan, istediğini yaptırmazlar; istediklerini yaptırırlar!