Kaynakları yeterli olmayan bir ülkede, genel yoksulluk söz konusudur. Böyle bir nedenden kaynaklanan yoksulluk aynı zamanda eşitsizlik yaratmayabilir. Ancak yoksul bir ülkede paylaşım adil olmazsa o zaman yaratılmış bir yoksulluktan söz edilebilir. Paylaşım kaynaklı gelir uçurumları, toplumsal sorunların kaynağı olur. Daha vahimi ise, yeterli kaynakları olmasına karşın, uygulanan yanlış veya çıkarcı politikalar nedeniyle yoksulluğun yaratılmasıdır.
Aslında yakıcı olan yıpratıcı yoksulluk, var olana erişememe halidir! Yaşamsal gereksinimlerini karşılayamayanlara yoksul denir. Yaklaşımı biraz daha esnetirsek; insan onuruna yaraşır yaşam koşularından yoksun bırakılmaktır yaşamak! İlk “çiti” çeviren insan, fakında olarak ya da olmadan, insanlığın en büyük günahını başlatmıştır. Yoksulluk yaşama eziyettir! Bunu bilerek yapanların affı mümkün değildir. Yatağa aç giren bir çocuğun gözlerine bakabilir misiniz?
Umarsız yürekler unutur sevdalarını
Tutsak şarkılar söner çıkmaz sokaklarda
Denizlerde çiçek açmıyorsa martılar
Yatağında ölmeğe yatmıştır yorgun sular
Yoksulluğun temelinde paylaşım adaletsizliği var ise; o zaman sorun toplumsaldır. Ülkenin genel düzeyi, yani gelişimi ve kalkınması yetersiz olunca genel yoksulluk kaçınılmazdır. Burada yoksunluktan daha çok eşitsizlik toplumsal sorunları kaçınılmaz kılar. Ayrılıkçı yoksullukta farklı yaşamlar söz konusudur. Bunu doğuran nedenler, bilinç düzeyinin düşüklüğü ve örgütsüz yapılardır. Dahası, örgütsüz çoğunluğun karşısında ve erk çevresinde oluşan örgütlü azınlık söz konusu olabilir. Aynı zamanda üretim yetersizliği de söz konusu olabilir. Ve hatta üretim yerine tüketim, üretici yerine tedarikçiler tercih edilmiş olabilir. Böylesi bir yapıda atanmış tedarikçiler korunup kollanır(!) Tedarikçiler aynı zamanda siyasetin finansmanını sağlayabilir. Aynı süreç çok yoğun bir servet transferi süreci ile çakışabilir!...
Baharın körpe bakışlarında kara bulutlar,
Yürür kan ırmakları vuruk göz pınarlarından.
Onlar bilerek acıları başıboş bıraktıklarında;
Takılır yaslı çelenklere ağlayan karanfiller!
Çözümü çözümsüzlüğe kilitlemek, bilinçli ve bilimsel bir tercih olmayacağına göre; bilerek ve isteyerek yapılan kasıtlı bir yaklaşım olabilir. Unutulmamalıdır ki, bu tür dayatmalar sadece bir avuç çıkarcının yararına olabilir. Anlaşılması gereken şey şu, az sayıda kişinin kazanması için, yığınların ve toplumun kaybetmesi gerekir. Bu nedenle demokratik olmayan ve hatta otoriter bir sistem tasarlanarak adım adım yaşama geçirilebilir(!)...
Yoksulluk, azınlık yönetimlerinin kaçınılmaz sonuçlarındandır. Çünkü kurgular adil paylaşım üzerine değil; olabildiğince paylaşmamak üzerinedir. Toplumda genel çoğunluğun yoksul olması; adaletsiz, paylaşımdan yana olanlar nedeniyle olabilir. Gelir uçurumları, yoksulluğu pekiştirir. Yükselen azınlık ile, çöken yığınları ayıran uçurum derinleşir. Bir zamanlar kendi kendine yetebilen bir ülkedeki yaygın yoksulluk mutlaka masaya yatırılmalıdır! Yoksulluk çoğunluğun çözülmeyen sorunu olunca; temel politikaların ve yöneticilerin sorumluluğu irdelenmelidir. Bu gibi olumsuz hallerde değişim denen olgu, ancak değiştirmekle olanaklıdır! Sorunları yaratanlardan çözüm beklemek hiçbir koşulda akılcı olmaz!
Kurulu düzensizlik düzeninde
Yığınlar en umarsızken geldiler
Kutsadılar yaşamları karartanları
Çünkü sözde kurtarıcılar da ezenlerdendi
“Önce hep bir aradaydık. Onlar bizden uzaklaştılar. Onlar bizden uzaklaştıkça farklılaştılar. Artan olanaklarına koşut olarak yetersiz ve çarpık özgüvenleri de arttı. Sıradanlıklarını, ehliyetsizliklerini ve liyakatsizliklerini unuttular. Ve farklılaştıklarını düşünerek, her şeyi bilebilir olduklarını sandılar. Özellikle de ayrıcalıklı olduklarını düşünmeye başladılar. Bu ayrıcalıklı olma hali, her şeyi yapabilecekleri yanılgısına dönüştü. Bunlar gelişirken; onlar bizden, demokrasiden, özgürlüklerden ve insanlıktan da uzaklaştılar!” (Bir başka yazımdan alıntı.)
“Oysa biz o tökezleyenlerin de bizimle kurtuluşuna taliptik…
İnsanlık onurumuz elvermez terk edilmişleri terk etmeye!
Umudu yeşertmek bizim görevimiz, kuruluş ateşi bizi yakmaz.
Yüreğimizin közüne üfleyen kavgayla yürürüz özgürlüklerimize!”
(Bir şiirimden bir bölüm.)