Bilindiği gibi GDO'LU BESİNLER; YOKSULLAR, VARSILLARIN YİYECEKLERİNE SALDIRMASIN DİYE VARDIR.

Ben demiyorum onlar (küresel efendiler) öyle diyorlar ve bu besinleri sürekli üretiyorlar ne yazık ki...

Ve ülkemiz genelinde çeşitli bahaneler eşliğinde sürekli yapılan zamlar önümüze geldiğinde; sanırım bundan böyle, o hep karşı çıktığımız GDO'lu beslenme biçimi, korkarım gelip kurulacak sofralarımıza... Çünkü ne tarlada buğday, pirinç, patates, soğan ve bir de yoksa cebinde paran; doğal olanlara, organik sayılanlara ulaşabilmek için, "misafir umduğunu değil, bulduğunu yer" deyiminde olduğu gibi bu gidişle ne yiyeceğimiz hiç belli değil.

Dolayısıyla bundan böyle;

Size; ülke güllük, gülistan...

Bize; gelince acımasızca yapılan zamlar

Size; hukukta ve ekonomide reform

Bize; her alanda yalnızca deform

Size; her türlü özgürlükler

Bize; yalnızca yasaklar

Size; her anlamda ayrıcalıklar

Bize; yalnızca kısıtlamalar

Bilindiği gibi bu ülkede her dönemde, açıklanan ekonomik önlemler yüreklerimizi durduracak niteliktedir. Gerçi bizler halk olarak bize ne verilirse alırız, tepkisiz topluma çıkmış ya adımız bir kez… Yüklenirler de yüklenirler.

Hamasi nutuklardaki; “Milletçe fedakarlık” ya da Türkçe söyleyişle “ulusal özveriye” eyvallah, eyvallah da yükü omuzlayanlar yalnızca bir garip orta direk mi, yerle bir olan direk mi ne olduğu artık belirsiz bu halksa… İşte o an bir durup düşünmenin günüdür.

Sık, sık dile getiririz; ülkemizin yüzde 20’lik azınlığı, ulusal gelirimizin yüzde 80’ini alıyorsa ya da yüzde 80’lik çoğunluğa yüzde 20 gibi bir lokma kalıyorsa… İşte bu koşullarda; biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.

Ve bu halk tarihsel olarak emperyalistlere karşı Kurtuluş Savaşı'nı bir kere verir de her nedense bir türlü

bitmez Ekonomik Kurtuluş Savaşları... Umutla girişir savaşa ama bu savaşı kazanmak boş bir hülya, bir düş, bir rüya...

Bu savaşta sürekli yenilen halk; umutla gider her seçim döneminde sandığa... Kurtuluşunu ADİL DÜZEN’de arar, Refah’a oy verir. ANAP'la köşe dönemediği için Çiller bacısına güvenir. Ve ne güvercinden, ne arıdan, ne de kurttan umduğunu bulamayan halk; ışığa koşan (gerçekte ölümünde koşan) sinekler gibi, Edisonun ürettiği nesneye koşar. Ama yine şaşar, şaşar kalır yaşadıklarına; yine kar yağmıştır güvendiği dağlara... Oysa ne giden, ne de yeni gelen halkı düşünmez, yalnızca kendi zaferinin peşinde koşar; bu savaşta hep yenilen halk olur. Hep bu halkın feleği şaşar.

Kimin gelip, kimin gittiği bir yana... Gelelim her dönemde ülkemizi yönetenlerin dillerine pelesenk olan “milletçe fedakarlık” ya da “ulusal özveri” konusuna...

Eğer gerçekten de ekonomik sıkıntıları paylaşım oranı eşit olacaksa yönetenlerle yönetilenler arasında, ülkemizin geleceği için boynumuz kıldan ince, ölürüz bu yolda…

Ama; birileri sürekli inişe geçerken, başka birileri de sürekli yükseliyorsa, işte orada biraz durmak gerekir. Yoksa kişi başına ulusal gelirimizden payıma düşen ne kadarsa nakit elime sayılsın isterim, anlamam. Oysa bir bakıyorsunuz ki; ulusal gelirden hakça pay almak şöyle dursun... Ülkemizde yaşanan doğal kaynaklara yönelik saldırının neden olduğu ülke coğrafyamızdaki erozyon benzeri... Ekonomiyi düzeltme uğruna yapılan düzenlemelerin neden olduğu toplumsal erozyona da her dönemde dar gelirli halkımız uğruyor ne yazık ki...

Biliyoruz, çok güzel sözler; milletçe fedakarlık, ulusal özveri...

Bütün bunlara gerçekten de eyvallah, ama bu acı reçetenin acı ilaçlarını her zaman dar gelirliler içeceklerse, yandı gülüm keten helva… Siz yine de aldırmayın, boşverin, ekonomi tıkırında... Büyüklerimiz öyle diyorlarsa... Bir bildikleri vardır.

İşte bu ortamda... Şimdi düzeltmek istediğimiz pek çok bozukluğa çözüm kendiliğinden gelecek. Örneğin; sürekli benzine zam mı var? Ne güzel; belki trafik rahatlar. Eh bizler de pek ehli keyif olmuştuk hani, neredeyse WC’ye bile otomobille gideceğiz. Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar!

Sigaraya, alkole mi zam var? Ne güzel; durumu değerlendirin hemen! Sigaranın, alkolün sağlığa zararlı olduğunu hep söyleriz de, nedense kurtulmanın yollarını bir türlü denemeyiz. İşte sizlere bir olanak; paracıklarınızı sigara dumanı olarak tüttürmeyiniz, artık kurtulun bu illetten. Hem sağlığınız, hem paranız sizde kalacaktır. Belki anımsarsınız, Özdemir Erdoğan bir şarkı söylerdi; “Hava bedava, su bedava…Bedava yaşıyoruz bu memlekette” diye… İşte artık öyle yaşamanın yollarını öğrenmeliyiz; otomobilsiz, sigarasız, alkolsüz, ekmeksiz yaşayamayız elbette ama lokmalarımız olmalı sayıyla… Üstelik kilo da almayız durduk yere... Unutmayınız çağın hastalığı "obezite" bütün hastalıkların anası... Bulamazsanız bolca yiyecek parası; diyetisyen aramazsınız, bilindiği gibi çok pahalı onların da faturası...

Aklım erdiğinden, geçim derdi nedir bildiğimden beri; ülkemiz hep veriyor ekonomik kurtuluş savaşı ve bizler de onların her dem neferi ve bu savaşta kimimiz şehid, kimimiz gazi... Kuşkusuz her savaşta olduğu gibi; savaş zenginleri de var, ekonomik kurtuluş savaşında ortaya çıkan...

Sonuç olarak her zam yapıldığında;

Size; yaraRlar...

Bize; yaralar, bir ömür boyu kapanmayan yaralar

Ve bu yaralar nedeniyle yaşadığımız acılara da "milletçe fedakarlık" diyorlar. Sanırım bu gidişle damarlarımızdaki kanı bile alacaklar, gelecekte başımıza musallat olabilecek nice ölümcül salgınlara ya da virüs türevlerine; hiç iş bırakmayacaklar. Haydi yine iyiyiz!