Günlerdir Trump'ın tweet'lerinin şifresini çözebilmek için Machiavelli'yi (Türkçe’de Makyavel diyoruz) okumak gerek diye düşünüyordum ki; Ocak 2026’da Venezuela ve Maduro olayları gündeme düşünce şifreler kendiliğinden deşifre oluverdi. Gerçekte sorun yalnızca bugünü anlamak değil; geleceği öngörebilmek için de Makyavel'in "Amaca ulaşmak için her araç geçerlidir" ilkesine yakından bakmak gerekiyor. Yüce Lorenzo De'Medici'ye ithaf edilen, ancak yazıldığı dönemden beri dünya genelindeki tüm muktedirlere bir "iktidar rehberi" sunan o ünlü eser olan Prens; bugün yeniden okumalıdır.
Yaşadığımız bu puslu ve dalgalı günlerin sisini dağıtmak için Prens'in sayfalarında bir gezintiye çıkalım derim. Makyavel'in yaşadığı 15. yüzyılında; ülkeler, henüz uygarlık sancıları çekse de barbarlıklarını sürdürüyorlardı. Uluslararası üstünlük teknolojik ya da ekonomik güçle değil; kaba kuvvetle, yırtıcılıkla ve "güçlünün haklı olduğu" bir anlayışla belirleniyordu. Peki, bu bağlamda günümüze baktığımızda manzara çok mu başka? Özellikle ABD’nin ve Trump’ın dünya genelinde, dahası ülkemizde yarattığı siyasi krampları düşündüğümüzde; 15. yüzyılın o "yırtıcı" ruhunun modern bir takım elbiseyle geri döndüğünü görüyoruz.
Makyavel'de temel amaç, devletin varlığını korumak adına her şeyi bir araç olarak kullanmaktır. Gerektiğinde o çağın en büyük gücü olan kiliseyi bile... Ona göre bir hükümdarın olmazsa olmazı "yetenek"tir. (Burada Türk siyasal yaşamından gelip geçen kifayetsiz muhterislere de bir selam gönderelim.) Çünkü Makyavel’e göre devlet, ancak yetenekli bir elin altında kalıcı olabilir.
İlginçtir ki Makyavel, hükümdarın egemenlik alanını sürekli genişletmesini önerirken bir koşul öne sürer: "Silah gücünüz ne olursa olsun, bir ülkeyi ele geçirmek için o ülke halkının sizden yana olmasına gereksiniminiz vardır." Osmanlı Devleti, beylikten imparatorluğa giden süreçte bu stratejiyi "istimalet" (gönül alma) politikasıyla ustalıkla uygulamıştır. Öyle ki Makyavel, kitabında Osmanlı’yı pek çok kez örnek gösterir. Tarihin garip bir cilvesi olarak; bugün "emperyalizmin düşünce babası" diyebileceğimiz Makyavel’i en iyi anlayanlar, kuruluş aşamasında Osmanlı'yı örnek alan ve bugün dünyayı parsellemeye çalışan Amerika Birleşik Devletleri olmuştur.
Makyavel’e göre işgal edilen bir toprağı elde tutmanın en kesin yolu, eski hükümdarın soyunu ortadan kaldırmaktır. Böylece iktidar iddiasında bulunacak kimse kalmaz. Osmanlı bu sert yöntemi bekası için belli dönemlerde uygulamıştır; ancak günümüzde modern dünya bu yöntemin "demokrasi" kılıfıyla nasıl hortlatıldığına tanıklık ediyor. Saddam'ın ve Kaddafi'nin soylarının nasıl kurutulduğu belleklerimizden henüz silinmemişken, bugün hedefin Venezuela ve Maduro olması rastlantı değildir; buna karşın Makyavel'in öğütleri, bugün Beyaz Saray’da yankılandığının kanıtıdır. Bu "beka" savaşları arasında bizlere de yalnızca "Tengri Türk'ü korusun da bu bela bizden uzak dursun" demek kalıyor.
Makyavel’in şu sözleri ise bugünün dış politikasını bir bakıma özetler niteliktedir: "İnsanlar ya elde edilmeli ya da kökleri kazınmalıdır. Çünkü hafif baskılara direnebilirler ama ağır darbe aldıklarında intikam alacak mecelleri kalmaz." Trump'ın, Maduro karşıtı siyasetçilere Nobel Barış Ödülü yolunu açması ya da zayıf halkaları kendi yanına çekmesi tam olarak bu Makyavelist stratejinin ürünüdür. Ona göre fetih isteği "doğal ve normaldir"; başarılı olan övülür, başaramayan ise ayıplanır. Bu acımasız mantık, dün Hitler ve Mussolini’yi İkinci Dünya Savaşı’na sürükleyen koşulları hazırlamışken, bugün Trump’ın Ortadoğu ve Latin Amerika’daki eylemlerini bir bakıma meşrulaştırıyor.
Savaş ve savunma konusunda ise Makyavel "taşıma suyla değirmen dönmeyeceğini" anımsatır. Kendi ordusuna ve halkına dayanmayan, yalnızca kale duvarları arkasına saklanan ya da başkasının asker ve silah gücüne gereksinim duyan hükümdarların sonu hüsrandır. Nitekim Birinci Dünya Savaşı’nda müttefikleri yenilince, yenik sayılan Osmanlı Devleti, başkasına bel bağlamanın bedelini ağır ödemiştir.
Makyavel’in "dinsel hükümdarlıklar" hakkındaki yorumu ise tam bir siyasal deha örneğidir. Şöyle der: "Bunlar insanüstü yöntemlerle yönetildiğinden, onlardan söz etmem küstahlık olur. Tanrı'nın işidir bu." Aslında bu sözlerinde derin bir ironi yatar; çünkü o, dini siyasetin bir aracı konumuna getiren yapıyı inceden inceye alaya almaktadır. Bugün Ortadoğu’nun dini referanslarla nasıl içten içe kemirildiğini ve "dindar" kisveli yönetimlerin ülkeleri nasıl yıkıma götürdüğünü görseydi, tezlerinin ne kadar acı bir biçimde doğrulandığına tanık olurdu.
Sonuç olarak; demokrasi algısının yer yer tedavülden kalktığı, "güçlü olanın yaşadığı" orman kanunlarının egemen olduğu bir çağdayız. Makyavel, 15. yüzyıldan bugüne seslenmeye devam ediyor. Dün askerimizin başına çuval geçiren, bugün Maduro’yu sabaha karşı yatağından kaldırıp tutsak alan anlayış; Makyavel’in gelmiş geçmiş en sadık ve en "has" yoldaşıdır.