Lambamızda gazımız bitti mi o gece, kör karanlığın dibinde sabahlardık..."

Giriş cümlemiz o kadar güçlü, o kadar derin bir hüzün ve nostaljik, yaşanmışlık barındırıyor olsada; ama yaşadık o günleri ki sabrımızı ve direncimizi içimizin hüznüne saklayarak geldik bu günlere "Kör karanlığın dibinde sabahlamak bir kez değil bir çok kez sabahlardık".

Zamanın akıp giden çarkı arasında, bazen insanı en çok üşüten şey fiziki bir soğukluk değil, aniden bitiveren o küçük ışık sızıntılarıdır. Gaz lambasının titrek alevinin son bir gayretle bükülüp, ardından yerini koyu bir is kokusuna ve zifiri karanlığa bırakışı... İşte o an, insanın varoluşu ile kendi hakikati arasındaki perde kalkar.

Bizler, o gecenin kör karanlığının tam da dibinde sabahı gözleyenlerdik.

Lambanın gazı bitmişti belki; lakin sinede saklı tuttuğumuz o kadim umudun harareti henüz sönmemişti..!

Karanlık ne kadar kesif, gece ne kadar muannit olursa olsun, şafak vaktinin hükmünü değiştirmeye muktedir değildir. Ezcümle; fani lambaların ışığı tükense de, insan ruhunun kendi dehlizlerinde yaktığı o gizli çıra, en koyu karanlıkları bile nihayetinde mağlup etmeye muktedirdır O gece sabaha erdi; peki ya hafızamızda bıraktığı o derin izler?

SÖNEN LAMBALAR VE BİTMEYEN GECELER

"Lambamızda gazımız bitti o gece, kör karanlığın dibinde sabahladık..." çok kolay söylenen bir anı ama peki ya içime dokunan o kor karanlık ateş söndümü..!!

Şimdilerde tek bir dokunuşla aydınlanan odalar, o eski gecelerin samimi ve bir o kadar da çileli karanlığını idrak edemezler.

Lambadaki gazın tükenmesi, sadece bir ışığın sönmesi değil, bir devrin, bir sohbetin, belki de bir rüyanın mecburen yarıda kalması demekti.

O kör karanlığın dibinde, göz gözü görmezken, insan kalbinin sesini daha net duyardı.

Yanı başımızdakinin nefesini dinleyerek, sessizliği kelimelerle örerek sabaha ulaştığımız o demler, şimdiki sahte aydınlıklardan çok daha hakikiydi.

Gaz bitti, lamba söndü ama o gecenin karanlığında birbirimize tutunarak kurduğumuz dostluklar, biriktirdiğimiz o sabırlar hiç tükenmedi.
Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki; bizi biz yapan, o ışıl ışıl yanan saraylar değil, o kör karanlığın dibinde vakarla sabahladığımız o unutulmaz gecelerdir.

İlçenin orta yerinde sokakların ışıl ışıl yandığı yerde, kiraladığımız evin elektriği yoktu.
Gazımız bitti gecenin bir karanlığında ışıksız kaldık
Ertesi günü yazılı sınavımız var biz üç arkadaş sokak lambasının pencereden şavkımıza vuran ışık ile ders çalıştık.
Ben, Nusret ve İsmet o yıl takıntısız sınıfımızı geçmiş İstanbul'a para kazanmaya gitmiştik.