Yıl 1960…
18 ya­şın­da bir de­li­kan­lı­sı­nız.
İstan­bul Hukuk Fa­kül­te­si’nde “hukuk” denen “ide” ile kafa ka­fa­ya ver­miş ama şaş­kın bir “durum/va­zi­ye­tin­de” onu sin­dir­me­ye ça­lı­şı­yor­su­nuz.
Sabah sa­atin 6’sı.
Ve rad­yo­da Al­pars­lan Tür­keş’in o kalın sesi:
- Dik­kat dik­kat, Türk Si­lah­lı Kuv­vet­le­ri, kar­deş kav­ga­sı­nı ön­le­mek amacı ile ida­re­ye el koy­muş­tur. En kısa za­man­da de­mok­ra­tik bir ana­ya­sa ha­zır­la­na­rak hal­kın oyuna su­nu­la­cak ve ülke, ye­ni­den ya­pı­lan­dı­rı­la­cak olan si­ya­si par­ti­le­rin yö­ne­ti­mi­ne dev­re­di­le­cek­tir. Dik­kat dik­kat!..
He­pi­miz dik­kat ke­sil­miş­tik.
Hukuk Fa­kül­te­si 1.sınıf öğ­ren­ci­si 18 ya­şın­da­ki de­li­kan­lı, hu­ku­kun sa­de­ce bir ala­cak­lı-borç­lu, hak­lı-hak­sız çe­kiş­me­sin­den iba­ret ol­ma­dı­ğı­nı... Uy­gar­lı­ğın mer­ke­zin­de “sos­yal hukuk dev­le­ti” denen bir ülkü ol­du­ğu­nu öğ­re­ni­yor­du…
An­ka­ra ve İstan­bul üni­ver­si­te­le­rin­ce ha­zır­la­nan ve oluş­tu­ru­lan Ku­ru­cu Mec­lis ta­ra­fın­dan kabul edil­dik­ten sonra 1961 yı­lın­da halk oy­la­ma­sı­na su­nu­lan yeni Ana­ya­sa, halk­çı­lı­ğı, sos­yal dev­let il­ke­si­ni, Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nin Ana­ya­sa’nın vaz­ge­çil­mez temel il­ke­le­ri ha­li­ne ge­ti­ri­yor­du...
İda­re­nin, yani Dev­let’in ve yani yö­ne­ten­le­rin, her türlü eylem ve iş­le­mi yargı de­ne­ti­mi­ne tabi kı­lı­nı­yor­du...
De­mok­ra­si­nin im­kân­la­rı ile kol­tuk­la­rı­na ku­rul­duk­tan sonra de­mok­ra­si­yi rafa kal­dı­ran bir zih­ni­ye­ti tas­fi­ye edi­yor­du…
Evet bütün bu olum­lu iş ve iş­lem­le­rin ha­ya­ta ge­çi­ril­me­si bir as­ke­ri darbe yolu ile ger­çek­le­şi­yor­du.
Bu yol doğru bir yön­tem miydi?
Hayır, de­ğil­di.
Ancak o gün­le­rin şart­la­rın­da 27 Mayıs bir Milli Bay­ram ola­rak kut­la­nı­yor­du.
Şim­di­ler­de ise o ilke ve ide­al­le­ri sa­vun­mak ne­re­dey­se bir suç ha­li­ne ge­ti­ril­di.
Doğru olan, de­mok­ra­tik olan şey bizce şudur:
Belki yol ve yön­tem yan­lış­tı ama, 1960 son­ra­sın­da ül­ke­ye yer­leş­ti­ri­len hu­ku­kun ege­men­li­ği, kişi hak ve öz­gür­lük­le­rin ana­ya­sal gü­ven­ce al­tı­na alın­ma­sı, sen­di­kal hak­la­rın yer­leş­me­si ve dü­şün­ce öz­gür­lü­ğü gibi de­ğer­le­rin top­lu­mun da­mar­la­rı­na ka­zın­ma­sı büyük bir ka­za­nım­dı…
Ama;
İdam­la­rı ve as­ke­ri mü­da­ha­le yön­te­mi­ni bu­gü­nün de­ğer­le­ri ile sa­vun­mak ve ar­ka­sın­da dur­mak -as­la- müm­kün de­ğil­dir. Ama, neyin neyi ge­tir­di­ği­ni ve neyin neyi gö­tür­dü­ğü­nü sor­gu­la­mak da akıl sü­re­ci­nin ihmal edi­le­mez bir vaz­ge­çil­me­zi­dir.
Bugün 28 Mayıs 2026…
O gün 27 Mayıs 1960 idi.
Di­ler­se­niz top­la­yıp çı­kar­ta­lım bu ra­kam­la­rı, o de­ğer­le­ri, yıl­lar için­de­ki ka­za­nım­la­rı­mı­zı, ka­yıp­la­rı­mı­zı.
Ama ob­jek­tif ola­rak…
Bu­gü­nün ko­şul­la­rın­da ola­bil­di­ği kadar ob­jek­tif bir so­ğuk­kan­lı­lık­la…