“Ben aslında öyle demek istemedim.”
“Beni yanlış anladın.”
“Dur, neden böyle yaptığımı anlatayım…”
Gün içinde kendimizi ne kadar çok açıklıyoruz. Neden gelmediğimizi, neden sustuğumuzu, neden “hayır” dediğimizi…
Çoğu zaman bunun altında anlaşılma isteği var. Ama bazen mesele anlaşılmak değil, yanlış anlaşılmaya tahammül edememek.
“Beni kötü biri sanmasın.”
“Bencil olduğumu düşünmesin.”
“Bana kızmasın.”
Böylece karşımızdaki insanın zihnindeki bizi kontrol etmeye çalışıyoruz.
Oysa ne kadar iyi anlatırsak anlatalım, insanların bizi nasıl yorumlayacağını bütünüyle belirleyemeyiz.
Kendimizi doğru ifade etmek bizim sorumluluğumuzdur; herkesin bizi doğru anlamasını sağlamak değil.
Sürekli açıklama ihtiyacının altında bazen reddedilme ya da onaylanmama korkusu bulunabilir. Özellikle çocuklukta kabul görmek için kendini fazlasıyla açıklamak zorunda kalan kişiler, yetişkinlikte de en küçük kararlarının arkasına uzun gerekçeler koyabilir.
Oysa bazen “Bugün gelmek istemiyorum” yeterlidir.
“Hayır” demek için uzun bir savunmaya ihtiyacımız yoktur.
Bu, karşımızdakini önemsememek değil; kendi kararımızın sorumluluğunu taşıyabilmektir.
Elbette yanlış anlaşılmayı düzeltmek, gerektiğinde özür dilemek ve duygularımızı paylaşmak sağlıklı iletişimin parçasıdır. Ancak bir noktadan sonra açıklamak, iletişimden çıkıp kendimizi kabul ettirme çabasına dönüşebilir.
Belki kendimize şu soruyu sormak iyi bir başlangıçtır:
“Şu anda gerçekten kendimi mi anlatıyorum, yoksa hakkımda iyi düşünülmesini mi sağlamaya çalışıyorum?”
Çünkü herkes bizi anlamayabilir.
Herkes bizi sevmeyebilir.
Ve bu, bizim değerimizi belirlemez.
Kendimizi ifade etmek özgürlüktür. Kendimizi sürekli ispatlamak ise bir yüktür.
Klinik Psikolog/ Asuman Köseoğlu