Bir haber oku­yo­ruz. Bir­kaç sa­ni­ye sonra başka bir gö­rün­tü­ye ge­çi­yo­ruz.
Bir fe­la­ket, bir kavga, bir ölüm, bir hak­sız­lık…
Üzül­dü­ğü­mü­zü dü­şü­nü­yo­ruz ama bir­kaç da­ki­ka sonra gün­lük ha­ya­tı­mı­za devam edi­yo­ruz.
Belki de ça­ğı­mı­zın en tuhaf duy­gu­la­rın­dan biri bu:
Çok fazla şey gö­rü­yo­ruz ama gi­de­rek daha az his­se­di­yo­ruz.
Her gün yüz­ler­ce gö­rün­tü­ye, ha­be­re, hi­kâ­ye­ye maruz ka­lı­yo­ruz. Zih­ni­miz ise bütün bu ya­şa­nan­la­rı aynı yo­ğun­luk­ta iş­le­ye­bi­lecek bir ka­pa­si­te­ye sahip değil.
Bir nok­ta­dan sonra ken­di­mi­zi ko­ru­mak için duy­gu­sal bir me­sa­fe ge­liş­ti­re­bi­li­yo­ruz.
Bu, her zaman du­yar­sız ol­du­ğu­muz an­la­mı­na gel­mi­yor.
Bazen tam ter­si­ne, fazla maruz kal­ma­nın so­nu­cun­da yo­ru­lu­yo­ruz.
İnsan zihni sü­rek­li alarm ha­lin­de ka­la­maz. Sü­rek­li üzül­mek, öf­ke­len­mek, kork­mak ve şa­şır­mak müm­kün de­ğil­dir. Bir süre sonra duy­gu­la­rı­mı­zın şid­de­ti aza­la­bi­lir.
İşte bu­ra­da önem­li bir ayrım var:
Duy­gu­sal ola­rak yo­rul­mak başka, du­yar­sız­laş­mak başka.
Bazen “Artık hiç­bir şey beni şa­şırt­mı­yor” der­ken as­lın­da ru­hu­muz bize “Biraz dur­ma­ya ih­ti­ya­cım var” di­yor­dur.
Belki de bu yüz­den zaman zaman ha­ber­ler­den, ek­ran­lar­dan ve sü­rek­li bilgi akı­şın­dan uzak­laş­ma­ya ih­ti­ya­cı­mız var.
Çünkü insan yal­nız­ca bil­giy­le değil, duy­gu­la­rı­nı sin­di­re­bil­di­ği öl­çü­de yaşar.
Her şeye ye­tiş­mek, her şeyi bil­mek ve her şeye tepki ver­mek zo­run­da de­ği­liz.
Bazen bir ha­be­ri hemen tü­ket­mek ye­ri­ne üze­ri­ne dü­şün­mek, bir in­sa­nın acı­sı­nı bir­kaç sa­ni­ye­lik gö­rün­tü ol­mak­tan çı­ka­rıp ger­çek­ten an­la­ma­ya ça­lış­mak bile duy­gu­sal dün­ya­mız­la ye­ni­den bağ kur­ma­mı­za yar­dım­cı ola­bi­lir.
Belki bugün ken­di­mi­ze şu so­ru­yu so­ra­bi­li­riz:
“Ger­çek­ten hiç­bir şey his­set­mi­yor muyum, yoksa his­set­mek için ken­di­me hiç zaman bı­rak­mı­yor muyum?”
Çünkü bazen me­se­le kal­bi­mi­zin taş­laş­ma­sı de­ğil­dir.
Sa­de­ce çok fazla şeye aynı anda ba­kı­yo­ruz.
Ve belki biraz ya­vaş­la­dı­ğı­mız­da, hâlâ şa­şı­ra­bil­di­ği­mi­zi, hâlâ üzü­le­bil­di­ği­mi­zi, hâlâ önem­se­ye­bil­di­ği­mi­zi fark ede­riz.


Kli­nik Psi­ko­log/ Asu­man Kö­se­oğ­lu