Geçtiğimiz günlerde bir ortamda sohbet ederken biri, "Artık herkes depresyonda." dedi. Masadakilerin çoğu da bu cümleyi onayladı. Bir an düşündüm. Gerçekten herkes depresyonda mıydı, yoksa insanlar artık hissettiklerini daha rahat dile getirmeye mi başlamıştı?
Son yıllarda ruh sağlığı hakkında eskisinden çok daha fazla konuşuyoruz. Sosyal medyada, televizyon programlarında, gazetelerde... Kaygı, stres, tükenmişlik, depresyon gibi kavramlar hayatımızın içine daha fazla girdi. Bu durum bazı insanlarda "Eskiden böyle şeyler yoktu." düşüncesini oluşturuyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Aslında eskiden de insanlar üzülüyordu, kaygılanıyordu, yas tutuyordu, hayal kırıklığı yaşıyordu. Geçim sıkıntısı vardı, aile içi sorunlar vardı, belirsizlikler vardı. Kısacası hayatın yükü her dönemde insanların omuzlarındaydı. Fark şu ki, o zamanlar bu duygular hakkında konuşmak bugünkü kadar kolay değildi.
Belki de birçoğumuz çocukluğumuzda benzer cümleler duyduk. "Ağlama.", "Kafana takma.", "Boş ver geçer.", "Güçlü ol." Elbette bu sözler çoğu zaman iyi niyetle söyleniyordu. Kimse karşındakini incitmek istemiyordu. Ancak bazen iyi niyetle söylenen cümleler, duyguların görünmez olmasına neden olabiliyor.
Oysa insanın üzülmesi de, kaygılanması da, korkması da yaşamın doğal bir parçasıdır. Sorun, bu duyguların varlığı değil; onları hiç yokmuş gibi yaşamaya çalışmaktır.
Bugün ise farklı bir noktadayız. İnsanlar hissettiklerini daha çok dile getiriyor. Bu bazen yanlış anlaşılıyor. Bir kişi yaşadığı kaygıyı anlattığında hemen "abartıyor" denilebiliyor. Üzüldüğünü söylediğinde "çok hassas" olmakla suçlanabiliyor. Oysa duyguların dile getirilmesi, onların arttığı anlamına gelmez; yalnızca görünür hâle geldiklerini gösterir.
Bir başka dikkat çekici nokta ise, artık her davranışın altına bir etiket koymaya çalışmamız. Bir gün canımız sıkkınsa hemen "depresyondayım", yoğun bir dönemden geçiyorsak "tükendim" diyebiliyoruz. Elbette ruh sağlığıyla ilgili kavramların bilinmesi önemlidir. Ancak her üzüntü depresyon, her kaygı bir bozukluk değildir. İnsan olmanın doğasında inişler ve çıkışlar vardır. Bazen sadece kötü bir gün geçiririz ve bu da hayatın olağan akışının bir parçasıdır.
Belki de ihtiyacımız olan şey, duygularımızı hemen yargılamak yerine onları anlamaya çalışmaktır. Kendimize zaman tanımak, sevdiklerimizi gerçekten dinlemek ve her sorunun anında çözülmesini beklememek...
Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı, uzun nasihatler değil; yalnız olmadığını hissettiren samimi bir cümledir.
Ruh sağlığını konuşuyor olmak, toplum olarak zayıfladığımızın değil, kendimizi tanımaya başladığımızın bir göstergesi olabilir. Duygularımızı inkâr etmek yerine onları anlamaya çalıştığımız bir dünyada hem kendimizle hem de birbirimizle daha sağlıklı ilişkiler kurabiliriz.
Belki de bundan sonra biri üzgün olduğunu söylediğinde hemen bir çözüm sunmak yerine sadece "Anlatmak ister misin?" diye sormayı deneyebiliriz. Bazen iyileşmenin ilk adımı, anlaşılmaktır.
Haftaya ruh sağlığımızı ilgilendiren başka bir konuda yeniden buluşmak dileğiyle…
Klinik Psikolog
Asuman Köseoğlu