TARİHİN İZİNDE | YILMAZ ÖZ
Bir zamanlar Söke’ye ulaşmak için azgın Büyük Menderes’i aşmak zorunda kalan Yenihisar, bugün Türkiye’nin tanınmış turizm merkezlerinden biri. Peki, ulaşımın bile büyük bir mesele olduğu o yıllarda Didim’in turizm hayalini kim kurdu? İşte, bir valinin vizyonuyla başlayan ve kuşaklar boyunca süren bir dönüşümün hikâyesi…
Bugün Altınkum’un altın sarısı kumlarında yürürken, Apollon Tapınağı’nın binlerce yıllık sütunlarına bakarken ya da Didim’in birbirinden güzel koylarında denizin tadını çıkarırken, bu güzelliklerin bir zamanlar ne kadar ulaşılmaz olduğunu hayal edebiliyor muyuz?

Bir zamanlar Yenihisar, doğanın bütün cömertliğine rağmen ulaşım imkânlarından yoksun, kendi içine kapanmış bir yerleşimdi. Altınkum’un eşsiz sahilleri, bakir koyları, bol oksijenli havası, Apollon Tapınağı ve geniş arazileri turizm için büyük bir potansiyel taşıyordu. Ancak bu potansiyeli hayata geçirebilmek için önce aşılması gereken çok daha büyük bir engel vardı: Ulaşım.
O yıllarda Yenihisar’da ulaşım, yaya olarak ya da at, eşek ve deve sırtında sağlanıyordu. At ve öküz arabası bile herkesin kolayca ulaşabileceği bir imkân değildi. İlçenin idari ve ticari bağlantısı Söke idi. Ancak iki yerleşim arasına Büyük Menderes girmişti. Üstelik bu nehir, sıradan bir su yolu değil, özellikle taşkın dönemlerinde geçit vermeyen, insan hayatını tehdit eden azgın bir engeldi.
Söke’ye gitmek zorunda kalan Yenihisarlılar, yolculuklarını çoğu zaman günler öncesinden planlamak zorundaydı. Yoranlılar, Akköy’de; Akyeniköylüler ise Yortan köyünde gecelemek zorunda kalıyor, ertesi gün yollarına devam ediyordu. Bugün birkaç saatlik yolculuk olarak gördüğümüz mesafeler, o günlerde bir gecelik konaklamayı, zahmeti ve belirsizliği beraberinde getiriyordu.
BİR NEHRİN YUTTUĞU DÖRT HAYAT
Yenihisar’ın ulaşım mücadelesi, yalnızca konfor ve ticaret meselesi değildi. Bazen bir yolun, bir köprünün ya da güvenli bir geçişin bulunmaması, doğrudan hayatla ölüm arasındaki farkı belirliyordu.
Yerel anlatımlarda kuşaktan kuşağa aktarılan acı bir olay, o dönemin şartlarını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Tütün parasını almak ve çeyiz hazırlamak amacıyla Söke’ye giden sekiz Yenihisarlı, dönüş yolunda motorlu bir kayıkla Büyük Menderes’i geçmeye çalışıyordu. Nehir üzerine yeni yapılan Dalyan Köprüsü henüz tamamlanmamıştı. Kayığın köprünün kazıklarına çarpmasıyla büyük bir kaza meydana geldi. Sekiz kişiden yalnızca dördü kurtulabildi; dört kişi ise nehrin sularına kapılarak hayatını kaybetti.

Hayatını kaybedenler Mehmet Cengiz, Hasan Yaman, Arif Salih ve Söke’ye Hüsrev Ak ile nikah kıymaya giden Nezahat AK (İdris Yumak’ın kardeşi) kazadan kurtulan tek kişiydi. ayrıca Balat’tan Durmuş Ateş, Hatice Ballı, Halil İbrahim, Durmuş Ali Işık.
Ulaşım imkânsızlığının Yenihisar’da ne denli ağır sonuçlar doğurduğunu anlatıyor.
Ve tarihin insana düşündüren cilvelerinden biri burada karşımıza çıkıyor.
O kazada yaşamını yitiren Mehmet Cengiz’in oğlu Hasan Cengiz, ilerleyen yıllarda Didim Birlik Taşıma Kooperatifi’nin kuruluşunda yer alacak; torunu Savaş Cengiz ise Söke, Aydın ve Şehirlerarası otobüs seferleri düzenleyen Didim Seyahat’in başkanlığını üstlenecekti.
Bir zamanlar babasının hayatını kaybettiği ulaşım sorunu, sonraki kuşakların emeğiyle aşılmaya çalışılacaktı. Nehrin kıyısında yaşanan acı, yıllar sonra karayoluyla kurulan bağlantıların ve büyüyen ulaşım ağının tarihsel arka planında yerini alacaktı.
1955 DEPREMİ VE BİR KENTİN YENİDEN DOĞUŞU
Yenihisar’ın kaderini değiştiren bir diğer büyük olay ise 1955 yılında yaşanan depremdi.
Bölgeyi sarsan deprem, yalnızca evleri ve yapıları değil, yerleşimin geleceğini de etkiledi. Apollon Tapınağı çevresinde bulunan eski yerleşim, afet sonrasında yeniden düzenlenerek. 1961 yılında dağıtılan afet konutlarıyla yaklaşık bir kilometre güneye taşındı ve Yenihisar adıyla yeni bir yerleşim oluştu.
Depremin ardından barınma ihtiyacı kadar ulaşım ve yardım meselesi de büyük önem taşıyordu. Çadır, un ve diğer yardım malzemelerinin ulaştırılması sırasında Büyük Menderes’in taşkın sularıyla mücadele edildi. Dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik’in Balat’a depremden üç gün sonra ulaşabildi.
Bir yanda depremle yıkılmış evler, diğer yanda ulaşımın önündeki doğal engeller… Yenihisar’ın yeniden ayağa kalkması için yalnızca yeni konutlar değil, yeni yollar, yeni bir yerleşim planı ve geleceğe yönelik bir kalkınma anlayışı gerekiyordu.
Tam da bu dönemde, Aydın’a ve Yenihisar’a farklı bir gözle bakacak bir yönetici görev yapmaya başladı.
ENVER SAATÇİGİL: BİR VALİDEN FAZLASI
1957 yılında Aydın Valiliği görevine başlayan Enver Saatçigil, 1959 yılına kadar görevde kaldı.
Diyarbakırlı olan, şiir ve edebiyata ilgi duyan, tarih ve arkeoloji merakıyla tanınan Saatçigil, Aydın’ın turizm potansiyelini yalnızca bugünün ihtiyaçlarıyla sınırlı görmeyen yöneticilerden biriydi. Onun için Yenihisar, haritada küçük bir köyden ibaret değildi. Gelecekte önemli bir turizm merkezi olabilecek, ancak öncelikle ulaşım ve altyapı sorunlarının çözülmesi gereken bir yerdi.
Söke Belediye Başkanı Karakaş’ın aktardığına göre, 1957 yılında Aydın Valisi Enver Saatçigil, İzmir Bölge Komutanı ile birlikte askerî helikopterle Didim ve Akbük kıyılarını gezmiş, Altınkum’un doğal güzelliğinden etkilenmişti. Bu ziyaretin ardından bölgede bir tatil kenti kurulması düşüncesi gündeme geldi.
Henüz yolların olmadığı, köprülerin eksik olduğu, Söke’ye ulaşmanın bile büyük bir meseleye dönüştüğü bir yerde bir turizm kenti hayal ediliyordu. Üstelik bu hayal, yalnızca bir kaç yazlık ev yapmakla sınırlı değildi. Yeni bir yerleşim planı, konutlar, turistik tesisler, ağaçlandırma ve ulaşım altyapısı gibi birbirini tamamlayan adımların atılması gerekiyordu.
İşte Saatçigil’in adı, bu noktada Yenihisar’ın yakın tarihine kazındı.
ALTINKUM’UN İLK TURİZM ADIMLARI
Saatçigil döneminde Altınkum’un geleceğine yönelik girişimler başladı. Turizm amaçlı yapılaşmanın temelleri atıldı. Dönemin Özel İdare ve Vakıflar imkânları kullanılarak sahilde araziler edinildi. Daha sonra bölgede kurulan kooperatif aracılığıyla tek katlı yazlık evler inşa edildi.
Vakıflar Motel ve Yuvarlak Restoran da Vali Saatçigil döneminin önemli girişimleri arasında gösteriliyor. Bu yapıların ve girişimlerin tarihsel gelişimi, bugün Didim’in turizm geçmişini araştıranlar için önemli bir inceleme konusu.
Yıllar sonra Didim’in simgelerinden biri haline gelecek Altınkum, böylece yalnızca doğal güzelliğiyle değil, yapılan ilk planlama ve yatırımlarla da yeni bir kimlik kazanmaya başladı.
YOLLAR OLMADAN TURİZM OLMAZDI
Yenihisar’ın turizm potansiyelinin ortaya çıkabilmesi için ulaşım sorununun çözülmesi gerekiyordu. O dönemin şartlarında Söke ile Yenihisar arasında bugünkü gibi bir karayolu bağlantısı yoktu. Bodrum’a gitmek isteyenler bile farklı ulaşım araçlarını bir arada kullanmak zorundaydı.

Bodrum’a gitmek için Söke’den Serçin’e ulaşılıyor, buradan kayıkla Bafa Gölü geçiliyor ve yolculuk Bafa üzerinden devam ediyordu. Bu güzergâhın günler sürebildiği belirtiliyor.
Dönemin yol yapım ve bakım çalışmaları, devletin sınırlı imkânlarıyla yürütülüyordu. Yenihisar’a yönelik yol projelerinin hazırlanmasında da Aydın Valiliğinin ve İl Özel İdaresinin önemli rol oynadı. Zira şose ve Köprüler Reisliğinin 10 bölgede Müdürlükleri vardı. Karayolları Umum Müdürlüğü henüz Aydın da teşkilatlanmamıştı.
Saatçigil döneminde iki ayrı güzergâh üzerinde çalışıldığı belirtiliyor. Bunlardan biri Söke-Dalyan üzerinden Muğla il sınırına, diğeri ise Söke-Balat yönüne uzanıyordu. Bu güzergâhların hayata geçirilmesi, yalnızca Yenihisar’ın değil, çevre köylerin de ulaşım imkânlarını değiştirecek nitelikteydi.
Ancak bir yolun planlanması ile bugünkü anlamda asfalt bir karayoluna dönüşmesi aynı şey değildi. Saatçigil döneminde başlatılan yol çalışmalarının sonraki yıllarda da devam ettiği ve asfaltlama çalışmalarının 1963 yılında Aydın Valisi M. Doğan Uluergüven döneminde tamamlanmıştır.
Yol yapımının en dikkat çekici yanlarından biri de bölge halkının katkısıydı. Yoran, Akköy, Akyeniköy, Balat ve Batıköy sakinlerinin, güzergâhların açılması için arazilerinin kamulaştırılmasında ücret talep edilmemiştir.
Bu ayrıntı, dönemin şartlarını anlamak açısından son derece önemli. Çünkü bir zamanlar kendi köyünden başka bir yerleşime gitmekte zorlanan insanlar, gelecekte kurulacak turizm kentinin yolunu açmak için kendi arazilerinden fedakârlık ediyordu.
Yol yalnızca ulaşım değildi. Yol, eğitimdi, ticaretti, sağlık hizmetlerine erişimdi ve geleceğe açılan bir kapıydı.
Bugün Didim olarak bildiğimiz ilçenin modern yerleşim düzeni, işte bu tarihsel sürecin sonucunda şekillendi.
BİR VALİNİN AYDIN’A BIRAKTIĞI KİTAP
Enver Saatçigil’in turizm anlayışını yalnızca yaptığı yatırımlardan okumak eksik olur. Onun Aydın’ın tanıtımı için ortaya koyduğu çalışmalar da dikkat çekicidir.
1958 yılında Aydın Valiliği tarafından yayımlanan Turistik Cephesi ile Aydın adlı eser, bu çalışmaların önemli bir örneğiydi. Kitabın 95 sayfalık, fotoğraflarla zenginleştirilmiş bir eserdir.
Bu kitabın amacı, Aydın’ın turizm potansiyelini tanıtmak, ilin tarihî ve doğal zenginliklerini daha geniş kitlelere duyurmaktı. Saatçigil’in eserin gelirini Aydın’daki yükseköğrenim öğrencilerinin yurt ihtiyacına yönelik derneklere bağışlatmıştır.

Biyografya
Bir valinin görev yaptığı ilin tanıtımını kitaplaştırması, bu çalışmanın gelirini öğrencilerin barınma ihtiyacına ayırması, dönemin kamu hizmeti anlayışı bakımından ayrıca incelenmeye değerdir.
Üstelik Saatçigil’in Aydın’daki görevinden sonra da turizm ve tanıtım alanındaki çalışmaları sürdü. Daha sonraki yıllarda İzmir Valiliği ve İzmir Belediye Başkanlığı görevlerinde bulundu. Ege turizmine katkıları dolayısıyla 1957 yılında Bergama Kermesi Alt’un Sanat Madalyası almıştır.
BİR ŞEHRİN HAFIZASI, ONA EMEK VERENLERİ UNUTMAMALI
Bugün Didim’in dört bir yanında yeni yapılar yükseliyor. Altınkum, yaz aylarında binlerce insanı ağırlıyor. Turizm, ilçenin ekonomik ve sosyal yaşamında belirleyici bir yere sahip. Ancak bütün bu gelişmelerin arkasında, çoğu zaman adı yeterince anılmayan bir geçmiş yatıyor.
Yenihisar’ın turizmle tanışması, bir anda ortaya çıkmış bir dönüşüm değildi. Doğanın sunduğu güzellikler, ancak ulaşım ve altyapı yatırımlarıyla ekonomik ve toplumsal bir değere dönüşebildi. Bu sürecin ilk yıllarında görev yapan Enver Saatçigil’in adı da bu nedenle Didim’in tarihindeki önemli isimlerden biri olarak anılmayı hak ediyor.
Aynı şekilde, Altınkum’un çamlık koruluğunun oluşmasında emeği olan Söke Belediye Başkanı merhum Ekrem Karakaş da unutulmaması gereken isimlerden biri.
Bugün Didim’de pek çok caddeye, parka, meydana ve tesise isim veriliyor. Bu isimler arasında, kentin tarihsel gelişiminde önemli rol oynayan kişilerin de yer alması, geçmişle gelecek arasında bir bağ kurulmasına katkı sağlayabilir.
Elbette bir ismin verilmesi yalnızca tabelaya yazılmasından ibaret olmamalı. Bu kişilerin yaptıkları çalışmalar, dönemin belgeleri, fotoğrafları ve tanıklıklarıyla birlikte gelecek kuşaklara aktarılmalı. Didim’in kuruluş ve gelişim tarihini anlatan bir kent belleği çalışması hazırlanmalı; eski yol güzergâhları, afet konutları, ilk turizm tesisleri ve ilk planlama çalışmaları arşivlenmeli.
Enver Saatçigil’in 1958 tarihli kitabı da bu kent belleğinin önemli parçalarından biri olabilir. Kitabın yeniden basılması, dijital ortama aktarılması ve Didim’in tarihine ilişkin bölümlerinin araştırmacılarla buluşturulması, geçmişin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Bir zamanlar Söke’ye ulaşabilmek için Büyük Menderes’in azgın sularıyla mücadele eden insanların torunları, bugün Türkiye’nin dört bir yanına ulaşım sağlayan bir turizm kentinde yaşıyor.
Bir zamanlar yolsuzluk ve ulaşım imkânsızlığı nedeniyle hayatını kaybedenlerin hikâyeleri, bugün kurulan ulaşım ağlarının tarihsel anlamını daha da derinleştiriyor.
Bir zamanlar yalnızca birkaç kişinin hayal edebildiği turizm kenti düşüncesi ise bugün yüz binlerce insanın yaşamına dokunan büyük bir yerleşime dönüştü.
Didim’in hikâyesi yalnızca deniz, kum ve güneşten ibaret değil. Bu hikâyenin içinde deprem, yoksunluk, fedakârlık, yol mücadelesi, kamu yatırımları ve geleceği görebilen insanların hayalleri var.
Ve belki de artık Didim’in kendi tarihine dönüp, bu hayalleri kuranları ve hayata geçirmek için emek verenleri hatırlamasının zamanı gelmiştir.
Çünkü bir kenti yalnızca binaları ve yolları değil, geçmişte ona yön veren insanların hatıraları da yaşatır.