TARİHİN İZİNDE | YILMAZ ÖZ

AĞ­LA­RA TA­KI­LAN BİNLER­CE YIL­LIK TARİH

BA­LIK­ÇI­LIK: ÇERÇİN DENİZİ’NDEN MAVİŞEHİR’E UZA­NAN ASIR­LIK SE­RÜ­VEN
Didim Ya­rı­ma­da­sı’nda ba­lık­çı­lık yal­nız­ca bir geçim ka­pı­sı ol­ma­dı. Balat’taki va­kıf­la­rın ima­ret­ha­ne­le­rin­den med­re­se­le­re, Çer­çin De­ni­zi ola­rak anı­lan Bafa Gölü’nden Sa­kız­bur­nu Dal­ya­nı’na, Akbük’ün be­re­ket­li koy­la­rın­dan Ko­ve­la Li­ma­nı’na kadar balık; yüz­yıl­lar bo­yun­ca böl­ge­nin eko­no­mi­si­ni, sos­yal ha­ya­tı­nı ve yer­le­şim dü­ze­ni­ni şe­kil­len­dir­di. Bey­le­rin yö­net­ti­ği dal­yan­lar­dan ko­ope­ra­tif­leş­me­ye uza­nan bu uzun hi­kâ­ye­de tek­ne­ler, in­san­lar ve üre­tim bi­çim­le­ri de­ğiş­ti; ancak de­ni­zin ve Büyük Men­de­res’in böl­ge­ye kat­tı­ğı be­re­ket hiç unu­tul­ma­dı.

BALIK YAL­NIZ­CA SOF­RA­YA DEĞİL, MED­RE­SE­YE VE İMA­RET­HA­NE­YE (Osmanlı döneminde yoksullara, öğrencilere, yolculara ve ihtiyaç sahiplerine ücretsiz yemek dağıtılan hayır kurumu) DE GİDİYORDU

Bafa Gölü 1
Didim’in ta­ri­hi­ni yal­nız­ca Apol­lon Ta­pı­na­ğı’nın sü­tun­la­rın­da, Milet’in taş­la­rın­da ve antik kent­le­rin ka­lın­tı­la­rın­da ara­mak eksik kalır.
Bu ya­rı­ma­da­nın bir de ba­lık­la ya­zıl­mış ta­ri­hi var­dır.
Antik çağ­lar­dan bu yana böl­ge­nin önem­li gelir kay­nak­la­rın­dan biri olan ba­lık­çı­lık, yüz­yıl­lar bo­yun­ca ke­sin­ti­siz bi­çim­de devam etti.
Balat ka­za­sın­da İlyas Bey Vakfı’nın üc­ret­siz yemek da­ğı­tan ima­ret­ha­ne­le­ri ve dö­ne­min önem­li eği­tim ku­rum­la­rı olan med­re­se­le­ri için oluş­tu­ru­lan eko­no­mik düzen için­de balık ge­lir­le­ri de önem­li yer tu­tu­yor­du.
Bugün Bafa Gölü ola­rak bil­di­ği­miz, geç­miş­te Çer­çin De­ni­zi adıy­la anı­lan su­lar­da ba­lık­çı re­is­le­ri tut­tuk­la­rı ba­lı­ğın bir bö­lü­mü­nü vakfa ayı­rı­yor, ka­la­nı­nı ça­lı­şan­la­rı ve kü­rek­çi­le­riy­le pay­la­şı­yor­du.
Henüz motor yoktu.
Elekt­rik yoktu.
Buz fab­ri­ka­sı yoktu.
Soğuk hava de­po­su yoktu.
Fakat ba­lı­ğın çev­re­sin­de ku­rul­muş güçlü bir eko­no­mik ve sos­yal düzen vardı.
Balık yal­nız­ca in­san­la­rın kar­nı­nı do­yur­mu­yor, bir sos­yal dü­ze­nin ayak­ta kal­ma­sı­na da katkı sağ­lı­yor­du.

BALAT LİMANI KA­PAN­DI, DAL­YAN­LA­RIN DEVRİ BAŞ­LA­DI
Balat Li­ma­nı’nın za­man­la iş­le­vi­ni kay­bet­me­si böl­ge­nin üre­tim dü­ze­ni­ni de de­ğiş­tir­di.
Bu kez la­gün­ler ve dal­yan­lar öne çıktı.
Bafa Gölü ve Sa­kız­bur­nu Dal­ya­nı yeni dö­ne­min önem­li üre­tim mer­kez­le­ri ara­sın­da yer aldı.
Dev­let ar­şiv­le­rin­den ula­şı­lan bil­gi­le­re göre Bafa Gölü’nün ilk iş­let­me­ci­le­ri ara­sın­da İstan­bul’da ya­şa­yan Macar asıl­lı Fethi Paşa bu­lu­nu­yor­du. Vakıf ise Ro­dos­lu Ahmet Ağa Vakfı’ydı.
Ba­lı­ğı tu­tan­lar yine Çer­çin­li ba­lık­çı­lar­dı.
Yıl­lar iler­le­dik­çe Bafa’nın hi­kâ­ye­si­ne yeni ve güçlü bir isim ek­len­di:
Hü­se­yin Avni Özbaş.
Söke’nin önem­li top­rak sa­hip­le­rin­den ve halı tüc­car­la­rın­dan olan Hü­se­yin Avni Bey’in geniş tarım ara­zi­le­ri, hay­van­cı­lık fa­ali­yet­le­ri ve han­la­rı bu­lu­nu­yor­du. Milas ha­lı­la­rı­nı Mısır’a ihraç edecek kadar geniş bir ti­ca­ret ağına ve güçlü bir ön­gö­rü­ye sa­hip­ti.
Milli Mü­ca­de­le yıl­la­rın­da “Galip Hoca” ile anılan, Hü­se­yin Avni Bey’in, Celal Bayar’la da dost­lu­ğu vardı.
1931 yı­lın­da his­se­le­rin ta­ma­mı­nı alan Hü­se­yin Avni Bey, gölün ta­ma­mı­nın sa­hi­bi oldu.
Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı bu du­ru­ma iti­raz etti.
Dava tam 14 yıl sürdü.
So­nun­da da­va­yı Hü­se­yin Avni Bey ka­zan­dı.

Bafa Gölü 2
BAFA KI­YI­SIN­DA DÖNEMİNİN DEV DAL­YAN İŞLET­MESİ
Hü­se­yin Avni Bey, Bafa’da dö­ne­mi­ne göre son de­re­ce mo­dern bir dal­yan iş­let­me­si oluş­tur­du.
Dal­yan bi­na­la­rın­da İtal­yan fa­yans­la­rı kul­la­nıl­dı.
Al­man­la­ra buz fab­ri­ka­sı yap­tı­rıl­dı.
Topan ke­fal­den diğer tatlı su ba­lık­la­rı­na kadar büyük mik­tar­lar­da üre­tim ya­pı­lır­ken kır­mı­zı hav­yar da önem­li bir ti­ca­ri ürüne dö­nüş­tü.
Bazı dö­nem­ler­de balık o kadar boldu ki yu­mur­ta­la­rı alı­nan ba­lık­lar çev­re­de ya­şa­yan köy­lü­le­re üc­ret­siz da­ğı­tı­lı­yor­du.
Bafa’nın en il­ginç mi­sa­fir­le­rin­den biri ise yılan ba­lık­la­rıy­dı.
Bin­ler­ce ki­lo­met­re­lik ola­ğa­nüs­tü göç yol­cu­lu­ğu­nun ar­dın­dan böl­ge­nin su­la­rı­na ula­şan yılan ba­lık­la­rı ile kır­mı­zı hav­yar, Yu­na­nis­tan’a ve çe­şit­li Av­ru­pa ül­ke­le­ri­ne gön­de­ri­li­yor­du.
Ancak büyük üre­ti­min önem­li bir so­ru­nu vardı:
Ula­şım.


KO­VE­LA’YA UZA­NAN 17 KİLO­MET­RELİK TAŞ YOL
Ba­lık­la­rın pa­za­ra ve li­ma­na ulaş­tı­rıl­ma­sı ama­cıy­la yak­la­şık 17 ki­lo­met­re­lik taş dö­şe­me yol ya­pıl­dı.
Bu yol Bafa çev­re­si­ni Ko­ve­la Li­ma­nı’na, yani bu­gün­kü Ma­vi­şe­hir’e bağ­lı­yor­du.
Halk ara­sın­da yıl­lar­ca “Dö­şe­me Yol” veya “Hü­se­yin Bey Yolu” ola­rak bi­lin­di.
İlk dö­nem­ler­de ba­lık­lar bu yol­dan de­ve­ler­le ta­şın­dı.
Daha sonra üre­tim arttı, kam­yon­lar dev­re­ye girdi.
Bu kam­yon­la­rın şo­för­le­rin­den biri Yo­ran­lı Hasan On­ba­şı’nın oğlu Mus­ta­fa Aşık’tı. Mus­ta­fa Aşık, rah­met­li Muh­tar Bahri Aşık ile Ekrem Aşık’ın ba­ba­sıy­dı.
Ko­ve­la’da o yıl­lar­da güm­rük bile bu­lu­nu­yor­du.
Bugün bu ta­ri­hi yolun bir bö­lü­mü­nün özel bir şir­ke­tin kablo ça­lış­ma­la­rı ne­de­niy­le bo­zul­muş ol­ma­sı üze­rin­de du­rul­ma­sı ge­re­ken bir ko­nu­dur.
Çünkü o yol sı­ra­dan bir köy yolu de­ğil­dir.
O taş­la­rın üze­rin­den Didim ve Bafa’nın eko­no­mik ta­ri­hi geç­miş­tir.

BİR BAŞ­BA­KA­NIN YOLU DA BU DAL­YAN­LAR­DAN GEÇTİ
Böl­ge­nin ba­lık­çı­lık ta­ri­hin­de dik­kat çe­ki­ci isim­ler­den biri de daha sonra Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Baş­ba­ka­nı ola­cak Şükrü Sa­ra­coğ­lu idi.
Sa­ra­coğ­lu’nun Sa­kız­bur­nu Dal­ya­nı’nın def­ter­le­ri­ni tut­tu­ğu dö­nem­ler ol­muş­tu.
Bütün bun­lar, Bafa ve çev­re­sin­de­ki ba­lık­çı­lı­ğın sı­ra­dan bir yerel üre­tim fa­ali­ye­ti ol­ma­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor­du.
Göl, dal­yan­lar, Büyük Men­de­res ve Ege De­ni­zi bir­bi­ri­ne bağlı büyük bir eko­no­mik sis­tem oluş­tu­ru­yor­du.

M E N D E R E S

MEN­DE­RES’İN SUYU İÇİLECEK KADAR TEMİZDİ
Bugün ina­nıl­ma­sı güç ge­le­bi­lir.
Fakat Büyük Men­de­res’in su­yu­nun içi­le­bil­di­ği dö­nem­ler vardı.
Nehir, Ege De­ni­zi ile göl ara­sın­da adeta hayat ta­şı­yan büyük bir damar gi­biy­di.
De­niz­den gelen mil­yar­lar­ca yavru ba­lı­ğı göle ta­şı­yor, Bafa’yı ve çev­re­sin­de­ki la­gün­le­ri bes­li­yor­du.
90 ki­lo­ya kadar ula­şa­bi­len yayın ba­lık­la­rı, iri yu­mur­ta­lı sa­zan­lar, tatlı su mid­ye­le­ri, ke­fal­ler ve daha nice canlı bu büyük eko­sis­te­min par­ça­la­rıy­dı.
Göl ve dal­yan adeta debi der­yay­dı.

HÜSEYİN AVNİ BEY’İN AR­DIN­DAN BİR DEVİR KA­PAN­DI
Hü­se­yin Avni Bey’in eko­no­mik gücü, çev­re­de­ki köy­lü­ler­le zaman zaman an­laş­maz­lık­la­ra da yol açtı.
Özel­lik­le Ser­çin­li köy­lü­ler­le ya­şa­nan tar­tış­ma­lar­da dö­ne­min güçlü ismi ola­rak ağır­lı­ğı­nı his­set­ti­ri­yor­du.
Rum­la­rın ay­rıl­ma­sı­nın ar­dın­dan Akköy ve Ye­ni­köy mez­ra­sı­nın ye­ni­den yer­le­şi­me açıl­ma­sın­da da et­ki­li oldu. İşlet­me­ler­de ça­lı­şa­cak işçi ve kol­cu­la­rın yakın çev­re­de bu­lun­ma­sı­nı is­ti­yor­du.
Akköy köy mey­da­nın­da­ki Ata­türk büs­tü­nün gi­der­le­ri­ni de ken­di­si kar­şı­la­dı.
1959 yı­lın­da eşi­nin te­da­vi­si için git­ti­ği İsviç­re’de ya­şa­mı­nı yi­tir­di.
Yakın dostu Baş­ve­kil Adnan Men­de­res’in gi­ri­şi­miy­le ce­na­ze­si özel uçak­la Tür­ki­ye’ye ge­ti­ril­di.
Ka­la­ba­lık bir ce­na­ze tö­re­ni dü­zen­len­di.
Bir an­lam­da dal­yan bey­le­ri­nin en güçlü dö­nem­le­rin­den biri de ka­pan­ma­ya baş­lı­yor­du.

AKBÜK’ÜN BA­LI­ĞI­NIN ŞÖH­RETİ UZAK­LA­RA ULA­ŞI­YOR­DU
Didim Ya­rı­ma­da­sı’nın bir başka büyük balık ha­zi­ne­si Akbük’tü.
O za­man­ki adıy­la Va­si­li­kos, yani Topal Vasil Kör­fe­zi, pina, mamun, midye, is­ti­rid­ye, ka­ra­di­ken ve eriş­te gibi doğal yem kay­nak­la­rıy­la son de­re­ce zen­gin bir balık me­ra­sıy­dı.
Çi­pu­ra ve turna ba­lık­la­rı­nın önem­li yu­murt­la­ma alan­la­rın­dan bi­riy­di.
Öy­le­si­ne de­ğer­liy­di ki Si­sam­lı, İstan­köy­lü ve Ak­bük­lü Rum ba­lık­çı­lar ara­sın­da av sa­ha­la­rı ne­de­niy­le zaman zaman ça­tış­ma­lar ya­şa­nı­yor, ba­lık­çı­lar bir­bir­le­ri­nin ağ­la­rı­nı ve pa­ra­gat­la­rı­nı ke­si­yor­du.
Ak­bük­lü Rum ba­lık­çı­lar iyi gelir elde edi­yor­du.
Balık sat­mak, alış­ve­riş yap­mak ve eğ­len­mek için bey­gir­ler­le Il­bı­ra Dağı’nı aşa­rak Se­li­mi­ye pa­za­rı­na gi­di­yor­lar­dı.
Se­li­mi­ye es­na­fı on­la­rın ge­li­şi­ni dört gözle bek­li­yor­du.
Çünkü ba­lık­çı gel­di­ğin­de çar­şı­ya para gi­ri­yor­du.

S E R Ç İ N

RUM­LAR GİTTİ, BA­LIK­ÇI­LI­ĞIN SAHİPLERİ DEĞİŞTİ
Mü­ba­de­le ve göç­ler­le bir­lik­te böl­ge­nin top­lum­sal ya­pı­sı de­ğiş­ti.
Ba­lık­çı­lık­ta da yeni bir dönem baş­la­dı.
Lagün ve dal­yan­la­rı artık Türk­ler iş­le­te­cek­ti.
1973 yı­lın­da, ken­di­si de Ak­köy­lü olan Vali Yar­dım­cı­sı ağa­be­yi­miz Sadık İkizek’in gi­ri­şim­le­riy­le ilk Su Ürün­le­ri Ko­ope­ra­ti­fi ku­rul­du.
Bu aynı za­man­da Didim’de ku­ru­lan ilk ko­ope­ra­tif­ti.
Ar­dın­dan Ka­ri­na ve Sa­kız­bur­nu ko­ope­ra­tif­le­ri geldi.
Fakat böl­ge­ye mü­ba­dil, mu­ha­cir ve Yörük ola­rak gelen in­san­la­rın önem­li bir bö­lü­mü deniz ba­lık­çı­lı­ğı­na ya­ban­cıy­dı.
Yoran, Akköy ve Ak­ye­ni­köy­lü­ler uzun süre ba­lık­çı­lı­ğa me­sa­fe­li kal­dı­lar.
Sonra deniz on­la­ra da kendi di­li­ni öğ­ret­ti.

YO­RAN­LI­LAR BA­LIK­ÇI­LI­ĞI BOD­RUM­LU­LAR­DAN GÖRDÜ
Yo­ran­lı­la­rın deniz ba­lık­çı­lı­ğı­na yö­nel­me­sin­de Bod­rum­lu ba­lık­çı­la­rın önem­li et­ki­si oldu.
Bod­rum­lu ba­lık­çı­lar Al­tın­kum’a ge­li­yor, ba­lık­çı is­ke­le­si­ne ya­na­şı­yor­du.
Yo­ran­lı­lar­dan kı­yıl­mış tütün, un ve ekmek alı­yor; kar­şı­lı­ğın­da si­ga­ra kâ­ğı­dı, la­ha­na, pı­ra­sa, man­da­li­na, por­ta­kal, ka­yı­sı ve eşek in­ci­ri gibi ürün­ler ve­ri­yor­lar­dı.
Para yoktu.
Takas vardı.
Bu ti­ca­ret Bal­kan Türk­me­ni Yo­ran­lı­la­rın il­gi­si­ni çekti.
Ön­le­rin­de uçsuz bu­cak­sız bir deniz vardı.
Ve onlar da ba­lık­çı­lı­ğa baş­la­dı­lar.
İlk yıl­lar­da ay ışı­ğın­da, löküs ve fe­ner­le kendi ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­ya­cak kadar balık av­lı­yor­lar­dı.
Son­ra­sın­da ku­ri­te adı ve­ri­len mo­tor­suz, kü­rek­le çe­ki­len küçük ka­yık­lar­la de­ni­ze açıl­ma­ya baş­la­dı­lar.

Çağalar
Ba­lık­çı Erkal Tık­kın’ın ak­tar­dı­ğı bil­gi­le­re göre ilk ba­lık­çı­lar ara­sın­da İbra­him Ku­lak­çı, Ba­lık­çı Memiş, Sü­ley­man Avcı, Meh­met Çağ­lar, Şükrü Çağ­lar, Selim Pur­gaç, Hü­se­yin Gün­do­ğan (Pa­la­bı­yık) ve Tan­ye­ri­ler bu­lu­nu­yor­du.

AKBÜK BA­LIK­LA­RI İZMİR’İN LE­VAN­TEN SOF­RA­LA­RI­NA GİDİYORDU
O yıl­lar­da en büyük sorun ba­lı­ğı ya­ka­la­mak değil, bo­zul­ma­dan pa­za­ra ulaş­tır­mak­tı.
Buz ve ula­şım ola­nak­la­rı son de­re­ce sı­nır­lıy­dı.
Didim ve Akbük’ün ba­lı­ğı­nı uzun yıl­lar Kazık Ünal aldı.
Akbük’ün çi­pu­ra­sı ve lev­re­ği ise ayrı bir üne sa­hip­ti.
İzmir’in var­lık­lı Le­van­ten aile­le­ri­nin Akbük ba­lı­ğı­nı ter­cih ederdi.
Zaman için­de yeni alı­cı­lar geldi.
Ba­lık­çı­lık bü­yü­dü.
Yo­ran­lı­lar­dan gır­gır ba­lık­çı­lı­ğı­na gi­ren­ler oldu. Habeş Meh­met’in ço­cuk­la­rı ve Memiş Ka­ra­ca bun­lar­dan ba­zı­la­rıy­dı.
Artık Yo­ran­lı yal­nız­ca tütün üret­mi­yor­du.
De­ni­ze de açı­lı­yor­du.

BEY­LERİN DAL­YA­NIN­DAN KÖY­LÜ­NÜN KO­OPE­RATİFİNE
Akköy’de Su Ürün­le­ri Ko­ope­ra­ti­fi’nin ku­rul­ma­sı, dal­yan­la­rı el­le­rin­de tutan Söke bey­le­ri­ni de et­ki­le­di.
Ba­zı­la­rı kendi is­te­ğiy­le, ba­zı­la­rı ise ka­mu­laş­tır­ma sü­re­ci­nin ar­dın­dan ba­lık­çı­lık iş­let­me­ci­li­ğin­den çe­kil­di.
Ancak Sa­kız­bur­nu Dal­ya­nı sa­hip­le­riy­le Ser­çin­li ba­lık­çı­lar ara­sın­da­ki an­laş­maz­lık­lar gi­de­rek bü­yü­dü.
Kav­ga­lar ve ça­tış­ma­lar ya­şan­dı.
Konu ulu­sal ba­sı­na ta­şın­dı.
Tür­ki­ye Büyük Mil­let Mec­li­si’nde tar­tı­şıl­dı.
Yazar Zeki Öz­tu­ran­lı’nın ka­le­me al­dı­ğı ve Yıl­dız Ken­ter’in rol al­dı­ğı “Batak Göl” oyunu da bu dö­ne­min top­lum­sal at­mos­fe­ri­ni sah­ne­ye ta­şı­dı.
So­nun­da dö­ne­min Baş­ba­ka­nı Bü­lent Ece­vit ko­nu­ya ka­yıt­sız kal­ma­dı.
Söke Be­le­di­ye Mey­da­nı’nda göl ve dal­yan­la­rın ka­mu­laş­tı­rı­la­ca­ğı­nı açık­la­dı.
Tarım ve Kö­yiş­le­ri Ba­ka­nı Ali Topuz ile Ba­kan­lık Müs­te­şar Yar­dım­cı­sı Murat Ka­ra­yal­çın’a ge­rek­li ça­lış­ma­lar için ta­li­mat ve­ril­di.
Göl ve dal­yan ka­mu­laş­tı­rıl­dı.
1977 yı­lın­da çevre köy­le­ri­ni kap­sa­yan Su Ürün­le­ri Ko­ope­ra­ti­fi ku­rul­du.
Böy­le­ce yüz­yıl­lar­ca bey­le­rin, büyük top­rak sa­hip­le­ri­nin ve özel iş­let­me­le­rin ege­men ol­du­ğu sis­tem­den ko­ope­ra­tif­leş­me­ye doğru önem­li bir geçiş ya­şan­dı.

Bafa Gölü 3

BİR ŞEY EKSİK KALDI: BİLİM
Fakat bütün bu mü­ca­de­le­le­rin so­nun­da bana göre en önem­li ek­sik­lik gi­de­ri­le­me­di:
Bi­lim­sel araş­tır­ma ve eği­tim.
Bir dü­şü­nün...
Ege De­ni­zi...
Büyük Men­de­res Del­ta­sı...
Yak­la­şık 70 bin de­kar­lık Bafa Gölü...
La­gün­ler...
Dal­yan­lar...
Koy­lar...
Tatlı suyla deniz su­yu­nun bu­luş­tu­ğu alan­lar...
Ba­lık­la­rın göç yol­la­rı...
Yüz­yıl­la­rın ba­lık­çı­lık kül­tü­rü...
Bu­ra­sı başlı ba­şı­na doğal bir su ürün­le­ri la­bo­ra­tu­va­rı­dır.
Bu coğ­raf­ya bir Su Ürün­le­ri Fa­kül­te­si­ni çok­tan hak et­mek­te­dir.
Benim bu yön­de­ki ça­ba­la­rım ne yazık ki bu­gü­ne kadar kar­şı­lık bul­ma­dı.
Oysa bu­ra­da ku­ru­la­cak bir fa­kül­te yal­nız­ca öğ­ren­ci ye­tiş­tir­mez­di.
Bafa Gölü’nü bi­lim­sel ola­rak araş­tı­rır, Büyük Men­de­res’in de­ği­şi­mi­ni izler, la­gün­le­rin ge­le­ce­ği­ni plan­lar, balık stok­la­rı­nı takip eder ve ge­le­nek­sel ba­lık­çı­nın yüz­ler­ce yıl­lık tec­rü­be­si­ni mo­dern bi­lim­le bu­luş­tu­rur­du.
Belki en önem­li­si de kay­bet­mek­te ol­du­ğu­muz su kül­tü­rü­nü ge­lecek ku­şak­la­ra ak­ta­rır­dı.

SU HÂLÂ HA­TIR­LI­YOR...
Bugün kı­yı­lar­da yü­rü­dü­ğü­müz­de eski dal­yan­la­rın ba­zı­la­rı­nı artık gö­re­mi­yo­ruz.
Bazı yol­lar kay­bol­du.
Bazı isim­ler unu­tul­du.
Bir za­man­lar de­ve­le­rin balık ta­şı­dı­ğı Ko­ve­la bugün Ma­vi­şe­hir.
Yoran bugün Didim.
Çer­çin De­ni­zi bugün Bafa Gölü.
Bey­le­rin yö­net­ti­ği dal­yan­la­rın ye­ri­ni ko­ope­ra­tif­ler aldı.
Ku­ri­te­le­rin ye­ri­ni mo­tor­lu tek­ne­ler aldı.
Lö­küs­le­rin ışığı söndü; ba­lık­çı tek­ne­le­ri­ne elekt­ro­nik ci­haz­lar girdi.
Fakat deniz aynı deniz.
Bafa hâlâ orada.
Büyük Men­de­res hâlâ akı­yor.
Ve ben ina­nı­yo­rum ki su, in­san­lar­dan daha uzun bir ha­fı­za­ya sa­hip­tir.
İlyas Bey Vakfı’na balık veren kü­rek­çi­le­ri ha­tır­lar.
Çer­çin­li ba­lık­çı­la­rı ha­tır­lar.
Hü­se­yin Avni Bey’in dal­yan­la­rı­nı ha­tır­lar.
De­ve­ler­le Ko­ve­la’ya ta­şı­nan ba­lık­la­rı ha­tır­lar.
Akbük’ün çi­pu­ra­sı­nı bek­le­yen Se­li­mi­ye es­na­fı­nı ha­tır­lar.
Ay ışı­ğın­da ku­ri­tey­le de­ni­ze açı­lan Yo­ran­lı­la­rı ha­tır­lar.
Ser­çin­li ba­lık­çı­la­rın mü­ca­de­le­si­ni ha­tır­lar.
Çünkü Didim’in ta­ri­hi yal­nız­ca mer­mer sü­tun­la­ra ya­zıl­ma­dı.
Bir bö­lü­mü ağ­la­ra ta­kıl­dı.
Bir bö­lü­mü kü­rek­le­rin ucun­dan de­ni­ze dam­la­dı.
Bir bö­lü­mü Men­de­res’in su­la­rıy­la Bafa’ya ta­şın­dı.
Bir bö­lü­mü Akbük’ün mavi koy­la­rın­da kaldı.
İnsan de­ğiş­ti.
Tekne de­ğiş­ti.
Dal­yan­la­rın sa­hip­le­ri de­ğiş­ti.
Köy­le­rin isim­le­ri de­ğiş­ti.
Ama bin­ler­ce yıl­dır de­ğiş­me­yen bir şey var:
DENİZ BE­RE­KET VERDİKÇE, DİDİM’DE BA­LIK­ÇI­LI­ĞIN HİKÂYESİ BİTME­YECEK.