TARİHİN İZİNDE | YILMAZ ÖZ

Bu­gün­kü ya­zı­mız­da, Antik Çağ’dan bu yana Didim Ya­rı­ma­da­sı’nın ta­rım­sal ürün­le­ri­ni ve sahip ol­du­ğu po­tan­si­ye­li ya­za­ca­ğım.
Didim, ta­rım­sal yön­den iklim şart­la­rı­nın uy­gun­lu­ğu ne­de­niy­le bir­çok me­de­ni­ye­tin ku­rul­ma­sı­na imkân sağ­la­mış­tır. Antik dö­nem­de hay­van­cı­lık önem­li bir geçim kay­na­ğıy­dı. Özel­lik­le mor renk­li ko­yun­lar da­mız­lık ola­rak ko­lo­ni­le­re ihraç edi­li­yor­du. Er­gu­van renk­li yün­den ya­pı­lan pal­to­lar ise zen­gin­ler, soy­lu­lar ve ge­ne­ral­ler ta­ra­fın­dan ter­cih edi­li­yor­du.
Yüz­yıl­lar sonra Ro­ma­lı doğa ta­rih­çi­si Pli­ni­us, Milet yü­nü­nü dö­ne­min en ka­li­te­li yün­le­rin­den biri ola­rak de­ğer­len­dir­di. Öyle ki Milet yü­nün­den ya­pı­lan pal­to­lar “Mi­le­si­an”, yani “Milet işi” diye anı­lı­yor­du.

Yılmaz 2
Bunun ya­nın­da buğ­day, arpa, mer­ci­mek, zey­tin, üzüm ve badem böl­ge­nin önem­li ürün­le­riy­di. Datça Ya­rı­ma­da­sı’ndan sonra en ka­li­te­li ba­dem­le­rin Didim Ya­rı­ma­da­sı’nda ye­tiş­ti­ği bi­li­ni­yor­du. Ancak çe­şit­li se­bep­ler­den do­la­yı badem ağaç­la­rı­nın sa­yı­sı za­man­la azal­dı.
Zey­tin ağacı ise bin­ler­ce yıl bo­yun­ca böl­ge­nin ses­siz ama sadık ta­nı­ğı oldu. Gel­di­ği­miz nok­ta­da onlar da azal­dı­lar, hatta bazı böl­ge­ler­de yok ol­du­lar. Bunun sebep ve so­nuç­la­rı­nı önü­müz­de­ki gün­ler­de ayrı bir ya­zı­da ele ala­ca­ğım.
Ya­rı­ma­da­nın or­man­la­rı gür ve sıktı. Gemi ve in­şa­at ya­pım­la­rı için bol mik­tar­da ke­res­te vardı. Ku­ru­tul­muş ve tuz­lan­mış balık da önem­li ih­ra­cat ka­lem­le­ri ara­sın­day­dı. Bu ne­den­le Milet önem­li bir ti­ca­ret ve liman şehri oldu. Yüz­ler­ce ti­ca­ret ko­lo­ni­si vardı.
Fakat do­ğa­nın kur­du­ğu me­de­ni­yet­le­ri yine doğa de­ğiş­ti­ri­yor­du.
Büyük Men­de­res, dağ­lar­dan ko­par­dı­ğı top­rak­la­rı önüne katıp ta­şı­dı. Ge­tir­di­ği mil­ler, Milet ve Didim’in eski muh­te­şem ve par­lak gün­le­ri­ne son verdi. Bir me­de­ni­yet çö­ker­ken ye­ri­ni kök­le­ri boz­kır­la­ra uza­nan Türk bey­le­ri­ne bı­ra­kı­yor­du.
Men­te­şe Bey­li­ği ve Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu dö­ne­min­de Balat Li­ma­nı öne çı­kı­yor­du. Piri Reis, Balat’ın öne­mi­ne bi­na­en Balat Li­ma­nı’nı ha­ri­ta­sı­na iş­le­di. Balat ka­za­sı, 63 köyü ve li­ma­nıy­la par­lak gün­le­ri­ni ya­şa­dıy­sa da doğa ona da ya­pa­ca­ğı­nı yaptı.
Be­re­ket tan­rı­sı Men­de­res yeni ha­ri­ta­sı­nı çizdi ve za­man­la Milet’i iş­lev­siz hâle ge­tir­di.
Balat’ı zi­ya­ret eden Ev­li­ya Çe­le­bi, bu hazin du­ru­mu Se­ya­hat­na­me­si’nde dra­ma­tik bir şe­kil­de an­lat­tı. Sıtma öy­le­si­ne et­ki­liy­di ki bı­ra­kın in­san­la­rı, ser­çe­le­rin bile sıtmada ağaç­lar­dan düşüp öl­dü­ğü­nü ak­ta­rı­yor­du.
Son­ra­ki yıl­lar­da, Os­man­lı dö­ne­min­de Didim Ya­rı­ma­da­sı gö­çe­be Yö­rük­le­rin me­ra­sı oldu. Pa­di­şah Ka­nu­ni Sul­tan Sü­ley­man’ın oğlu Şeh­za­de II. Selim’in tı­ma­rıy­dı.
Bugün çok bi­lin­me­se de Didim’de iki Türk köyü vardı. İslam Yoran’dan daha eski ol­du­ğu be­lir­ti­len Su­lu­ba­tak ve Ca­na­var De­re­si’nin üst kıs­mın­da mez­ra­yı an­dı­ran Ura köyü bu­lu­nu­yor­du. Bu köy bu­gü­ne kadar ne­den­se pek dil­len­di­ril­me­di.
Ya­rı­ma­da, Balat ka­za­sı hariç, “Yoran” is­miy­le anıl­dı.
Bakir kal­mış bu ya­rı­ma­da, Milet ve Apol­lon Ta­pı­na­ğı ve­si­le­siy­le sey­yah­la­rın ve ar­ke­olog­la­rın dik­ka­ti­ni çekti. Araş­tı­rı­la­cak yeni şey­le­rin, keş­fe­di­lecek yeni yer­le­rin bu­lun­du­ğu böl­ge­ler­den bi­riy­di.

Yılmaz 1
Os­man­lı Dev­le­ti de kendi dı­şın­da ya­şa­nan ge­liş­me­le­re ka­yıt­sız ka­la­maz­dı, kal­ma­dı da.
Fran­sız İhti­la­li’nin ge­tir­di­ği ba­ğım­sız­lık ve öz­gür­lük fi­kir­le­ri, im­pa­ra­tor­lu­ğun te­ba­ası olan azın­lık­la­rı da et­ki­le­di. Vergi ver­me­yi red­det­me­le­ri, yerel is­yan­la­rın çık­ma­sı, ay­rı­lık­çı fi­kir­ler ve ayrı dev­let kurma ta­lep­le­ri Os­man­lı Dev­le­ti’ni yeni iskân po­li­ti­ka­la­rı uy­gu­la­ma­ya mec­bur etti.

Plan şuydu:
Ana­do­lu’daki Yörük gö­çer­ler yer­le­şik dü­ze­ne ge­çi­ri­lecek, azın­lık­lar ise ba­tak­lık­la­rı ku­ru­tup üre­ti­me uygun tarım ara­zi­le­ri oluş­tu­ra­cak­tı.
Os­man­lı Dev­le­ti, de­niz­ci­li­ği, gemi ve kayık ya­pı­mı­nı ve ba­lık­çı­lı­ğı iyi bilen, ada­lar ve Yunan ana ka­ra­sın­da­ki is­yan­cı Or­to­doks ve Ar­na­vut Rum­la­rı Didim Ya­rı­ma­da­sı’nda zo­run­lu is­kâ­na tabi tuttu.
Hedef ta­rım­dı.
Top­rak ya­pı­sı­na uygun ola­rak hay­van­cı­lık, zey­tin, bağ, badem, tütün ve piyan baş­lı­ca üre­tim ka­lem­le­riy­di. Ba­lık­çı­lık için la­gün­ler­de yeni dal­yan­lar ya­pı­la­cak­tı.
Yüz­ler­ce yıl ön­ce­sin­de, Os­man­lı dö­ne­min­de Balat Li­ma­nı’nda tek geçim kay­nak­la­rı ba­lık­çı­lık olan Say­yad­lar (Kemal Ka­bak­la­rın ata­la­rı) zaten Balat Li­ma­nı’nda ge­mi­ci­lik ve ba­lık­çı­lık ya­pı­yor­du.
Son­ra­ki yıl­lar­da ilaç sa­na­yi­sin­de kul­la­nı­lan piyan, yani meyan da bun­la­ra ek­len­di.
Bütün bun­la­rı de­ğer­len­di­ren Os­man­lı Dev­le­ti, de­niz­ci­lik ve ba­lık­çı­lı­ğı iyi bilen, gemi yapım ve ta­mi­ra­tın­dan an­la­yan ada Rum­la­rın­dan da ya­rar­lan­dı. Didim Ya­rı­ma­da­sı’nda bol mik­tar­da bu­lu­nan ardıç ağa­cın­dan Os­man­lı gemi ve ka­yık­la­rı için kat­ran üre­til­di.
Ardıç ağacı ay­rı­ca dal­yan­lar­da tonoz ka­zı­ğı ve ev ça­tı­la­rın­da “söğen” ola­rak kul­la­nıl­dı. Bu yoğun kul­la­nım ne­de­niy­le ya­rı­ma­da­da­ki ardıç ağaç­la­rı­nın sa­yı­sı zaman içe­ri­sin­de azal­dı.
Ya­rı­ma­da­da aynı anda Ka­ba­ha­yıt, Bölme, Ka­ra­ca, Tuzla ve Arap­ça göl­le­ri ola­rak bi­li­nen la­gün­ler; deniz, Bafa Gölü ve yayın ba­lık­la­rıy­la meş­hur Men­de­res Nehri bu­lu­nu­yor­du. Bun­la­rın ya­nın­da Akbük, (Va­si­li­kos Kör­fe­zi) ile Dal­ya­na­ki, bu­gün­kü Zon­gul­dak Si­te­si önün­de­ki koy, böl­ge­nin su ürün­le­ri açı­sın­dan önem­li alan­la­rı ara­sın­day­dı.
Didim Ya­rı­ma­da­sı, ba­lık­çı­lık açı­sın­dan en büyük üre­tim alan­la­rın­dan bi­riy­di.
Antik dö­nem­de ya­rı­ma­da, ku­ru­tul­muş balık ve zey­tin­ya­ğı gibi de­ğer­li ürün­le­ri ne­de­niy­le bar­bar­la­rın is­ti­la­sı­na uğ­ra­mış bir yerdi. Öyle ki Antik Milet’te yunus ba­lı­ğı kut­sal­dı. De­niz­de ge­mi­ci­le­ri ve ba­lık­çı­la­rı ko­ru­du­ğu­na ina­nı­lan Apol­lon Delp­hi­ni­os’un ta­pı­na­ğı vardı.
Didim, ba­lık­çı­lık için de büyük bir po­tan­si­ye­le sa­hip­ti.
Ancak bu­gü­ne gel­di­ği­miz­de, kül­tür ba­lık­çı­lı­ğı hariç tu­tul­du­ğun­da, Didim’de ge­le­nek­sel ba­lık­çı­lı­ğın sahip ol­du­ğu bu ta­rih­sel po­tan­si­yel öl­çü­sün­de ge­li­şe­me­di­ği­ni gö­rü­yo­ruz.
Bir da­ha­ki ya­zım­da öz kay­na­ğı­mız olan ancak zaman içe­ri­sin­de kay­bet­ti­ği­miz dal­yan­la­rı­mı­zı ve balık me­ra­la­rı­mı­zı; su ürün­le­ri­mi­zi ve en­de­mik ürün­le­ri­mi­zi, bun­la­rın ge­çir­di­ği de­ği­şi­mi ve ye­ni­den ge­liş­ti­ril­me­si için öne­ri­le­ri­mi ya­za­ca­ğım.