TARİHİN İZİNDE | YILMAZ ÖZ

Giden Rum­lar, Gelen Mü­ba­dil­ler ve Bir Ya­rı­ma­da­nın De­ği­şen Ka­de­ri
Tarih bazen büyük dev­let­le­rin sa­ray­la­rın­da ya­zı­lır; fakat be­de­li­ni, ha­ri­ta­da adı bile zor bu­lu­nan küçük köy­ler­de ya­şa­yan in­san­lar öder.
Yüz­yı­lın ba­şın­da dünya büyük bir he­sap­laş­ma­ya doğru sü­rük­le­nir­ken Didim Ya­rı­ma­da­sı'nda hayat kendi ha­lin­de devam edi­yor­du. O gün­ler­de bu­gün­kü Didim henüz bu­gün­kü adıy­la anıl­mı­yor­du. Yoran vardı, Akköy vardı, Akbük vardı; Milet'in bin­ler­ce yıl­lık taş­la­rı, Ege'nin karşı kı­yı­sın­da­ki ada­lar ve Ana­do­lu ara­sın­da gidip gelen tek­ne­le­ri sey­re­di­yor­du.
Top­rak be­re­ket­liy­di. Deniz cö­mert­ti.
Rum­lar ve Türk­ler aynı ya­rı­ma­da­nın rüz­gâ­rı­nı so­lu­yor, aynı de­ni­zin ba­lı­ğı­nı tu­tu­yor, aynı top­ra­ğın ürü­nü­nü pa­zar­lı­yor­du.
Fakat Av­ru­pa'da baş­la­yan fır­tı­na, kısa süre sonra Ege kı­yı­la­rı­na kadar ula­şa­cak­tı.

Yilmaz Öz

İMPA­RA­TOR­LUK­LA­RIN SA­VA­ŞI
Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı yal­nız­ca cep­he­ler­de karşı kar­şı­ya gelen or­du­la­rın sa­va­şı de­ğil­di. Sa­na­yi­le­şen dev­let­ler ara­sın­da pa­zar­lar, ti­ca­ret yol­la­rı, sö­mür­ge­ler, deniz yol­la­rı ve st­ra­te­jik böl­ge­ler üze­rin­de yıl­lar­dır devam eden re­ka­bet büyük bir he­sap­laş­ma­ya dö­nüş­müş­tü.
Bri­tan­ya İmpa­ra­tor­lu­ğu dün­ya­nın en büyük deniz gü­cüy­dü. Fran­sa geniş sö­mür­ge­le­re sa­hip­ti. Al­man­ya hızla yük­se­li­yor ve mev­cut dünya dü­ze­nin­de daha büyük pay is­ti­yor­du. Rusya sıcak de­niz­le­re ulaş­ma si­ya­se­ti­ni sür­dü­rü­yor­du.

Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu ise yüz­yıl­lar­dır hâkim ol­du­ğu top­rak­la­rı birer birer kay­be­di­yor­du.
Özel­lik­le Bal­kan­lar artık büyük güç­le­rin re­ka­bet alan­la­rın­dan bi­riy­di.
1912-1913 Bal­kan Sa­vaş­la­rı Os­man­lı Dev­le­ti için büyük bir kı­rıl­ma oldu. Se­la­nik kay­be­dil­di; yüz bin­ler­ce Müs­lü­man ve Türk, Bal­kan­lar­dan Ana­do­lu'ya doğru göç etmek zo­run­da kaldı.
Bu in­san­lar daha sonra Ana­do­lu'nun pek çok ye­rin­de ol­du­ğu gibi Ege'nin ka­sa­ba ve köy­le­rin­de de yeni ha­yat­lar ku­ra­cak­tı.
On­la­ra geç­miş­ten kalan güçlü bir isim eşlik edi­yor­du:
Ev­lad-ı Fa­ti­han.
Ru­me­li'ye yüz­yıl­lar önce yer­leş­miş Os­man­lı-Türk top­lu­luk­la­rı­nın ço­cuk­la­rı artık ter­si­ne bir yol­cu­lu­ğa çı­kı­yor­du.
De­de­le­ri­nin Ana­do­lu'dan Bal­kan­la­ra git­ti­ği yol­la­rı, to­run­la­rı bu kez Ana­do­lu'ya dön­mek için kul­la­na­cak­tı.

ÇA­NAK­KA­LE'DE DEĞİŞEN HE­SAP­LAR
1914'te Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı baş­la­dı­ğın­da Os­man­lı Dev­le­ti Al­man­ya'nın ya­nın­da sa­va­şa girdi.
İtilaf Dev­let­le­ri için İstan­bul ve Bo­ğaz­lar son de­re­ce önem­liy­di. Ça­nak­ka­le ge­çi­lecek, İstan­bul'a ula­şı­la­cak ve Rusya ile gü­ven­li bir ikmal bağ­lan­tı­sı ku­ru­la­cak­tı.
Fakat hesap tut­ma­dı.
1915'te Ça­nak­ka­le ön­le­ri­ne gelen İngi­liz ve Fran­sız do­nan­ma­la­rı ağır ka­yıp­lar verdi. Ar­dın­dan baş­la­yan kara sa­vaş­la­rın­da da Os­man­lı or­du­su­nun di­re­ni­şi aşı­la­ma­dı.
Ça­nak­ka­le ge­çi­le­me­di.
Ancak savaş başka cep­he­ler­de devam etti.
Irak'ta Kutü'l-Ama­re'de İngi­liz kuv­vet­le­ri 1916'da Os­man­lı or­du­su­na tes­lim olur­ken, bir­kaç yıl sonra den­ge­ler ye­ni­den de­ği­şe­cek­ti. İngil­te­re ve müt­te­fik­le­ri Arap coğ­raf­ya­sın­da­ki ge­liş­me­ler­den de ya­rar­la­na­rak Os­man­lı top­rak­la­rın­da iler­le­di.
1918'e ge­lin­di­ğin­de Os­man­lı Dev­le­ti artık sa­va­şı sür­dü­re­bi­lecek du­rum­da de­ğil­di.
30 Ekim 1918'de Mond­ros Mü­ta­re­ke­si im­za­lan­dı.
Bir im­pa­ra­tor­lu­ğun altı asır­lık hi­kâ­ye­sin­de son perde açıl­mış­tı.
Ve o per­de­nin göl­ge­si Didim Ya­rı­ma­da­sı'nın üze­ri­ne de dü­şe­cek­ti.

SAVAŞ BİTTİ AMA EGE'DE BARIŞ GEL­MEDİ
Av­ru­pa'da si­lah­lar sus­muş­tu.
Ama Ana­do­lu için savaş henüz bit­me­miş­ti.
ABD Baş­ka­nı Wo­od­row Wil­son'ın savaş son­ra­sın­da or­ta­ya koy­du­ğu il­ke­ler ara­sın­da halk­la­rın ge­le­ce­ğiy­le il­gi­li dü­şün­ce­ler de bu­lu­nu­yor­du.
Galip dev­let­ler Os­man­lı top­rak­la­rı­nın ge­le­ce­ği­ni kendi çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da tar­tı­şı­yor­du.
İngil­te­re, Fran­sa ve İtalya'nın Doğu Ak­de­niz ve Ana­do­lu üze­rin­de­ki he­sap­la­rı­nın ara­sı­na Yu­na­nis­tan'ın Me­ga­li İdea ola­rak bi­li­nen ge­niş­le­me ül­kü­sü de girdi.
15 Mayıs 1919'da Yunan or­du­su İzmir'e çıktı.
Artık savaş, Didim'in kar­şı­sın­da­ki Ege'den Ana­do­lu'nun içine doğru iler­li­yor­du.
Ve büyük dev­let­le­rin ma­sa­la­rın­da çi­zi­len sı­nır­la­rın be­de­li­ni yine sı­ra­dan in­san­lar öde­ye­cek­ti.

YORAN'DA BİR SABAH
Şimdi gö­zü­mü­zü ha­ri­ta­lar­dan kal­dı­rıp Didim Ya­rı­ma­da­sı'na çe­vi­re­lim.
Bir sabah Yoran'da ol­du­ğu­mu­zu dü­şü­ne­lim.
Apol­lon Ta­pı­na­ğı'nın dev sü­tun­la­rı­nın ara­sın­dan güneş yük­se­li­yor.
Bir evin av­lu­sun­da ekmek pi­şi­yor.
Başka bir evde zey­tin­ler ha­zır­la­nı­yor.
Bir Rum ba­lık­çı de­ni­ze açıl­mak için ağ­la­rı­nı tek­ne­si­ne yer­leş­ti­ri­yor. Bir çift­çi ba­ğı­nın yo­lu­nu tu­tu­yor.
Belki ço­cuk­lar bir­bir­le­ri­nin di­lin­den bir­kaç ke­li­me bi­li­yor.
Belki aynı pa­zar­da alış­ve­riş ya­pı­lı­yor.
Belki bir dü­ğü­nün mü­zi­ği diğer ma­hal­le­nin ev­le­rin­den du­yu­lu­yor.
Çünkü savaş baş­la­ma­dan önce ha­ya­tın kendi dü­ze­ni vardı.
Yoran, Akköy ve Akbük çev­re­sin­de ya­şa­yan Rum Or­to­doks top­lu­luk­la­rı bu coğ­raf­ya­nın eko­no­mik ve top­lum­sal ha­ya­tı­nın par­ça­la­rıy­dı.
Fakat mil­li­yet­çi­lik, yerli ve ya­ban­cı eş­ki­ya çe­te­ler savaş, korku, iha­net, as­ke­rî ha­re­ket­li­lik ve kar­şı­lık­lı gü­ven­siz­lik Ege'nin yüz­yıl­lar­dır devam eden insan iliş­ki­le­ri­ni par­ça­la­ma­ya baş­la­dı.
Bir zaman sonra in­san­la­rın önüne kor­kunç bir soru ko­nul­du:
Ka­la­cak mıyız, gi­decek miyiz?

GİDEN­LERİN EVLERİ, GE­LEN­LERİN ANAH­TAR­LA­RI
1919-1922 Türk-Yu­nan Sa­va­şı Ana­do­lu'nun ka­de­ri­ni de­ğiş­tir­di.
Mus­ta­fa Kemal Paşa ön­der­li­ğin­de baş­la­yan Milli Mü­ca­de­le'nin za­fer­le so­nuç­lan­ma­sı­nın ar­dın­dan 1922'de Ana­do­lu'daki Yunan as­ke­rî var­lı­ğı sona erdi.
Fakat sa­va­şın bit­me­si, in­san­la­rın eski ha­yat­la­rı­na geri dö­ne­ce­ği an­la­mı­na gel­me­di.
24 Tem­muz 1923'te Lozan Barış Ant­laş­ma­sı im­za­lan­dı. Bun­dan önce, 30 Ocak 1923'te Tür­ki­ye ile Yu­na­nis­tan ara­sın­da Türk ve Rum Nüfus Mü­ba­de­le­si­ne İliş­kin Söz­leş­me im­za­lan­mış­tı.
Mü­ba­de­le din esa­sı­na da­ya­nı­yor­du.
Tür­ki­ye'deki Rum Or­to­doks nü­fu­sun önem­li bö­lü­mü Yu­na­nis­tan'a gön­de­ri­lecek; Yu­na­nis­tan'daki Müs­lü­man nüfus ise Tür­ki­ye'ye ge­le­cek­ti. İstan­bul Rum­la­rı ile Batı Trak­ya Müs­lü­man­la­rı temel is­tis­na­lar ara­sın­da yer aldı.
Böy­le­ce Ege'nin iki ya­ka­sın­da yüz bin­ler­ce insan için yeni ve acı bir dönem baş­la­dı.
Didim Ya­rı­ma­da­sı da bu büyük nüfus ha­re­ke­ti­nin dı­şın­da kal­ma­dı.
Yoran'dan ka­ça­n­lar oldu.
Akköy'den ka­ça­n­lar oldu.
Akbük'ten ka­ça­n­lar oldu.
Bi­ri­le­ri evi­nin ka­pı­sı­nı son kez ka­pat­tı.
Belki anah­ta­rı­nı ce­bi­ne koydu.
Belki bir gün geri dö­ne­ce­ği­ni dü­şün­dü.
Ama dö­ne­me­di.
Ar­dın­dan Bal­kan­lar­dan başka in­san­lar geldi.
On­la­rın da ce­bin­de başka ev­le­rin anah­tar­la­rı vardı.

SELANİK'TEN DIDİM'E UZA­NAN YOL
Didim'in yakın ta­ri­hi­ni an­la­mak için yal­nız­ca bu­ra­dan ay­rı­lan Rum­la­rın hi­kâ­ye­si­ni değil, bu­ra­ya gelen mü­ba­dil­le­rin hi­kâ­ye­si­ni de din­le­mek ge­re­kir.
Çünkü onlar da bir sabah doğ­duk­la­rı top­rak­la­ra veda et­miş­ler­di.
Se­la­nik ve çev­re­sin­den, Drama'dan, Ka­va­la'dan ve Ru­me­li'nin çe­şit­li yer­le­şim­le­rin­den Ana­do­lu'ya gelen Müs­lü­man aile­le­rin önem­li bö­lü­mü, ken­di­le­ri­ni hiç bil­me­dik­le­ri top­rak­lar­da buldu.
Yan­la­rın­da ta­şı­ya­bi­le­cek­le­ri kadar eşya vardı.
Bir san­dık...
Bir­kaç yatak...
Bakır kap­lar...
Aile fo­toğ­raf­la­rı...
Kur'an...
Belki de­de­den kal­mış bir tapu...
Ve en önem­li­si ha­fı­za­la­rı.
Ge­mi­ler­le Ana­do­lu li­man­la­rı­na ulaş­tı­lar.
Sonra dev­let on­la­rı fark­lı böl­ge­le­re yer­leş­tir­di.
Didim Ya­rı­ma­da­sı'na gelen aile­ler de vardı.
Bu­gün­kü Didim'in top­lum­sal ha­fı­za­sı­nın önem­li da­mar­la­rın­dan biri işte bu aile­ler­le oluş­tu.
Onlar Ru­me­li'nin tür­kü­le­ri­ni, ye­mek­le­ri­ni, ağız özel­lik­le­ri­ni, tarım bil­gi­si­ni, ge­le­nek­le­ri­ni ve ha­tı­ra­la­rı­nı be­ra­ber­le­rin­de ge­tir­di­ler.
Fakat gel­dik­le­ri yerde başka in­san­la­rın yarım kal­mış ha­yat­la­rıy­la kar­şı­laş­tı­lar.
Boş evler...
Bağ­lar...
Zey­tin­lik­ler...
Tar­la­lar...
Ku­yu­lar...
Ki­li­se­ler...
Ve ar­dın­da sa­hip­le­ri­nin hi­kâ­ye­le­ri­ni bı­rak­tı­ğı eş­ya­lar.
Bu ne­den­le Didim'in mü­ba­de­le hi­kâ­ye­si yal­nız­ca bir yer­leş­me hi­kâ­ye­si de­ğil­dir.
Aynı za­man­da iki ayrı göçün bir­bi­ri­ne değ­di­ği bir in­san­lık hi­kâ­ye­si­dir.
Biri Ana­do­lu'dan ay­rıl­dı.
Di­ğe­ri Bal­kan­lar­dan Ana­do­lu'ya geldi.
İkisi de doğ­du­ğu top­ra­ğı ge­ri­de bı­rak­tı.

“BİZ BU­RA­YA GELDİĞİMİZDE...”
Bugün Didim'deki eski aile­le­rin ço­cuk­la­rın­dan ve to­run­la­rın­dan hâlâ ben­zer cüm­le­ler du­ya­bi­li­riz:
“Bizim de­de­ler Se­la­nik'ten gel­miş...”
“Ni­ne­miz ge­miy­le gel­miş...”
“Yan­la­rın­da hiç­bir şey ge­ti­re­me­miş­ler...”
“İlk gel­dik­le­rin­de bu­ra­da hayat çok zor­muş...”
İşte ya­zı­lı bel­ge­le­rin an­la­ta­ma­dı­ğı tarih bu­ra­da baş­lar.
Sözlü tarih.
Resmî kayıt bize ge­mi­nin hangi ta­rih­te li­ma­na ya­naş­tı­ğı­nı söy­le­ye­bi­lir.
Ama ge­mi­nin gü­ver­te­sin­de ağ­la­yan ço­cu­ğun kor­ku­su­nu söy­le­mez.
İskân def­te­ri aile­nin hangi köye gön­de­ril­di­ği­ni yazar.
Ama an­ne­si­nin Bal­kan­lar­da bı­rak­tı­ğı evini kaç yıl rü­ya­sın­da gör­dü­ğü­nü yaz­maz.
Tapu kaydı ara­zi­nin kime ve­ril­di­ği­ni gös­te­rir.
Ama yeni evine giren mü­ba­di­lin du­var­da bul­du­ğu eski bir aile fo­toğ­ra­fı­na ba­kar­ken ne dü­şün­dü­ğü­nü an­lat­maz.
Bun­la­rı ancak in­san­la­rın ha­fı­za­sı an­la­ta­bi­lir.

DIDİM'İN BU­GÜN­KÜ KİMLİĞİNDE O YOL­CU­LUK VAR
Bugün Didim dün­ya­nın fark­lı ül­ke­le­rin­den in­san­la­rın ya­şa­dı­ğı büyük bir tu­rizm kenti.
Fakat mo­dern Didim'in te­me­lin­de Yoran'ın, Ye­ni­hi­sar'ın, Akköy'ün, Akbük'ün ve Bal­kan­lar­dan gelen in­san­la­rın iz­le­ri bu­lu­nu­yor.
Bir ta­raf­ta Apol­lon ve Milet'in bin­ler­ce yıl­lık ta­ri­hi...
Bir ta­raf­ta Os­man­lı dö­ne­mi...
Bir ta­raf­ta ya­rı­ma­da­nın Rum Or­to­doks sa­kin­le­ri...
Bir ta­raf­ta Bal­kan­lar­dan gelen mü­ba­dil­ler ve gay­ri­mü­ba­dil göç­men­ler...
Sonra Ye­ni­hi­sar...
Ve so­nun­da Didim.
Bu ne­den­le Didim'in yakın ta­ri­hi­ni an­la­tır­ken yal­nız­ca sa­vaş­la­rı, ant­laş­ma­la­rı ve dev­let adam­la­rı­nı an­lat­mak ye­ter­li de­ğil­dir.
Asıl hi­kâ­ye in­san­la­rın hi­kâ­ye­si­dir.
Gi­den­le­rin ve ge­len­le­rin hi­kâ­ye­si.
Çünkü Yoran'dan ay­rı­lan bir Rum aile­si­nin Ege'nin karşı kı­yı­sın­da an­lat­tı­ğı hi­kâ­ye ile Se­la­nik'ten Didim'e gelen bir Türk aile­si­nin ço­cuk­la­rı­na an­lat­tı­ğı hi­kâ­ye, ilk ba­kış­ta bir­bi­rin­den ta­ma­men fark­lı gö­rün­se de aynı cüm­le­de bir­le­şe­bi­lir:
“Biz bir gün evi­mi­zi bı­rak­mak zo­run­da kal­dık.”
İşte Didim'in 20. yüz­yıl­da­ki büyük dö­nü­şü­mü­nün baş­lan­gıç nok­ta­sı bu­ra­da aran­ma­lı­dır.
Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı'nın Av­ru­pa'da baş­la­yan fır­tı­na­sı Bal­kan­la­rı, İstan­bul'u, Ça­nak­ka­le'yi, İzmir'i do­la­şıp so­nun­da Yoran'ın ka­pı­sı­na kadar geldi.
Ka­pı­yı çal­dı­ğın­da ise artık hiç­bir şey es­ki­si gibi ol­ma­ya­cak­tı.
Devam edecek...

İKİNCİ BÖLÜM

Yo­ran­lı (Didim) Akköy’lü, Akbük’lü Or­to­dosk rum­la­rı böl­ge­yi nasıl terk etti, neden ter­ket­ti,
“Se­la­nik'ten Yoran'a: Mü­ba­dil­ler Didim'e Nasıl Geldi?”
Bir son­ra­ki bö­lüm­de mü­ba­dil­le­rin hangi Bal­kan yer­le­şim­le­rin­den gel­dik­le­ri, yol­cu­luk­la­rı, Didim/Yoran ve çev­re­sin­de­ki iskân sü­re­ci, ken­di­le­ri­ne ve­ri­len ev ve ara­zi­ler, ilk yıl­lar­da ya­şa­nan geçim sı­kın­tı­la­rı, tarım ve hay­van­cı­lık fa­ali­yet­le­ri ile bugün Didim'de ya­şa­yan mü­ba­dil to­run­la­rı­nın aile ha­fı­za­la­rı ele alı­na­cak­tır.