Bazı insanlar vardır; görev yaptıkları yerde yalnızca bir makamı temsil etmez, yaşadıkları dönemin izlerini de üzerlerinde taşırlar. Görev yaptıkları mahallelerde, köylerde ve ilçelerde bıraktıkları izler, aradan yıllar geçse bile anlatılmaya devam eder.
İşte İstiklal Savaşı Gazisi Yüzbaşı Osman Kozan, Didim ve özellikle Akköy tarihinin böyle unutulmaması gereken isimlerinden biridir.
Bugün Akköy’de “Kara Müdür” adıyla hatırlanan Osman Kozan’ın hayatı, yalnızca bir nahiye müdürünün görev yaptığı yıllardan ibaret değildir. Onun hikâyesinde Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi hareketlilik, Milli Mücadele’nin zorlu günleri, Kuvva-yı Milliye ruhu, savaş meydanları, gazilik, Cumhuriyet’in ilk yıllarında taşrada kamu yönetimi ve nihayetinde Akköy’e adanmış bir hayat vardır.
Osman Kozan’ın hayatını anlamak, aslında Milli Mücadele sonrasında Anadolu’da şekillenen yeni kamu yönetimini ve Cumhuriyet’in taşradaki kadrolarını anlamak açısından da oldukça ilginç bir örnek sunmaktadır.
Harbiye yılları ve siyasete uzanan gençlik
Osman Kozan, 1893 yılında Adana’nın Kozan ilçesinde dünyaya geldi.
Gençlik yılları, Osmanlı Devleti’nin son derece hareketli ve çalkantılı dönemine denk geldi. O yıllarda Harbiye Mektebi yalnızca asker yetiştiren bir okul değildi. Dönemin genç subay adayları arasında ülkenin geleceği, yönetim biçimi ve Osmanlı’nın içinde bulunduğu siyasi durum üzerine yoğun tartışmalar yaşanıyordu.
II. Abdülhamid döneminin istibdat yönetimine karşı fikirlerin gizli cemiyetler ve öğrenci grupları arasında yayılması, Harbiye öğrencilerinin de siyasete ilgi duymasına neden oluyordu.
Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün de Harbiye yıllarında bu tür siyasi faaliyetlerle ilgilendiği ve bu nedenle soruşturma geçirdiği bilinmektedir.
Osman Kozan da bu hareketli ortamın içerisinde yer aldı. Harbiye Mektebi’nin ikinci sınıfındayken okuldan atıldı.
Ancak memleketi Kozan’a dönmedi.
Hayatını sürdürebilmek için resim yapmaya başladı. Yaptığı resimleri satarak geçimini sağlayan genç Osman Kozan’ın hayatında askerlikten sanata uzanan farklı bir dönem başladı.
Fakat ülkenin kaderi değişiyordu.
Mondros sonrası Anadolu ve Milli Mücadele
1918 yılında Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Osmanlı ordusu büyük ölçüde silahsızlandırıldı ve askerler terhis edilmeye başlandı.
Ardından Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde işgaller başladı. İşgal güçleri, azınlıkların haklarının ihlal edildiği gerekçesini de kullanarak Anadolu üzerindeki hâkimiyetlerini genişletmeye çalışıyordu.

Ankara’da henüz düzenli bir ordu yoktu.
Bu şartlarda Anadolu’nun farklı bölgelerinde Kuvva-yı Milliye birlikleri oluşturuluyor, halktan ve eski askerlerden oluşan silahlı güçlerle işgale karşı direniş örgütleniyordu.
Osman Kozan da tam bu dönemde yeniden mücadeleye katıldı.
Adapazarı çevresinde sivil Kuvva-yı Milliye güçlerinin oluşturulmasına katkı sağlayan Kozan, burada topladığı kuvvetleri Ankara’ya göndererek Milli Mücadele saflarına katıldı.
Onun için artık resim yaptığı günler geride kalmış, vatanın geleceğinin belirlendiği bir mücadele başlamıştı.
Edirne cephesinde savaş ve gazilik
Osman Kozan, Milli Mücadele sırasında Deli Halit Paşa’nın komutasındaki birliklerle Edirne bölgesinde savaşa katıldı.
Cephede gösterdiği cesaret ve mücadele, onun askerlik hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Savaş sırasında başından ve haya-larından yaralandı.
Bu yaralar onu gazi yaptı.
Fakat gazilik, Osman Kozan için savaşın sona erdiği anlamına gelmedi. Yaralarına rağmen mücadeleyi sürdürdü. Özellikle Meriç Köprüsü’nün savunmasında komutan olarak savaşmaya devam etti.
Bu yönüyle Osman Kozan’ın hayatında dikkat çekici bir özellik ortaya çıkıyordu:
O, yalnızca cephede savaşan bir asker değil, gerektiğinde sorumluluk alan, insanları organize eden ve bulunduğu yerde yönetim görevini üstlenebilen bir isimdi.
Savaş bitti, yeni bir görev başladı
Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından Anadolu’da yeni bir devlet ve yeni bir yönetim anlayışı kuruluyordu.
Cephede mücadele eden, Kuvva-yı Milliye saflarında görev alan, yetenekleri ve fedakârlıklarıyla öne çıkan birçok asker ve sivil, Cumhuriyet’in ilk yıllarında farklı kamu görevlerine getirildi.
Osman Kozan’ın hayatındaki ikinci büyük dönem de böyle başladı.
Milli Mücadele yıllarında Adapazarı’nda birlikte çalıştığı Kaymakam Salim Özdemir, daha sonra Edirne Valiliği görevine getirildi.
Salim Özdemir, eski silah ve mücadele arkadaşını unutmadı.
Osman Kozan’ı Edirne’nin Lalapaşa nahiyesine nahiye müdürü olarak atadı.
Böylece savaş meydanlarında görev yapan Osman Kozan, bu kez devletin taşra teşkilatında görev almaya başladı.
Aydın yolu ve Akköy
Bir süre sonra Salim Özdemir’in tayini Aydın’a çıktı.
Osman Kozan ise memleketi Adana Kozan’a dönmek istiyordu.
Ancak Edirne Valisi Salim Özdemir, Milli Mücadele yıllarından tanıdığı ve güvendiği çalışma arkadaşının Aydın’a gelmesini istedi.
Osman Kozan da Aydın’a geldi.
Burada Söke kazasına bağlı Akköy nahiyesine nahiye müdürü olarak atandı.
İşte onun Didim ve Akköy tarihindeki asıl hikâyesi bundan sonra başladı.
Akköy’de “Kara Müdür” dönemi
Osman Kozan, Akköy’de görev yaptığı yıllarda yalnızca makamında oturan bir devlet görevlisi olmadı.
Merkezde ve köylerde devlet hizmetlerinin yürütülmesi, kamu düzeninin sağlanması ve vatandaşın ihtiyaçlarının karşılanması konusunda aktif bir yönetim anlayışı sergiledi.
Akköy’ün merkezinden çevre köylere kadar uzanan geniş bir bölgede görev yapan Kozan, kısa zamanda halk tarafından tanınan ve benimsenen bir isim haline geldi.
Onun sert görünüşü, disiplinli yapısı ve görev anlayışı nedeniyle halk arasında “Kara Müdür” lakabı kullanılmaya başlandı.
Fakat bu lakabın altında yalnızca sert bir devlet görevlisi değil, Milli Mücadele’den geçmiş, savaşta yaralanmış, gazi olmuş ve hayatını kamu hizmetine adamış bir insan vardı.
Osman Kozan’ın Akköy’deki hizmetleriyle ilgili anlatılanlar, onun dönemin şartları içerisinde köylere ve yerleşim merkezlerine devlet hizmetlerinin ulaştırılması konusunda oldukça aktif olduğunu göstermektedir.
Köşk’e gidiş ve yeniden Akköy
Osman Kozan’ın başarılı çalışmaları yalnızca Akköy ile sınırlı kalmadı.
Bir dönem Aydın’ın Köşk nahiyesinde yaklaşık bir buçuk yıl görev yaptı.
Ancak Akköy’deki çalışmaları ve bölgeyi iyi tanıması nedeniyle yeniden Akköy’e getirildi.
Kozan, ikinci Akköy döneminde de görevini sürdürdü.
Bugün aradan geçen uzun yıllara rağmen Akköy’de “Kara Müdür” adı hâlâ hatırlanıyorsa, bunun nedeni yalnızca bir nahiye müdürü olarak görev yapmış olması değildir.
Onun adı, Milli Mücadele yıllarından Cumhuriyet’in ilk dönemlerine uzanan bir hayatın ve devlet hizmetine adanmış bir ömrün sembolü haline gelmiştir.
1940 yılında gelen acı sonOsman Kozan’ın hayatı, 1940 yılında trajik bir şekilde sona erdi.
O dönem Yenihisar, yani bugünkü Didim çevresinde görev ve incelemeler yürütülüyordu.
Osman Kozan, Söke Kaymakamı ve Söke Mal Müdürü ile birlikte görev sırasında kullanılan cipin devrilmesi sonucu hayatını kaybetti.
Milli Mücadele’de cephede ölümün kıyısından dönen, başından ve göğsünden yaralanarak gazi olan Osman Kozan, yıllar sonra bu kez bir görev yolculuğunda hayatını kaybetmişti.
Hiç evlenmedi.
Geride çocukları, torunları veya kendi soyundan devam eden bir aile bırakmadı.
Fakat Akköy halkı onu unutmadı.
Apollon Tapınağı’nın mermerinden yapılan mezar
Osman Kozan’ın cenazesi Akköy Mezarlığı’na defnedildi.
Mezarının başına ise onun hayatını anlatan anlamlı bir kitabe yerleştirildi:
“Hayatını ferasetle vatan ve millete vakfeden aziz kahraman Osman Kozan, 1893-1940.”
Bu mezar taşı da en az Osman Kozan’ın hayatı kadar dikkat çekiciydi.
Aydın’da Milli Mücadele yıllarında tugay komutanı olarak görev yapan Arap Binbaşı lakaplı Şadi Bey ile tugayda askerlik yapan Yenipazarlı Tüfekçi Raşit Usta, Osman Kozan’ın mezarını hazırlamak için Apollon Mabedi’nden bir mermer blok kullandılar.
Mermerin üzerine yalnızca bir isim ve tarih yazılmadı.
Bir dönemin estetik anlayışını ve askeri sembollerini taşıyan özel bir çalışma ortaya çıkarıldı.
Kitabenin çevresine bir sıra meşe yaprağı bordürü işlendi.
Sol üst köşeye sağa dönük bir hilal, karşı köşeye ise bir yıldız kabartması yapıldı.
Böylece bir zamanlar antik dünyanın görkemli yapılarından biri olan Apollon Mabedi’nin taşlarından biri, Milli Mücadele gazisi bir devlet görevlisinin mezarında yeni bir anlam kazandı.
Kara Müdür’ün ardında bıraktığı iz
Osman Kozan’ın hayatına bugün geriye dönüp baktığımızda, karşımıza yalnızca 1893-1940 yılları arasında yaşamış bir nahiye müdürü çıkmıyor.
Karşımızda Osmanlı’nın son döneminde Harbiye öğrencisi olan, siyasi gelişmeler nedeniyle okuldan ayrılan, hayatını resim yaparak sürdüren, Mondros sonrasında Kuvva-yı Milliye saflarına katılan, cephede savaşan, yaralanarak gazi olan, ardından Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında devlet hizmetine giren bir isim duruyor.
Onun hayatı, Milli Mücadele’den Cumhuriyet’in taşra yönetimine geçişin canlı bir örneği niteliğinde.
Osman Kozan’ın Akköy’deki hikâyesi ise bununla da sınırlı değil.
“Kara Müdür”ün yalnızca kim olduğu değil, Akköy’de ve çevre mahallelerde neler yaptığı, hangi hizmetlere öncülük ettiği, dönemin devlet anlayışını nasıl uyguladığı ve bugün hâlâ anlatılan hangi izleri bıraktığı ayrı bir araştırmanın konusu.
Çünkü bazen bir mahallenin tarihini anlamak için yalnızca binalara, sokaklara ve eski fotoğraflara bakmak yetmez.
O sokaklarda görev yapan insanları da tanımak gerekir.

Akköy’ün hafızasında yer eden Kara Müdür Osman Kozan, işte böyle bir isimdir.
Cephede vatan için savaşmış bir gazi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlet hizmeti vermiş bir bürokrat ve hayatının son dönemini Akköy’e adamış bir kamu görevlisi…
Bugün mezarındaki o mermer taş, yalnızca bir insanın ölüm tarihini değil, bir neslin vatan, devlet ve kamu hizmeti anlayışını da sessizce anlatmaya devam ediyor.
YILMAZ ÖZ / 0507 472 09 65