TARİHİN İKİ FARKLI İKLİMİ: KÖKLERİMİZ BİR, YOĞRULDUĞUMUZ HAMUR AYRI

İki kardeş ülkenin (Türkiye ve Azerbaycan) ortak köklerine rağmen tarihsel kırılmalar, yönetim biçimleri ve modernleşme süreçleri nedeniyle farklı toplumsal kodlara sahip olduklarını çok net.

Azerbaycan'ın Sovyet/sosyalist geçmişinin getirdiği seküler, aydınlanmacı ve kamusal yapı ile Türkiye'nin Osmanlı-İslam mirası, ümmetçilik süreçleri ve ardından gelen çok partili demokratikleşme tecrübesi, iki toplumun bugünkü kültürel reflekslerini şekillendirmiştir.

Bu doğrultuda, "İki Devlet, Tek Millet" şiarının özünü bozmadan, kültürel çeşitliliğe ve tarihsel gerçekliklere saygı duyan, dayatmacı yaklaşımlara karşı duran güçlü koordinatlar koymak gerekir.

"Bir millet, iki devlet" sözü, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ebedi dostluğun ve kader birliğinin en güzel özetidir.

Ancak bu güçlü bağ, iki toplumun her anlamda birebir aynı sosyal ve kültürel kodlara sahip olduğu anlamına gelmez.

Aksine, yüzyıllar boyunca maruz kaldıkları tarihsel rüzgarlar, bu iki kardeş halkı farklı iki hamurla yoğurmuştur.

Bu farklılıkları yok saymak veya birini diğerine yapay bir şekilde dayatmak, iki ülkenin de ruhuna zarar verir.

Sovyet Sekülarizminin ve Aydınlanmasının Mirası: Azerbaycan
Azerbaycan toplumu, uzun yıllar süren Çarlık Rusyası ve ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti dönemlerinin getirdiği yapısal mirasla şekillenmiştir.

Sovyet kültürünün yarattığı modernleşme dalgası; kamusal alanda sekülarizmi, kadın-erkek eşitliğini, güçlü bir sanat ve tiyatro kültürünü, bilime ve eğitime verilen önceliği toplumsal dokunun merkezine yerleştirmiştir.

Sovyet sisteminin getirdiği sosyalist kültürün hamuru; dini ve etnik kimlikleri kamusal alanda daha bireysel ve kültürel bir düzlemde tutan, Batılı anlamda katı bir sekülerizmi ve aydınlanmacı bir bürokrasi geleneğini miras bırakmıştır.

Azerbaycan insanının dünyaya bakışı, sanatla kurduğu ilişki ve kamusal yaşamdaki pratikleri bu köklü aydınlanma birikiminin izlerini taşır.

Tarihsel Evrilme: Osmanlı Mirasından Demokratikleşmeye Türkiye

Türkiye ise çok daha farklı bir tarihsel kulvarda yol almıştır. İmparatorluk mirası, ümmet bilinci ve bu bilincin modern ulus-devlet formuna evrilme süreci, Türkiye toplumunun kimlik inşasını başka bir zemine oturtmuştur.

Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren yaşanan "garpçılık, islamcılık, türkçülük" tartışmaları, çok partili siyasi hayata geçiş ve ardından gelen demokratikleşme tecrübeleri, Türkiye toplumunu daha dinamik, zaman zaman keskin kültürel kutuplara sahip ama bir o kadar da hareketli bir siyasal-sosyal yapıya kavuşturmuştur.

Türkiye'de dinin, geleneklerin ve toplumsal reflekslerin kamusal alandaki görünürlüğü ve ağırlığı, tarihsel süreçlerin doğal bir sonucu olarak Azerbaycan'dan farklıdır.

Türkiye toplumu, ümmetçilikten ulusal demokratik düzene geçişin sancılarını, tecrübelerini ve zenginliğini kendi içinde harmanlamıştır.

Farklılıkları Zenginlik Bilmek ve Dayatmalardan Kaçınmak
İşte bu noktada, iki toplum arasındaki bu tarihi ve sosyolojik farkları doğru okumak hayati önem taşır.

Türkiye’de belli dönemlerde ağırlık kazanmış olan kültürel veya ideolojik pratiklerin (özellikle son yıllarda Ortadoğu eksenli kültürel öğelerin veya dışlayıcı dini/sosyal formların) doğrudan Azerbaycan toplumuna ihraç edilmeye veya dayatılmaya çalışılması son derece yanlıştır.

Bir anda dışarıdan getirilen, tarihsel köklerinde veya toplumsal hafızasında olmayan unsurları Azerbaycan’a dayatmak;
İki ülke arasındaki doğal ve samimi bağları zedeler.

Azerbaycan’ın kendi özgün aydınlanma ve seküler kimliğinde hassasiyet yaratır.
Kültürel bir asimilasyon veya yabancılaşma algısına yol açar.

Sonuç olarak yerine..

Kardeşlik, birbirine benzemek değildır.

Asgari müşterekler de kardeşliği düzgün bir zeminde tutmak en doğrusu.