Hayatımızda uzun zamandır beklediğimiz bir şey gerçekleşir. Güzel bir ilişki, istediğimiz bir iş, sakin bir dönem…
Her şey yolundadır.
Ama içimizde tuhaf bir huzursuzluk belirir.
“Acaba bir şey mi olacak?”
“Bu kadar iyi gitmesi normal mi?”
“Gerçekten mutlu muyum?”
Bazen sorun yokken sorun arar, güzel giden bir ilişkinin içinde kusurlar bulmaya, karşımızdaki insanın sevgisini sorgulamaya başlarız. Sanki zihnimiz, huzurdan çok mücadeleye alışmıştır.
Çünkü insan her zaman iyi olanı değil, alışık olduğu şeyi güvenli bulabilir.
Çocukluğundan itibaren sevgiyi belirsizlik, eleştiri, reddedilme ya da kaybetme korkusuyla deneyimleyen biri için sakin ve güvenli bir ilişki başlangıçta huzurdan çok yabancılık yaratabilir.
Kavga yoktur ama kişi tedirgindir.
Terk edilme tehdidi yoktur ama “ne zaman bitecek?” diye düşünür.
Karşısındaki insan sevgisini gösteriyordur ama kişi bu sevgiyi bir türlü içine yerleştiremez.
Bazen de sevgi almak yerine sevgiyi kazanmaya çalışırız. Çünkü içimizde fark etmeden şöyle bir inanç oluşmuş olabilir:
“Uğraşıyorsam değerliyim.”
Bu yüzden bizi sürekli bekleten, düşündüren, kaygılandıran ilişkileri “çok güçlü duygular” olarak yorumlayabiliriz.
Oysa yoğunluk her zaman sevgi değildir.
Kaygı da yoğun hissettirir. Belirsizlik de…
Elbette her huzursuzluk geçmişimizden kaynaklanmaz. Bazen gerçekten yolunda gitmeyen bir şey vardır ve bunu fark etmek önemlidir. Mesele, yaşadığımız duygunun kaynağını ayırt edebilmektir.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Gerçekten mutsuz muyum, yoksa iyi giden bir şeyin içinde rahat etmek bana mı zor geliyor?”
Belki de bazen hayatımızı sabote etmiyoruz.
Sadece iyi şeylerin gerçekten başımıza gelebileceğine henüz tam olarak inanamıyoruz.
Ve belki iyileşmek, yalnızca kötü olanı hayatımızdan çıkarmak değildir.
Bazen iyileşmek;
iyi olan geldiğinde ondan kaçmamayı öğrenmektir.
Her şey yolundaysa hemen nedenini aramayalım.
Bir an duralım.
Nefes alalım.
Ve kendimize izin verelim:
“Şimdilik her şey yolunda. Bırakalım biraz da böyle kalsın.”
Klinik Psikolog /Asuman Köseoğlu