İklim krizi günümüzde distopik bir roman kurgusu değil, yaşamsal bir kaygıdır. İklim krizinin olumsuz dışsallıkları bağlamında bizleri bekleyen son; içecek sudan, sofralarımıza gelecek besine ilişkin parasal artışlardan da daha beteri, çok yakın bir gelecekte paramız olsa da onları satın almak için bulamayacağımızın korkusu, endişesidir. Tarımsal üretimde de doğallıktan, kimyasal yöntemlere dayalı sanayi tipi üretime dönüşüm gerçekleştikçe; hibrit tohumlar, pestisit yüklü ürünler, kırsalda terk edilmiş tarlalar ve o alanların giderek kentsel alanlara dolayısıyla yapılaşmaya açılması sonucunda bütün bu olumsuzlukların tam karşılığı; yakın gelecekte yazgımızda beslenme sorunu ve açlık var gibi...

Kuşkusuz bu olumsuzlukların yaşanmaması için elbette ki bir çözüm yolu var ve onun da adı agroekoloji...

Nedir agroekoloji?

Tarımsal üretimde yalnızca kimyasal gübrelerden vazgeçmek değil; toprağı, toplumu ve yerel yönetimi yeniden düşünmek, yeniden düzenlemek, yeniden dönüştürmek demektir.

Tamam da bu dönüşüm nasıl olacak? Yanıt çok açık; yerel yönetimlerin ileriye dönük alacağı ussal kararlarla elbette.... Ki bu bağlamda önerilen de Tohumu Yeşerten Belediyecilik uygulamasıdır.

Dünlerde belediyecilik denince akla asfalt, kaldırım, yol gelirdi. Günümüzdeyse kent yaşamı kadar kentlinin yediği gıdanın nereden, nasıl ve kim tarafından üretildiği de belediyelerin sorumluluğu içinde sayılmaktadır. Çünkü günümüz yaşam koşullarında; açlık, adaletsizlik ve ekolojik yıkım aynı sofrada buluşuyor çok iyi bilindiği gibi... İşte bu nedenle halka özveriyle hizmet sunan yerel yönetimlerde; tarımsal üretime yalnızca “kırsala yapılan yardım” gözüyle değil, kentsel geleceğin sigortası olarak bakılıyor. Bu bağlamda agroekoloji ilkelerine odaklanan kentsel planlama, strateji ve katılımcı modeller; yaşamsal olarak önemli bulunduğu için uygulamaya konuluyor.

İşte Nilüfer Belediyesi bu uygulamaları gerçekleştiren örnek bir yerel yönetim, örnek bir belediye...

"Küçük Bir Tohumdan Büyük Bir Vizyon" ilkesiyle işe girişen Bursa’nın Nilüfer ilçesinde atılan agroekolojik adımlar; Türkiye’deki belediyelere örnek olacak nitelikte... Yalnızca “çiftçiye fide dağıtmak”la sınırlı olmayan bu yaklaşımla; yerel tohum takas ağları kurularak biyolojik çeşitlilik korunuyor, kadın üretici kooperatifleri desteklenerek toplumsal cinsiyete duyarlı ekonomik yapı oluşturuluyor, kentin yakın çevresindeki topluluk bahçeleriyle kentsel yurttaşlar, küçük birer üreticiye dönüştürülüyor, en önemlisi de çocuklara, gençlere ve kentlilere yönelik agroekoloji atölyeleri düzenlenerek konuya ilişkin bilgiler kuşaklar arasında aktarılıyor.

Nilüfer Belediyesi'nin bu yaklaşımı; toprağı yalnızca ekonomik değil, aynı anda kültürel ve etik bir ortak varlık olarak görüldüğünün göstergesidir.

"Kadınlar, Gençler ve Kentliler İçin Agroekoloji Ne Demek?" sorusunu da şöyle yanıtlıyor Nilüferliler:

Kadınlar için; karar veren, üreten ve dayanışma kuran bir özne olma durumu...

Gençler için; permakültürden gıda girişimciliğine uzanan bir yaşam seçeneği...

Kentliler için; süpermarkette değil, mahallesinde gıda üretebilme yetkisi ve bilgisi

Sonuç olarak agroekoloji; yalnızca tarımsal değil, aynı anda demokratik ve etik bir uygarlık modeli öneriyor ve bu modelin altyapısı, yerel düzeyde oluşturuluyor. Dolayısıyla agroekoloji; yerel demokrasiyi besleyen, yurttaşı yalnızca oy kullanan değil, toprağa dokunan bir kentdaşa dönüştüren bir uygulama olarak değerlendirilmiş oluyor.

Yaşadığımız kent Didim'e gelirsek...

Henüz kırsal özelliklerini bütünüyle yitirmemiş bir kent olan Didim ve çevresinde; Didim Belediyesi’nin girişimleriyle neden agroekoloji uygulamaları başlatılmasın?

Ege’nin bu güzel kıyılarında, güneşin ve toprağın bereketle buluştuğu Didim’de; agroekolojiyle bütünleşen bir belediyecilik yöntemi "yerel yönetimler ve halkın işbirliği" ile neden uygulamaya konmasın?

Bilinmelidir ki toprağa bakarsak, toprağı işlersek, toprağı değerlendirirsek; toprak da bizleri besler, yaşatır. Toprağı değerlendirmek demek; yeşil alanları yapılaşmaya açmak değil, tohumlarla buluşturmaktır. Toprak betonla değil, tohumla buluşunca; Didim kazanır, Didimli kazanır, Didim gerçek anlamda yaşanabilir bir kent olur.