Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Kadınlar, evlenmeden önce “koca” arar, evlendikten sonra “kendini” ararmış. Masallar böyleydi. Günümüzdeyse, tablolar değişti; grafikler konuşuyor, yatırımcılar kadınların evlenmeme oranı üzerinden sektör stratejisi geliştiriyor.
Morgan Stanley’in son raporuna göre 2030’a kadar 25–44 yaş arası kadınların yaklaşık %45’i bekar ve çocuksuz olacakmış. Finansçıların romantik tahminlerine bakılırsa, bu yeni nesil “Prime Age Single Women” ki Türkçe açıklamasıyla “en verimli çağındaki bekar kadınlar” artık yalnızca aşkın değil, ekonominin de yükünü sırtlamaya başlamış.
Bu durum ironik mi? Elbette ki hayır ama günümüzün gerçeği...
“Evlenmedin mi hâlâ?” sorusu, bugün pek çok genç kadının kulağında çınlarken; kadınların verdiği yanıt açık, kısa, kesin:
“Sen bana kredi notunu göster, ben sana neden evlenmediğimi anlatayım.”
Çünkü yaşam pahalı ama aşk ucuzladı, değerini yitirdi; çünkü günümüzde önce ekmek, sonra aşk diyor kadınlar... Çünkü kimse başkasının yaşam yükünü; taksitlerle, kredilerle, borçlarla sırtlanmak istemiyor.
Kadınlar artık evliliğe değil, yaşamda kalmaya yatırım yapıyor. Düğün pastası değil, bireysel emeklilik fonu biriktiriyor. Gelinlik değil; aldığı evin ya da aracın mortgage dosyalarını taşıyor sırtında...
“Romantik aşk” söylemlerini duyduğunda yaşamın gerçeklerini göz ardı etmediğinden; eskilerin dediği gibi "iki gönül bir olunca samanlık seyran olur" demiyor.
Dünlerde evlilik “yuva kurmak” anlamına gelirdi. Bugün ise “kira sözleşmesi mi nikâh mı daha uzun sürer” diye tartışılıyor. Evlilik, bir romantizm çağrısından çok, bir ekonomik risk analizi olarak değerlendiriliyor. Dahası günümüz kadınları “kurtarılmak” değil, kendilerini kurtarmak istiyor. Prens beklemiyorlar, çünkü biliyorlar ki günümüzün beyaz atlı prenslerinin çoğunun kredi notları eksi, maaşları kırmızı bakiye veriyor.
Günümüzde kadınlar bir “güçsüzlük öyküsü” yazmak istemiyor ve “birine yaslanmak” amacıyla evlenmeye kalkışmıyor. Çünkü kadınlar öğrendiler ki bazen en büyük yalnızlık, iki kişi arasında yaşanıyor.
Kadınlar için; yalnızlık mı? Evet, bazen. Ama eksiklik? Asla ve hayır. O günler, dünlerde kaldı.
Çünkü günümüzde kadınlar yalnızlığı bir kayıp değil, bir kazanım olarak okuyor. Kimseye yemek yapmak zorunda değil. Kimsenin çamaşırını yıkamak, kimsenin sülalesine nezaket gösterisi yapmak zorunda değil. Öyle ki bazı kadınlar, “gönül yorgunluğu” adıyla yeni bir tanı koymuş bu çağın ilişkilerine; aşk değil, dinlenme hakkı istiyorlar.
Ve işin ilginç yanı şudur ki; belki de tarihte ilk kez, bekar olmak, bir başarısızlık değil; bir başarı olarak okunuyor.
Kuşkusuz kadının evlenmeyişi tek başına kişisel bir karar değil. Tıpkı evlenmenin de asla kişisel bir karar olmadığı gibi... Arka planda işleyen ekonomik bir düzen var; çalışmak zorundasın, ev kirası, enerji faturası, gıda enflasyonu, pek çok ayrıntıyı düşünmek, dahası ödemek zorundasın. Tersine tutum ve davranışlar içinde olursan; emekli olamazsın, çocukların olduğunda istediğin gibi yetiştiremezsin, kimselere güvenemezsin, kimselere dayanamazsın. Ne demiş bizden öncekiler? Dayanma duvara yıkılır, dayanma insana ölür. İşte bu nedenle günümüzde; altın bileziğini koluna takmış, ekonomik bağımsızlığını kazanmış, ayakları üzerinde tek başına durabilen kadınlar; yeni bir ekonomik özne konumundalar... Markalar, kent planlamaları, finans sektörleri; bu kadınların giderek artan sayısını ve gücünü hesaba katıyor, onların gereksinimlerine ve isteklerine göre üretim yöntemlerini geliştiriyor, pazara sunacakları mal ve hizmetlerini belirliyor.
Çünkü günümüzde kadınlar evlenmiyorlar ama üretime katılarak dünyayı değiştiriyorlar. Çünkü günümüzde kadınlar prens değil, paydaş arıyor; bulamadıklarında da yalnızlığı seçiyorlar, tek başlarına yaşamı göğüslüyorlar. Çünkü günümüz kadını için erkek; ekmek ağacı değil. Dolayısıyla evlenmeyen kadınlar ne eksik ne fazla… Yalnızca başka bir yolun yolcusu. Onlar için artık soru “Neden evlenmiyorsun?” değil:
“Bu sistemde evlilik neden sürdürülebilir değil?”
Ve belki de yeni çağın ilişki tanımı şu olacak:
“Ne sen bana gölge ol, ne ben sana güneş olayım… Ama olur da bir gün aynı yolda yürürsek, adımlarımız birbirine denk gelsin, eşit olalım, ortak olalım, paydaş olalım.”
Şimdilik kadınlar, kendi yolunda yürüyorlar; yalnız oldukları için kaygılı değil, ama güçlüler. Ve evet, belki de ilk kez özgürler.
Günümüz koşullarında öncelikle ekonomik anlamda özgür olan kadınlar için çalınan ezgiler de şöyle olmalıdır:
From jingle bell to single bell for wedding party
Türkçe söyleyişle; düğün için çalınan çanlardan, bekârlık için çalınan çanlara…
Son olarak diyorum ki baylar ve bayanlar; düğün çanları yerine özgürlükten ve özgüvenden etekleri zil çalan kızlar çağına doğru evrilen uygarlık dönemine hoş geldiniz! Ne ara erkekler kadının gönlünde ve sırtında yük, en önemlisi de şiddet uygulayıcısı olmaktan geri dönerler; işte o günler gelene değin tek başınıza yaşamı kucaklayın bayanlar!
Bir açıklama:
Morgan Stanley, temel olarak yatırım bankacılığı, varlık yönetimi, servet yönetimi, risk analizi, birleşme ve satın alma danışmanlığı gibi alanlarda faaliyet gösteren; ABD merkezli çok uluslu bir yatırım bankası ve finansal hizmetler şirketidir ve yalnızca finansal hizmet sunan bir kuruluş değildir. Bu çalışmalarının yanı sıra; demografik trend analizleri, sosyoekonomik sınıf değişimleri, tüketici davranışı öngörüleri konularında ayrıntılı raporlar yayınlar.
“The Rise of the SHEconomy” başlıklı 2019 tarihli analizinde, “Prime Age Single Women” tanımını ortaya atmış ve bu grubun ekonomik etkisini derinlemesine incelemiştir.