Ana dilde yabancı lisanlarla konuşan bir yapının varlığına tanık oluyoruz. Bu süreç, ötekileştirme girişimleriyle birlikte yürütülüyor. Temelde büyük bir sorun var; anadilimizi tam olarak bilmiyoruz, inananlarımız neye ve niye inandığını bilmiyor ve tarihimizi bilmiyoruz. Bu saptama ile, millet olmanın temel koşullarından yoksun olduğumuzu itiraf etmiş oluyoruz. Oysa kurtuluş savaşı veren bir ülkenin sahipleri olarak bu temel niteliklerin anlam ve önemini yeterince kavramamız gerekirdi.
Milliyetçilik bir söylem, yurtseverlik ise, yaşama biçimidir. Atatürk milliyetçiliği, eşitlik temelinde geliştirilen demokratik bir milliyetçiliktir. Yasalar önünde eşitlik, adil paylaşımda eşitlik ve yaşamın her alanında fırsat eşitliği gerçekleştirilir. Kimsesizlerin kimsesi olan cumhuriyet, her özgür bireye her şey olabilmenin kapılarını açmıştır. Dahada önemlisi, bu eşitlikleri kadın-erkek eşitliğini yaşama geçirerek taçlandırmıştır. Eğitimde, sağlıkta, güvenlikte ve güvencede eşitlik ayrıcalığı liyakate bağlanmıştır. Değer üretenlerin ayrıcalığı kavranarak karşılığı verilmiştir. Atatürk milliyetçiliği eşitliği öngörmektedir. Ön açan, yol gösteren ve destekleyerek el atan bir yaklaşımdır. Bütün bunların temelinde; “Üreten köylü milletin efendisidir.” Söylemi ayrımsız, birleştirici, bütünleştirici ve değişim temelli bir yaklaşımdır. Dayanışmayla üreten, üretilenleri adil olarak paylaşan ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışıdır. Milliyetçilik tanımadıklarının, dincilik bilmediklerinin savunuculuğunu yapmak değildir!
Kurtuluşu izleyen kuruluş süreci milliyetçilik olgusunu katı çerçevesinden kurtararak erken yurtseverliğe evrilmesine neden olmuştur. Mevcut koşullar, bu olgunun gelişip serpileceği bir ortam sunmuştur. Bu ortamda tutarlı bir önderlik, millet olgusunu gerçekleştirirken yurtseverlik bağlarını örmüştür. Aslında bu olgu bir toplumsal nitelik sıçramasıdır. Bu doğal gelişimin muhalifleri özünde kurtuluşa ve kuruluşa karşı olanlardır(!) Bu temeldeki varlıklarını sürdürmekten vazgeçmeyip, buldukları her uygun ortamda sahaya çıkmayı denemişlerdir. Örgütlü kötülük, insanlık için ve yaşam için en sakıncalı olandır!