İktidar kaybetmemek için çırpınırken; muhalefet kazanmamak için elinden geleni yapıyordu(!) Gün geldi ağır aksak seçimler oldu, her iki tarafta amacına ulaştı(!) Ondan sonra yığınlar öksüz, yetim, çaresiz kaldı!

Bütün bu olanlardan sonra yığınlar, inandıkları yalanların ardından gitmeye devam ediyordu. Bu arada biz azınlıkta kalanlar her defasında aynı filmi feryat figan ve çırpınarak izlemek zorunda kalıyorduk! Sessimiz ve soluğumuz kesilirken tükeniyorduk!

İktidarla benzeşen tek yanımız, aynı mekanları ve vatanı paylaşmak dışında (bizim payımıza hiçbir şey düşmüyordu), yarınlarımız için çırpınmaktı!... İşin ilginç yanı, muhalefet iktidar olamadığı gibi; muhalefet de olamıyordu!...

“Sonuçta ABD güdümünde 70’lerden itibaren bir devlet politikası olarak da desteklenen siyasal İslamcıların en büyük hedeflerinden birisi iktidarın ele geçirilmesi oldu. AKP ile birlikte bunu başararak, adım adım sınırsız bir iktidara doğru taşımayı da başardılar. Bir din örtüsü altında her tür haksızlığa ve adaletsizliğe imza atarak; hile ve zorbalıklara dayanarak ve tüm bunları meşru ve haklı sayarak büyük bir aç gözlülük ve kibirle her şeye sahip olmaya çalıştılar. Bunu da başardılar! Kurumların, kuralların olmadığı, yasa ve anayasanın geçersizleştiği bir ortamda bir avuç azınlık olarak kendilerine bu dünyada bir cennet kurabildiler; belki de öteki dünyadaki cennetten de tapularını dahi satın alıp kenara koydular! Ama bu büyük bir çürüme ve yozlaşma pahasına yaşandı! Hak ve ahlak timsali olarak kendisini sunan, kapitalizme bir alternatif bir adil sistem olarak kurgulanan siyasal İslamcılık bir daha geri dönmemek üzere çöküşünü ilan ediyor! Pudra şekeri dökülmüş lüks arabalı, kısa paçalı şımarık çocuklarıyla; üç beş maaşlı sahte diplomalı bürokratları, rüşvetçi bakanları; parsel parsel satanları, milyon dolarlık servet sahibi şeyhleri, şıhlarıyla siyasal İslamcılık bir büyük çürümüşlükten başka bir şey değil!

Bütün bu yaşadıklarımız bu tek adam rejiminden kurtuluşun ne kadar hayati olduğunu hatırlattığı gibi; bu pisliklerin temizlenmesinin ise şu ya da bu kişinin iktidara gelmesinin ötesinde köklü devrimci dönüşümleri gerçekleştirecek bir örgütlü halk muhalefetine olan ihtiyacının hayatiliğini de ortaya koyuyor. (Politika kolektifi. BİRGÜN.10.08.2025)”

“Tabi bunu kolaylaştıran piyasalaşma rüzgarını da ıskalamak hata olur. Parası olanın daha iyi eğitim almasının önünün açılması, eğitimde eşitliğin iyice bozulması, özel okullaşma ve eğitim alanının kamusal bir hizmet ve denetimden çıkartılması, AKP’nin eğitim anlayışını hayata geçirmesi için zemin yarattı.

Uzatmayayım. Az çok nelerin yaşandığını biliyoruz. Lakin ‘ele geçirme’ ve ‘dönüştürme’ işi başarılamadı bence. Zira eğitim, özellikle de Türkiye’de, ancak ucunda bir refah, daha iyi bir yaşam imkanı varsa halk açısından anlamlı oluyor. Yani siz istediğiniz kadar, kendi istediğiniz tarzda eğitim verin, o eğitimin cazibesi buradan gelir. Bunu bir dereceye kadar devlet kadrolarını dağıtarak sağladı. Fakat aşırı yoksullaşma, kadroların torpili daha güçlü olanların arasında paylaşılması, sınav sorularının çalınması, mülakat vb. gibi nedenlerle en başta hedeflenen toplumun kodlarını yeniden yazma amacı tam anlamıyla gerçekleşemedi. Hatta geri bile tepti. Bir de ne yaparsa yapsın, ister devletin ister özel sektörün elinde olsun, bir eğitim kurumuna giren AKP’nin istediği gibi çıkmıyor. Tek bir genci dahi ikna edemiyor.

Dolayısıyla AKP artık ele geçirme ve dönüştürmeden ziyade eğitimi bütünüyle çökertmeye başladı. Mesleklerin değersizleşmesi de bunun bir parçası, asgari ücretin yaygınlaşması da…

İşte diploma skandalı bu çöküş sürecinin tepe noktası. Özetle sahte diploma skandalı eğitimi çökertme politikasının bir sonucu. Kadrolaşma hırsının değil. Onu kolayca yapabiliyorlar zaten. Kendi kadroları için hazır diploma sunan özel okullar kurdular. Geri kalan herkese de parayı verip okula bile gitmeden diploma alabilecekleri bir ortam yarattılar.(BAHADIR ÖZGÜR. 10.08.2025-BİRGÜN)”

Ertan AKSOY. Kamuoyu araştırmacısı.

“AKP bu stratejiyi kuruluşunda Fethullahçı yapıyla ortaklık üzerinden yürüttü. Refah çizgisinin “insana yatırım”, yani modern kadro yetiştirme kültürü zayıftı; devletin teknik omurgasını Fethullahçı eğitim ağlarından devşirdiler. 2010 KPSS’den yargıya sızmaya kadar pek çok kapı böyle açıldı. 15 Temmuz’dan sonra aynı ihtiyaç bu kez başka siyasal İslamcı tarikatlara ihale edildi. Liyakatin yerini referans, mülakatın yerini aidiyet aldı.

Çürüme burada büyüdü. Kurumlar zayıfladıkça suç ve suçlu için korunaklı alanlar oluştu. Bizim ölçümlerimize göre toplumun sadece %7’sinin desteklediği tarikatlar kamuya hâkim oldukça sahte diplomayla hekimlik, mühendislik iddiasında bulunanların çıkması, denetimsiz yurtlarda çocukların istismara ve yangına teslim edilmesi, “çakarlı” araçla şehirde mini imtiyaz düzeninin kurulması, sınavda sorunun çalınıp mülakatta elenmenin kural hâline gelmesi, hatta bir torbacının üstüne “narkotik” yazılı yelek geçirip dolaşabilmesi mümkün hale geldi. Bunların hepsi emniyetin, yargının ve idarenin güvenilirliğini aşındırdı, yurttaşın gözünde “devlet beni korur” duygusu zayıfladı.”

Bu farklı bakışlar ortak bir tabloyu gözler önüne seriyor. AKP topluma açıklamadığı amacına ulaşmak için tüm olanakları kullanıyor. Merdan Yanardağ’ın dediği gibi, yaklaşık olarak; “Cumhuriyetin temel değerlerini yıktılar ama kendi istediklerini kuramadılar. Buna bilgileri, becerileri ve güçleri yetmedi!” Şimdi görev muhalif yurtseverlerin…