Bi­li­yo­ruz; ölüm­lü­yüz. Ne kadar da avut­sak ken­di­mi­zi bi­lim­sel ça­lış­ma­lar ışı­ğın­da "insan ya­şa­mı 150 yıl­dır" diye, el­bet­te ki öle­ce­ğiz enin­de, so­nun­da... Ama dünya dön­dük­çe, yaşam var ol­duk­ça; 23 Nisan 1920'de te­mel­le­ri atı­lan, ve­ri­len Kur­tu­luş Sa­va­şı'nın ar­dın­dan 29 Ekim 1923'de ku­ru­lan bu ülke, Ulu Ön­de­ri­miz Kemal ATA­TÜRK'ün kur­du­ğu bu Dev­let; ya­şa­ya­cak son­su­za kadar, yaşam ola­rak ta­nım­la­nan bu gi­zem­li süreç sür­dük­çe...
Bi­li­yo­ruz; ku­ru­lu­şun­dan, gü­nü­mü­ze bu 106 yıl­lık sü­reç­te bu ül­ke­yi "içten ve dış­tan" yık­mak için uğ­raş­lar vardı, bugün de var, yarın da ola­cak. Ama onlar asla amaç­la­rı­na ula­şa­ma­ya­cak. Ne bu Dev­let'i, ne de ku­ru­cu­su Kemal ATA­TÜRK'ün ölüm­süz tin­sel var­lı­ğı­nı hiç kimse yok ede­me­yecek; Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Dev­le­ti hep var ola­cak O'nun İlke ve Dev­rim­le­ri'nin ay­dın­lı­ğın­da...
Bi­li­yo­ruz; O'nun yo­lun­da çar­pan yü­rek­le­ri­miz gün gelip dursa da gen­le­ri­miz­den gelen ço­cuk­la­rı­mız ve on­la­rın ço­cuk­la­rı geçit ver­me­yecek ka­ran­lık­la­ra! Ulu­sal Bay­ram­la­rı­mız hep kut­la­na­cak coş­kuy­la... Çünkü biz; kur­du­ğu Cum­hu­ri­yet gibi, var­lı­ğı­mız­la, kim­li­ği­miz­le, ki­şi­li­ği­miz­le hep O'nun ese­ri­yiz.
Bi­li­yo­ruz; 23 Nisan 2020 gü­nün­de, ço­cuk­lar gibi coş­kuy­la so­kak­lar­da ola­ca­ğız, bay­rak­la­rı­mı­zı asa­ca­ğız.
Yıl­lar­dır Ata­mız'ın İlke ve Dev­rim­le­ri'ne karşı çı­kan­lar, hal­kın se­si­ni kı­san­lar, te­le­viz­yo­nun se­si­ni aça­rak Hal­kın Ege­men­lik Bay­ra­mı'nı kut­la­ya­rak, "sözde" Ata­türk­çü, "sözde" Ulu­sal­cı ol­du­lar.
Velev ki bi­ri­le­ri ger­çe­ği kav­ra­mak­ta zor­luk çekse de ya da bu ger­çek on­la­rı ra­hat­sız etse de biz çok iyi bi­li­yo­ruz; EGE­MENLİK ULU­SUN­DUR!
Bi­li­yo­ruz bi­ri­le­ri; ül­ke­mi­zin kur­ta­rı­cı­sı ve ku­ru­cu­su olan Ulu Ön­de­ri­miz'in ger­çek­leş­tir­di­ği büyük iş­le­ri yok sa­ya­rak, O'nun ma­ne­vi var­lı­ğı­nı gör­mez­den gelip, ken­di­le­ri­ni öne ata­rak, ik­ti­da­rı ele ge­çi­riş­le­ri­ni "milat" bi­le­rek, 23 Nisan 1923'den beri ger­çek­leş­ti­ri­len ve ba­şa­rı­lan ne varsa "inkar" et­mek­te­dir­ler. Sanki ülke daha ön­ce­sin­de dün­ya­nın en geri kal­mış ül­ke­siy­miş gibi, bugün ül­ke­de ne varsa "bizim sa­ye­miz­de" di­ye­bil­mek­te­dir­ler.
Öy­le­si­ne ki ya­pı­lan bu açık­la­ma­lar son­ra­sın­da; Nas­red­din Hoca'nın, İncili Çavuş'un ve Aziz Nesin'in to­run­la­rı da ami­ya­ne de­yiş­le "ma­ka­ra­ya sar­mak­ta­lar" on­la­rı, kara mi­za­hın en özlü söz­le­ri­ni üre­te­rek...
Ör­ne­ğin; ik­ti­dar­la­rın­dan ön­ce­sin­de ül­ke­de "am­bu­lans" bile ol­ma­dı­ğı­nı söy­le­yen­le­re...
"Ki bu arada ne di­ye­lim? El­bet­te ki on­la­ra hak ver­me­li­yiz; çünkü güç on­lar­da???"
Evet doğ­ru­dur, bu ik­ti­dar­dan önce ül­ke­de AM­BU­LANS yoktu. Çünkü Türk­çe ko­nu­şu­lan ve Türk ola­rak ya­şa­nı­lan bu ül­ke­de CAN­KUR­TA­RAN araç­la­rı vardı.
Ve 23 Nisan kut­la­ma­la­rı çer­çe­ve­sin­de, İstik­lal Marşı söy­len­me­den önce; tüm şehit ve ga­zi­ler­le bir­lik­te Dev­le­ti­miz'in kur­ta­rı­cı­sı ve ku­ru­cu­su Ulu Ön­de­ri­miz Gazi Mus­ta­fa Kemal ATA­TÜRK'ün ru­hu­na da du­alar oku­nur­du, oysa son yıl­lar­da O'nun var­lı­ğı­nı hep yok say­dı­lar.
Çok iyi bi­li­yo­ruz ki on­la­rın yok say­ma­sıy­la; ne O'nun ba­şar­dık­la­rı, ne de O'nun ma­ne­vi var­lı­ğı yok ol­ma­dı ve onlar ne kadar uğ­raş­sa­lar da yok ol­ma­ya­cak.
Dünya dön­dük­çe, yaşam sür­dük­çe, biz­le­rin gen­le­rin­den ge­len­ler; O'nun adını, ilke ve dev­rim­le­ri­ni ya­şa­ta­cak­lar. O'nun Türk Ulusu'na ar­ma­ğan et­ti­ği 23 Nisan Ulu­sal Ege­men­lik ve Çocuk Bay­ra­mı ile bir­lik­te tüm Ulu­sal Bay­ram­la­rı­mı­zı daha nice yüz­yıl­lar bo­yun­ca coş­kuy­la kut­la­ya­cak­lar, son­su­za dek O'nu saygı, sevgi, min­net ve şük­ran­la ana­cak­lar.