Yıllarca süren savaşlardan geriye kalan ne olur?
Yanıtını çok iyi biliyoruz; yıkımlar, yetim çocuklar, göç yollarında tükenen yaşamlar, çökmüş altyapılar, yakılmış tarihi miraslar ve bir de... boş alanlar...
Bugünlerde Ortadoğu haritasına bakan herkes aynı gerçeği görüyor. Gazze, Suriye; bir bütün olarak yalnızca yıkılmadı, aynı anda "yeniden inşa edilmeye hazır duruma" getirildi. En sonunda yıkıntılar, enkazlar kaldırılıyor, yeniden yapılanma ihaleleri konuşuluyor ve bölge ülkeleri değil; küresel aktörler yeni düzenin baş mimarları gibi sahneye çıkıyor; ABD, Türkiye ve Katar'ın adları gündeme geliyor.
Bir başka deyişle; 22 Ocak 2026 günü medyada yer alan duyumlara göre bundan böyle top mermileri değil, beton mikserleri konuşacak Ortadoğu topraklarında... Daha da açık bir anlatımla; tanklar geri çekiliyor, ekskavatörler öne sürülüyor.
Savaş bitti, sıra “barışçıl yatırımlarda” (!)
Ama ne tuhaf! Bu topraklara barış da aynı savaş gibi dışarıdan geliyor. Üstelik bu kez yalnızca sınırlar değil, düşünceler de yeniden çiziliyor. Öyle görünüyor ki “Kentsel Dönüşüm” kavramı, İstanbul’un kenar mahallelerinden çıkıp Gazze’nin bombalanmış sokaklarına, Halep’in yok olmuş binalarına taşınacak gibi....
Bir bakıma; gözler kent topraklarından, Ortadoğu ülkelerine çevrildi, bundan böyle kentsel dönüşüm yerine, sırada “ülkesel dönüşümler” var egemenlerin gözdesi müteahhitler, yükleniciler, yap-satçılar için?
Bilindiği gibi kentsel dönüşüm dediğimiz oluşum, yalnızca konut yapma uygulaması değil; aynı anda bir yaşam tarzı dayatmasıdır. Kentsel dönüşüm uygulamaları; apartman yaparken komşuluk ilişkilerini yıkar, yeni yollar açarken mahalle kültürünü yok eder, AVM dikerken pazar yerlerini tarihe gömer.
Peki ya ülkesel dönüşüm?
O daha derin, daha sessiz ve daha kalıcıdır.
Burada bir ülkenin kültürü dönüştürülür. Egemenlik algısı değiştirilir. Yeni müfredatlar getirilir, yeni medya dilleri kullanılır. “Yeniden yapılaşma” adı altında o ülke halkının hafızaları kazınır, kimlikleri silinir, yerine yeni bir uluslararası akreditasyonlu yurttaşlık biçimi getirilir ki orada olacakları; ABD Başkanı Trump'ın yazlık dinlence kentlerine ilişkin düşleri, düşünceleriyle ilişkilendirerek konuyu değerlendirin.
Ne yazık ki günümüzde uluslararası diplomasiyi diplomatlar değil; müteahhitler yürütüyor.
Proje bazlı dış politikalarla, insana yönelik yardımların içinde beton torbaları dağıtılıyor. Yardım adı altında gelen kamyonlarda yalnızca un değil, aynı anda yeni haritalar, yeni sistemler, yeni sözleşmeler de taşınıyor. Gazze’ye yardım ulaştıran ülkeler, aynı anda onun enerji altyapısını, su kaynaklarını ve dahası gelecekteki ekonomi politikasını da biçimlendirmeye aday... Suriye’de yeniden yapılanma için masaya oturanlar, yalnızca yapıları, konutları değil; rejimleri, ideolojileri ve halkları da “yeniden dizayn etmeye” hazırlanıyor.
Ülkesel dönüşüm; sanki bir mega site projesi gibi... Planları başkaları yapıyor, ödemesini de savaş yorgunu ülkelerin halkları gerçekleştiriyor ya da ceremesini o halklar çekiyor.
Günümüzde bir ülkeyi dönüştürmenin tek yolu silahla, tankla, topla saldırmakla gerçekleştirilmiyor. Bu dönüştürmenin kurşunsuz ve kansız biçimi de var; örneğin o ülkeyi borçlandırmak, altyapıyı üstlenmek, dijital veri akışını kontrol etmek ve güvenlik protokollerini yazmak gibi... Sonuçta alın size “dönüştürülmüş” bir ülke... Evsiz ama telefonlu, yoksul ama QR kodla erişilebilir. Pasaportu varsa da bağımsızlığı yok.
Ne diyordu eski bir Ortadoğu özdeyişi?
“Yıkımın olduğu yerde inşa eden, yalnızca mimar değil, aynı anda hükümdar olur.”
Demokratik ve barışçıl ülkelerde dönüşüm, içten gelen bir gereksinimle başlar. Ama bugün Gazze'de ve Suriye'de gerçekleştirilecek olan yapılaşma ya da dönüştürme çalışmaları; içsel değil, ithal/dışsal bir değişim olacaktır.
Bölge halklarının kendi göbeklerini kesmeleri değil, başkalarının makasıyla biçimlenmeleri söz konusu olacaktır. Belki de bu çalışmaların sonucunda bölge halkının yazgısı; geleneğine, göreneğine, görgüsüne uygun ya da uyumlu olmayan projelerin maketinde yaşamak olacaktır
Kentsel dönüşüm, mahalleleri yutar, kentli halkı mutsuz eder. Ortadoğu'da gerçekleştirilecek yapılaşma çalışmalarıyla ülkesel dönüşüm sonrasında da bölgesel tarih, kimlik ve irade yutulabilir, yok olabilir, halklar mutsuz olabilir. Ama kime gam? Bölgeyi bir tatil, bir dinlence yöresine çevirmek istiyor Trump agam; eh ne de olsa o bir emlak imparatoru...