İnanmak yaşamın olmazsa olmazlarındandır. Hiç kuşkusuz inanmanın sayılamayacak kadar çok yararı vardır. Ancak, genel geçer bir ilke var; inanmaya yakın olanlar aldatılmaya en yakın olanlardır. Bunun temel nedeni, inanç aracılarının ortaya çıkmasıdır. Bu önemli sakınca nedeniyle inanç çok yararlı olabileceği gibi zaman zaman zararlı da olabilir. Bu nedenle dincilere karşı uyanık olmak gerekir. Dinciler genellikle bir inancın ana dilde olmayışından, ikinci olarak ise, alıcının dini anlayıp kavrayacak düzeyde olmayışlarından yararlanır. Soyut ve somut ayrımı yapamayan bir çocuk potansiyel alıcı olduğunda ya da bilinç düzeyi yeterli olmayan bir kişi, yanlış yüklemelerin etkisinde ve altında kalabilir. Yozlaşma ve yobazlık bu noktada ortaya çıkabilir. Bu istenmeyen gelişmeler inancı yararlı olmaktan çıkarabilir. İnanç oluşumlarının tabanındaki en kalabalık gruplar, çocuklar ve bilinç düzeyi yeterli olmayanlardan oluşur.
İnanmanın iki önemli yararından söz edebiliriz. Kişi yararı ve toplumsal yarar. Doğruluk, dürüstlük ve ahlaklı olmak bu kapsamdadır. Kişisel çıkar, toplumsal yarar ile örtüşmelidir. İnanarak yaşamak, güvenli bir hal ve ortamı işaret eder. İnanmanın temelinde bir yaratma olgusu var. Yaratana inanmak, yaradılışa inanmak veya bilime inanmak. Hangi hali ile olursa olsun, sonuçta inanç kişiseldir. İnançlar toplumsallaştırıldığında kaçınılmaz olarak ideolojiye dönüşür. Bu noktada ideolojinin kısa tanımını anımsamakta yarar var. Bireyin yaşama ilişkin istem ve beklentileri ideolojidir. İnanmak olgusu beklentileri belirler. Yaşama biçimine ilişkin istemler ideolojiktir. Bu nedenle ideoloji, yaşama ilişkin olmazsa olmazların önde gelenidir. Farklı bir biçimde ifade edersek; ideoloji bireyin yaşama biçimini yansıtır. Yaşamla ilişkili kritik nokta burasıdır. Dincilik dediğimiz olumsuzluk bu noktada devreye girerek bu noktada yaşam özgürlüğüne müdahale etme alanları yaratmaktadır. Dinsel inanma ile bilimsel inanma farklıdır. Bilimsellik, nedensellik temelli oluşum ve değişimleri olabilir olarak görürken, din değişmezlik eşliğinde yaşamı biçimler. Fizik bilimsel bir olgu iken; metafizik, bilimden sonra gelen anlamındadır.
Bu söylenenlerle nereye varmak istiyoruz? İnanmak kişisel bir tercih veya yönelimdir. Bunun böyle olmadığını düşünen kişi, kendi inanç grubunun üstünlüğünü düşünen ya da inançtan kazanç sağlayandır.
Birey kendi algıları ile bir tercihte bulunur veya yönlendirmelerle iradi olması tartışmalı bir şekilde yönlendirilmiş olur. Süreç nasıl gelişirse gelişsin, inanmak sonuçta kişisel bir kabuldür. Bu temel olgu, inancın giderini toplumsallaştırmaz! Evine şahsi tüketimi için yiyecek maddeleri alan kişi bedelini öder…Bu nedenle inanç hizmetlerinin bedeli kişisel olmalı ve onu o inancın hizmetinden yararlananlar ödemelidir. Gelişmiş ülkelerde din görevlilerine devlet bütçesinden maaş ödenmez. Öz yaşantımdan anımsadığım, köylerde imamların hizmet bedelini, o hizmetten yararlanan köylüler, özellikle harman zamanı mahsul ile öderdi. Farklı inanç biçimlerinin olduğu toplumlarda, inancın finansmanı bir eşit yurttaşlık sorunu olarak ele alınmalıdır. Eğer bir devlet katkısı olacaksa, bir inanca değil, her inanca aynı şekilde olanaklar sağlanmalıdır. Bu önemli nedenle, devletin tüm inanç gruplarına aynı uzaklıkta ya da aynı yakınlıkta olması gerekir. Bu vurguladığımız şeyin adı laikliktir…Bu anlatmaya çalıştığımız şeylerden ortaya çıkan sonuç; inançların finansmanı devlet bütçesinden karşılanmamalıdır. Bu temel ilkeye uyulmadığı zaman, inanç özgürlüğü zedelenir. Ancak devlet inanç grupları için bazı katkılar yapabilir. Kent planları oluşturulurken bu gerçekler dikkate alınır. Yani alan boş bırakılmaz ve kamu yararının gerekleri yerine getirilir. Bununla birlikte gerekli denetimler yapılarak toplumsal yaşam güvenceye kavuşturulur.