Normal bir vatandaş, normal koşullarda, normal olan devletinden yana olur. Normal devlet
dendiğinde, demokratik hukuk devleti kastedilmektedir. Ülkenin selametini ve tüm
vatandaşlarının (suçlu ya da suçsuz) güven içinde yaşamalarını sağlamakla yükümlü olan
devletten söz edilmektedir. Aydın diye nitelenen ve o niteliklere sahip olan vatandaşların
devletten yana oldukları anlar vardır. Örneğin Kurtuluş Savaşı sırasında tüm aydınlar yeni
kurulan devletten yana tavır alırken; sadece çıkarının esiri olanlar işgalcilerle birlikte
olmuşlardır.
Aydınların devletten yana olması olağanüstü haller için geçerlidir. Normal koşullarda aydınlar
statükoyla uyuşamadıklarından ve gelecekten; daha güzelden ve daha iyiden yana değişim ve
dönüşümlerden yana oldukları için devleti yönetenlerle uyuşamayabilirler. Çünkü iktidarlar
genellikle temelden çözümler yerine günlük (palyatif) çözümleri yeğlerler.
Tutsak aldılar doğanın can damarlarını,
Ağaçlarda kurudu yeşilin gözyaşları…
Engel oldular canlıların suya erişimine.
Öksüz bıraktılar sırtından hançerlenen yaşamı!
Aydının birden çok tanımı var ve farklı tanımların ortak paydaları var. Bu ortak paydalar; hak,
hukuk, adalet ve yaşamdan ve yaşam üreten ortamların korunmasından yana olmaktır
diyebiliriz. Bunun için aydınlar iyinin, güzelin, doğrunun, doğanın ve yararlının
savunucusudur. Bu noktada şu soru sorulabilir; aydın kişiler kimlerden yana olmaz?
Zalimden, zorbadan, katilden hırsızdan, yolsuzluk yapandan, haksız kayırmalardan,
yalancılardan, kendi çıkarını ülke çıkarının önüne koyanlardan yana olmaz! Ülke yararına
olmayan eylem ve işlemlerden yana olanlardan yana olmaz! Çıkarı için inançları kötüye
kullananlardan yana olmaz. Kişisel çıkarı için ülke çıkarını görmezden gelenlerden yana
olmaz!
Şimdi aydınların çirkin saldırılara maruz kaldığı bir süreci yaşamaktayız, oysa;
“12 Eylül Askeri Faşist Darbesi'nin simge kurumu, Türkiye üniversitelerinin üzerinde Demokles’in
kılıcı gibi sallanan, anti-demokratik uygulamaların merkezi YÖK bile Akademik Özgürlük
Bildirisi’nde akademik özgürlük ve akademinin özgürlüğüne dair şu ifadeleri kullanır;
"Üniversiteler hiçbir baskı ve engelleme söz konusu olmaksızın, tüm fikirlerin, muhtelif hakikat
iddialarının, sosyal ve siyasi problemlerin özgür ve medeni bir şekilde tartışıldığı, karmaşık
sorunların açık bir biçimde ifade edildiği ortamlardır."
Yine aynı bildiride şu ifadeler geçer; “Öğrenciler de öğretim elemanları da doğru bulmadıkları ve
onaylamadıkları konularda şiddete başvurmaksızın eleştirme ve protesto hakkına sahiptirler.”
“İfade özgürlüğü çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği ve demokratik toplumun
olmazsa olmaz koşuludur.”(……)
Evet kaybettik, ama hiç vazgeçmedik ki;
Yaşamı yaşanılası kılmak isteyen özlemler,
Direndiğimiz sürece hep bizimleydi…

Çünkü yenilmek, yenilgiyi kabul etmekti!
Toplumu “ya bizdensin ya teröristlerden” gibi tehlikeli iki kutuba ayırıp, milliyetçi ve muhafazakâr
tüm kesimleri kendi siyasal ve kişisel ikballeri için konsolide etmek arayışlarının gideceği son
nokta çok daha riskli ve çok boyutlu bir çatışma atmosferi olacaktır. Esas “bölücülük” ise budur.
Son birkaç gündür bu “bölücülükten” nasibini alan akademidir ama devamı da gelecek gibi
gözükmektedir. Bu çerçevede şunu çekinmeden söyleyebilirim; içinden geçtiğimiz günler bu
yüzden üniversiteler tarihinin ve akademik özgürlüğün yüz karası günleridir. Tarihin utanç
sayfaları arasında tüm açıklamalar, yorumlar, tehditler, baskılar, cezalar ve buna alkış tutanlar da
yerini alacaktır.” (Ulaş Aydın)
İnsani sorumluluk gerçekten, doğrudan ve güzelliklerden yana olmayı gerektirir. Aydın, dünyayı
olumlu yönde değiştirmek isteyen ve bu doğrultuda çaba harcayan bilinçli ve özverili kişidir.
Bilimselliğin istem ve beklentileri bireysel çıkarlardan önce gelir ve ülke sınırlarını aşar. Bu
nedenle aydın kişi gerçeği ve onun ifade edilmesini bir öncelikli ilke sorunu olarak kabul eder. Bir
İngiliz atasözü der ki; “Gecenin en karanlık saati sabaha karşı olur.”
Ne hale getirdiniz bu ülkeyi görüyor musunuz?
Suskun umutlar yollarda, isyanlar ayakta!
Yürekten paylaşılan bir sevinç içindir düşlerimiz;
Birgün mutlaka tanık olacağız tarihin yazılışına!
Aydın olmak öncelikle insanlığa karşı sorumlu olmak ve bunun bilincinde olmaktır. Peki bu yeter
mi? Hayır yetmez. Aydın olan kişi, çağının tanığı olarak; varlıklara ilişkin tüm sorunlarda
yaşamdan yana taraf olması gereken konumundadır; konumunun bilincinde olarak hareket
etmelidir…