20. yüzyılın en etkili filozoflarından biri olup, özellikle bilim felsefesi ve siyaset kuramı alanlarındaki katkılarıyla tanınan Karl Popper der ki:
Tarih yasaları yoktur. Ama tiranlar, onları icat etmekte ustadır.
Günümüzde birileri “tarihin doğru tarafında” olduğunu ileri sürüyor. Başka birileri de “günü geldiğinde her şey kendiliğinden olacak” diyerek halkı uyutuyor. Ve yine bambaşka birileri de toplumun sesini kısmak için “tarihi zorunluluk” adını verdikleri sihirli sopayla herkesi hizaya sokmaya çalışıyor.
İşte böylesi bir dünya düzeninde, 1945’te yazılmış bir kitap bugün günümüzde de insanları aydınlatmak ve uyarmak için pırıl, pırıl parlıyor ki o kitap Karl Popper’ın “Açık Toplum ve Düşmanları” adlı çok bilinen ve oldukça önemli çalışmasıdır.
Karl Popper, filozofları pek sevmezdi. Daha doğrusu, “tarihin gidişatını” bildiğini sanan filozoflara karşı eleştirel bir bakış açısı vardı. Örneğin; Platon, Hegel, Marx onun gözünde, açık toplumun düşmanlarıydı. Çünkü onların; insan iradesini susturup, tarihi konuşturmak gibi ortak bir günahları vardı.
Popper'ın bu sert eleştirisi, bu düşünürlerin karmaşık felsefi sistemlerini bütünüyle reddetmek anlamına gelmez elbette; bu eleştiri Platon, Hegel ve Marx'ın toplum mühendisliğine varan "tarih yasası" savlarının, totaliter rejimlere zemin hazırlayabileceğine yönelik önemli bir uyarıdır.
Nedendi bu eleştirel yaklaşım? Çünkü Popper’a göre kapalı toplumlar; geçmişin hayaletleriyle yaşayan, geleceği bir tür yazgı gibi gören yapılardır. Bu toplumlarda; değişim tehdittir, eleştiri ihanettir, soru sormak suçtur.
Bu yaklaşımlar günümüz koşulları bağlamında değerli okurlara tanıdık geldi mi acaba?
Ne dersiniz? Sanki Platon’un “altın adam”ları günümüzde bile “beyaz ekran”larda boy gösteriyor. Hegel’in devleti kutsaması 21. yüzyılda da parti logolarından topluma göz kırpıyor. Marx’ın ütopyası ise ara, ara distopyaya dönüşerek ekran başındaki yorumculara var olan düzeni eleştirmek için malzeme sunuyor.
Popper, çağının diktatörlerinden korkuyordu. Ama bizler de içinde bulunduğumuz şu dijital çağda; bugünün algoritmalarından korkmalıyız. Çünkü artık tiranlar yalnızca kürsülerde değil; ekranlarımızda, uygulama arayüzlerinde, haber filtrelerinde saklanıyor. Açık toplumun en büyük düşmanı, belki de artık insanları sessizliğe alıştıran algoritmalardır. Bu algoritmalar, yalnızca bizi "linç kültürüne" hazır duygu patlamalarına yönlendirmekle kalmaz; veri madenciliği ile kişisel zaaflarımızı haritalandırır, yapay zeka manipülasyonları ile gerçeğin kendisini bulanıklaştırır ve bizi, görüşlerimizi hiç sorgulamadan pekiştiren "yankı odalarına" hapseder.
Şöyle bir düşünelim. Acaba eleştirinin “linç”, değişik/farklı/ayrı düşüncenin “fitne”, sorgulamanın “yıkıcılık” olarak kodlandığı bir toplum ne kadar açık olabilir?
Açık toplum; yalnızca sandıkla, oyla, kurumla olmaz. Açık toplum; önce aklı açmakla, ardından korkusuzca konuşmakla kurulur.
Popper’ın da uyardığı gibi "Açık Toplum, Açık Mikrofon Değildir" ve bu sözlerin anlamı da şudur ki açık toplum her sesi eşit görmek değildir; her düşüncenin eleştiriye açık olduğunu kabul etmektir. Daha da açık anlatımla; bağıran kazanmaz, düşünen konuşur.
Bugün birilerinin algoritmalarla geçmişi “yeniden yazmaya”, geleceği ise “önceden görmeye” çalıştığı bu dijital çağda; belki de yapılması gereken şey çok kolay, çok sıradan bir tutum ve davranıştır ki o da susmak değil, düşünerek konuşmaktır. Çünkü bu çağda sessizlik, geçmiş çağlarda olduğu gibi bilgelik anlamına gelmez; bununla birlikte "sessizlik" yalnızca otoriter düzenlerin hoşuna giden tutum ve davranıştır. Dolayısıyla açık toplumu var edebilmek için her birimizin yapması gereken de "sessiz kalmak" değil, tersine düşünerek konuşmak, eleştirmek, yapılan eleştirileri de olgunlukla karşılayabilmektir.
Bu çağrıyı somuta indirgersek, en temel eylemlerimiz şunlar olabilir:
Karşılaştığımız her bilginin kaynağını sorgulamak, algoritmik besleme halkalarını kırmak için değişik ve karşıt kaynaklara bilinçli olarak başvurmak, dijital haklarımızın farkına varmak ve en önemlisi de medya okuryazarlığını bireysel bir sorumluluk olarak benimsemek...
Unutmayalım; yaşadığımız bu çağda açık toplum, sandık başında başlayıp, ekran başında devam eden bir süreçtir.