CHP nin parti sözcüsü
Müslüm SARI demiş..!
Özgür Özel’in yeni parti iddialarına ilişkin CHP grup toplantısındaki konuşmasını "etik değil" diyerek eleştirmiş.
Sormak lazım:
Seçim gecesinden beri tabanın sesine kulak tıkamak mı etik..?
Parti içi demokrasiyi, değişimi ve yenileşmeyi istemeyi bir suç gibi göstermek mi etik..?
Yoksa milletin ve partililerin yüzüne Genel Merkezin demir kapılarını kırdırıp, koltuğa kilit vurmak mı etik..?
Seçilmişleri suçlu ilan edip ihbar etmek mi etik..?
Mutlak butlanın zırhına bürünerek oyalama politikalarını kalkan olarak kullanmak mı etik..?
Seçilmiş Genel Başkanın her sorusuna bilmiyorum sorayim demek mi etik..?
"Etik" kavramı, sadece kendi siyasi ömrünü uzatmak için hatırlanacak bir sığınak değildir.
Asıl etik olmayan; millet değişim diye haykırır iken, o demir kapıların arkasında koltuk hesabına devam etmektir.
"Demir Kapılar Arkasında Siyasi Etik Dersi"
Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurmaylarından gelen son açıklamalar yine şaşırtmadı. Özgür Özel’in grup toplantısında parti içi gidişat ve yeni arayışlara dair söylediklerini "etik dışı" ilan etmişler.
Siyasette "etik" kelimesi elbette çok kıymetlidir. Ancak ne zaman ki başarısızlığın üzeri örtülmek istense, ilk sığınılan liman da yine bu kavram oluyor.
Gerçekten neydi etik olan.?
Millet sandıkta net bir mesaj vermişken, partinin öz evlatları ve seçmeni değişim isterken Genel Merkezin demir kapılarını kurultay delegelerine, üyelere ve halka kapatmak mı etik..?
Değişim talep eden her sesi veya "etik dışı" diyerek bastırmaya çalışmak mı etik..?
Eğer bir yerde etik aranacaksa; önce partinin kapılarına yığılan tomalardan polis cemselerinden başlanmalı.
Değişim talebini bastırmak için örülen duvarlar mı etik, yoksa o duvarları yıkıp örgütün ve halkın sesine kulak vermek mi?
Genel Merkezin demir kapılarını kapatıp, halktan kopuk, koltukta kalma mücadelesi vermeyi "meşru", partinin geleceğini konuşmayı "etik dışı" sayan bir anlayışın bu partiye ve bu ülkeye vereceği hiç bir şey kalmamıştır..
Her türlü meşru müdafaayı suç sayanlar la bir olanlarla, aynı kulvarda koşmanın şartlarının kalmadığı bu yolda; en vakur olanın seçilip savunmanın geç bile kalındığı aşikardır.
Kaldı ki yeni bir yol açmanın zamanı çoktan geçmiş olmalıdır.
Örnek Gazeteci / Ebru ÇELİK
Günter Wallraff’ın 1985 yılında yayımlanan ve Almanya’daki Türk işçilerin ağır çalışma koşullarını, insanlık dışı muameleleri "Ali" kimliğiyle McDonald’s ve sanayi tesislerine sızarak gözler önüne serdiği:
"Görünmeyenler" (En Alttakiler / Ganz unten) eseri, araştırmacı gazeteciliğin en ikonik örneklerinden biridir.
Birgün Gazetesinin Muhabiri
Ebru Çelik’in CAS Ajansı ve CHP eksenindeki paralı figüran iddialarını ortaya çıkarmasını, Wallraff’ın bu metodolojisi ve kamuoyunda yarattığı sarsıntı ile bağdaştırarak bu yazıyı kaleme aldım.
Görünmeyen Sahneler, Görünür Hakikatler: Wallraff’tan Ebru Çelik’e Algı Siyasetinin Deşifresi..
Gazetecilik, sadece haber merkezlerine servis edilen bültenleri basmak ya da kurgulanmış dekorların önünde mikrofon tutmak değildir.
Gerçek gazetecilik, cilalı yüzeylerin arkasındaki çürümeyi, kurgulanmış sahnelerin arkasındaki senaristleri de kamuoyuna doğal efektleri ile sunmaktır.
Gerçek gazeteclik sırça sürmelinin edalı diliyle konuşmak değildir.
Ebru Çelik gerçek anlamda bir gazetecilik yapmıştır
İlahi Ebru ÇELİK
Günter Wallraff den çok tecrübe almış olmalısın ki en alttakileri değil; en üstteki lerin kibir seanslarını buyruğumuza sundunuz..
İlahi Adalet tecellisi bu olsa gerek..
Teşekkürler Ebru ÇELİK
AYDIN NİKBAY