Taşın sanata döndüğü kent Mardin
Gece gerdanlık
Gündüz seyranlık
Mezopotamya bölgesi Kızıltepe
Duvarlarla örülü Suriye sınır yakasında; arpa buğday başakları, başak başak sarıya bürünmüş Atlas misaliydı Kızıltepe ovası.
Geçtiğimiz her caddesin de ipek yolu yazılı
Evlerin üstün de çatı yok mavi boyalı demir aksamlı sedirler örülü gece körlüğü yaşayan yılandan çıyandan korunmak amacıyla her evin tepesinde bir beşik.
Haziran ayının ortasına gelmeden sıcaklık 40 dereceye yakın.
Çıktık..
Seyirli tepeden baktık Mardin'e
Kaya mezarlığı şehirler; Rivayete göre
Paleolitik (Eski Taş) ve Neolitik (Cilalı Taş) dönemler, insanlık tarihinin avcı-toplayıcı göçebe yaşamdan, yerleşik ve üretken toplumlara geçişini belirleyen iki temel tarih öncesi çağlardan kalma.
O mezarlıkta zenginler kayalara, fakirler yerden, oyulan çakılı taşlara gömülürlermiş..
Kaya Mezarları başında koyun - keçi sütünden naneli ayran sefası ile kadim şehir Mardin, şehir merkezine yürüdük.
Mardin medeniyetler şehri
Dünyanın ve Türkiye'nin en güzel şehri diye bilirim.
Buraya kadar tamam ve her şey çok güzel yazılır künyesine; kadim şehir Mardin'in hanesine..
Dağların tepelerin yamaçların kaleden kaleye kurulan burçların sadık yerlerine bilmem kaç yüz yıl önce inşaa edilen bu şehir..
Bu şehrin 1. Caddesini baştan sonuna kadar eşimle boydan boya yürüyerek caddenin sonuna, toplanma noktamız olan eski Diş hastanesine vardık orada konumlanan çay ve şerbet satan bir yerde oturduk.
Çay istedik tabaksız geldi
Tabak istedim
Yok abi tabak dedi çaycı
Niçin dedim..?
Bizim bu mehlede çaylar tabaksız verilr..!
Tabak alacak kadar paramı kazanıyoruz ki" kırıldı mı bir daha alamiyoruz"
Sonunda değişik renkli ve zamanı geçmiş üç tabak geldi masaya ki, zaten çaylarımızı içmiştik.
Görünen o ki sadece Mardin'in tarihsel sürecine tutulan o görkemli manastırlar mı..!
Ya boydan boya adımladığımız caddenin ve ara sokaklarında ki esnafın, halkın genel görünümü geçim durumu..!!
Caddenin sonuna kadar geldiğimizde eşek gücü ile toplanan çöp ve çöp toplama alanları için bir sözüm yok temizdi, temiz olmasına.
Yolun bitişine geldiğimiz de 55 küçük esnaf saydım dükkanların hiç birinde müşteri yoktu; toplasan her bir dükkanın sermayeleri kâr edecek kadar yeterli değildi.
Esnafın birisine günlük cirosunu sordum " abi alay mı ediyorsunuz dedi " kasasını açtı bu günkü cirom dedi 600 TL. Bu işte bizim talihimiz..!
Diğer bir esnafın dükkanına girdiğim de; elinde Yaşar Kemal'in Kale Kapısı adlı romanını okuyordu hiç bir şey sormadan kapıdan geri döndüm.
Çok daha içimin acıdığı gözümün gördüğü, sosyolojik çaresizliği, işsizliği, yoksulluğu yazmaya elimin varmadığı;
Mardin Midyat hattında Diyarbakır yolundan döndük Ankaraya.