Bu madencilikte; kazma yok… ama “kazılan” sensin, ey insan soyu!
Dünlerde madencilik; maden ocaklarında kavga, gürültü, tartışma, ÇED raporunda yandaş madenciyi kayırma eylemleri sonucunda doğaya yönelik bir fiziksel saldırıydı. Dahası halkın, orman köylüsünün, çevre dostlarının tüm duyarlılıklarına aldırmadan; özel çıkarlar için, kamusal yararları görmemekle eş anlamdı sayılırdı. Çünkü madencilik işletmecisi patron buyruk verdi mi iş makinalarının kepçeleriyle dağ, tepe, orman, dere yok olurdu. Doğadaki yıkım gözle görülürdü, insanların öfkesi de, başkaldırısı da fiziksel eylem olarak gözle görülürdü ve maden uğruna doğaya yönelik saldırılar karşısında yükselen karşıt sesler de kulaklarımızda duyulurdu.
Oysa günümüzde, dijital çağ olarak adlandırılan oldukça hızlı teknolojik değişim sürecinde yine madencilik yapılıyor, yine bir değişim, dönüşüm süreci yaşanıyor, belki de henüz tam olarak ayırdına varamadığımız bir bozulma süreci de yaşanıyor. Ama çevre dostları, madencilik karşıtları henüz sokaklara dökülüp bu madencilik biçimine karşı çıkmıyor, çünkü dijital çağla birlikte madencilikte de “çağ atladık.”, çünkü günümüzde bir başka tür madencilik yöntemiyle karşı karşıyayız.
Bu çağda dağı, tepeyi, ormanı, dereyi kazmıyor maden şirketi patronları (üstelik onlara dijital çağın efendileri deniyor), işte onlar insanı kazıyorlar. Toprağı delmiyorlar; insanların mahremiyetlerini, gizemlerini, sırlarını deliyorlar. Bu yaptıkları eylemlere de sanki çok masum bir iş yapıyorlarmış sanısı vermek için olsa gerek; veri madenciliği diyorlar.
Bilindiği gibi geleneksel madenci yerin altına inerdi, oysa veri madencisi sen insanın içine, özüne, benliğine iner: ne okudun, neye sustun, neye öfkelendin, neye tepki verdin? Bir kavram, bir söze, bir anlatıya; iki saniyeden daha çok bakman bile onlar için “cevher.” Gerçi burada kepçe sesi yok; sen yalnızca ekran kaydırıyorsun ama “ben” dediğin yerden örnek alınıyor, örnek nedir ki bildiğin izlemeye alınıyorsun. Tıkladığın, ilgi duyduğun ne varsa; işte onların peşine düşen birileri seni insan olmaktan çıkarıp bir etikete indiriyor ve diyor ki “Kaygıya yatkın.” Diyor ki “Yalnız.” ya da diyor ki “Tetiklenebilir.” Anlayacağın insan oğlu ya da kızı sen artık istatistik bir değer oluyorsun, dahası "veri" oluyorsun, dolayısıyla hedef olman da kolaylaşıyor.
Duyarlı bir insan olarak "Bu madencilik türünün doğaya yönelik olumsuz dışsallıkları var mı ya da yok mu?" diye düşünebilir ve sorgulayabilirsin. Belki de bu madencilik türünde “Toprak kazılmıyor, doğa bozulmuyor” diye mutlu olabilirsin. Ama hiç düşünüyor musun; bu veri madenleri ya da merkezleri hangi enerjiyle işliyor, çalışıyor ya da halk deyişiyle bu değirmenin suyu nereden geliyor? Sunucular nasıl soğutuluyor? Evet o su nereden geliyor? “Yenilensin” denilen araçlar, gereçler, cihazlar nereye gidiyor? Dijitalin doğaya yönelik olumsuz dışsallıkları, geleneksel madencilikte olduğu gibi bozulmayı gözümüze, gözümüze sokmuyor ki neler oluyor ya da gelecekte neler olacak bilelim. Her şey belirsiz, her şey bulanık, veri madenciliğinin işleyişinde her şey bulanıklaştırılıyor.
Bu işletmelerin çıkardığı en değerli maden; ne altın, ne elmas, ne de uranyum, bu işletmenin ürettiği maden dikkat ya da ilgi, senin dikkatin, senin ilgin... Onlar senin dikkatini, ilgini; kazıyorlar, işliyorlar, satıyorlar. Ama sakin, tepkisiz, yavaş dikkat ya da az ilgi yetmez; onlara senin dışa vuracağın öfke gerek, korku gerek , şok gerek... Çünkü sessizlik, tepkisizlik; tıklanmaz, dikkat çekmez, ilgi çekmez. Öfke seni ekranda tutar; ekran seni veriye çevirir, veri tüketimi büyütür, ama tüketim doğayı yıpratır.
Ne yazık ki günümüzde yıkım konfor kılığında geliyor; hızlı, kolay, kişisel, akıllı... Üstelik çevremizde; toprağın karnını, bağrını yaran, kazan kepçe yok diye rahatlıyoruz, evet kepçe yok…Çünkü kepçeyi artık zihnimize, düşüncemize, beynimizin kıvrımlarına soktular.
Ah bizler zavallı şaşkın insanlar! Dağ delinince ortalığı ayağa kaldırıyoruz, kıyamet koparıyoruz ama insan zihni, düşüncesi beyni delinince yalnızca yenilik diyerek çağı yakaladığımız sanısıyla mutlu oluyoruz. Gerçekteyse biz; insanlığımızı yitirip, bir veriye dönüştürülüyoruz dijital çağın madencileri eliyle...