Sahip olmak ile sahip çıkmak arasındaki fark, toplumsal yaşamın en temel ayrımlarından biridir. Sahip olmak, bireysel çıkarın ve mülkiyetin dilidir; nesneleri, doğayı, hatta insan emeğini kişiselleştirerek “benim” kılma eğilimidir. Bu yaklaşımda değer, yalnızca el koyanın çıkarına göre ölçülür ve çoğu zaman başkalarının yoksullaşması pahasına gerçekleşir. Oysa sahip çıkmak, kolektif sorumluluğun ve dayanışmanın dilidir. Varlıkları korumak, kollamak ve ortak yarar için paylaşmak anlamına gelir. İnsan, doğa, kültür ve gelecek kuşaklar için bir emanet bilinci taşır. Sahip çıkmak, adaletin ve eşitliğin toplumsal pratiğe dönüşmesidir.

Bu ayrım sınıfsaldır: sağ ideoloji “sahip olmak” üzerinden hareket ederken, sol ideoloji “sahip çıkmak” üzerinden ilerler. Sağ, el koyma ve özelleştirme ile kişiselleştirmeyi öne çıkarır; sol ise paylaşım, koruma ve ortak yararı. Bu nedenle “Baba Çiftliği” metaforu, iktidarın keyfiliğini ve hukuk tanımazlığını simgeler. Kamu kaynaklarını kendi malı gibi gören siyasetçilerin tavrı, ortak olanı özel çıkar için gasp etmenin en çarpıcı ifadesidir.

Yurtseverlik: Dinamik Uyum ve Ortak Varlık

Yurtseverlik, durağan bir bağlılık değil; değişime uyum sağlayan bir bilinçtir. Onun özü, varlıkların bütününe sahip çıkmaktır: insanla başlar, doğa ile devam eder, hayvanları, bitkileri, suyu ve havayı kapsar. Kültür, bilim ve bilinç birikimleri de bu varlıklar arasında yer alır; çünkü yurtseverlik yalnızca toprak değil, aynı zamanda düşünce ve değerler bütünüdür.

Yurtseverlik, değişen koşullara uyum sağlayarak kendini yeniler. Ekolojik dönüşüm, teknolojik ilerleme ve kültürel çeşitlilik, yurtseverliğin canlılığını besler. Bu dinamik yapı, yurtseverliği dogmadan ayırır: o, yaşamın akışına katılır, durağanlığa değil dönüşüme yaslanır. Sol düşünce, yurtseverliği paylaşım ve kolektif yarar üzerinden tanımlar. Sahip çıkmak, yalnızca korumak değil; aynı zamanda ortak geleceği güvence altına almaktır. Yurtseverlik, bireysel çıkarın değil, toplumsal adaletin dilidir.

“Yurtseverlik, geçmişin zinciri değil; geleceğin nefesidir.”

Karşıt Kavramlar: Dincilik ve Milliyetçilik

Dincilik, değişime uyum sağlayamayan, büyüyemeyen bir zihniyetin ifadesidir. İnanç, bireysel özgürlük alanı olması gerekirken, çocuk yaşta zihinlere zorla yerleştirilen dogmalarla toplumsal ilerlemenin önüne set çekilir. “Ağaç yaş iken eğilir” söylemi, pedagojik bir öğüt olmaktan çıkarılıp ideolojik bir silaha dönüştürülmüştür. Küçük yaşta eğilen fidanlar, bir daha doğrulamadıkları için özgür birey değil, dogmaya hapsedilmiş “odun” haline gelirler.

Milliyetçilik ise toplumsal gelişimin çocukluk evresinde takılıp kalmasıdır. Kendi kimliğini sürekli ötekine karşı tanımlayan bir zihniyet, olgunlaşamaz; sürekli bir “biz ve onlar” ayrımı içinde kalır. Bu yaklaşım, toplumsal ilerlemeyi frenler, ortak yararı değil, dar çıkarları besler.

Yurtseverlik, dogmaya değil bilince yaslanır; milliyetçiliğin dar sınırlarına değil, ortak yaşamın geniş ufkuna açılır. Dincilik ve milliyetçilik statik ve kapalı yapılardır; yurtseverlik ise dinamik ve açık bir süreçtir.

“Dogma, fidanı oduna çevirir; yurtseverlik ise ağacı ormana dönüştürür.”

Siyasetin Baba Çiftliği Haline Gelmesi

Seçilmiş veya atanmış olmayı sınırsız yetki sanan siyasetçiler, hukukun üstünlüğünü hiçe sayarak hareket etmektedir. Bu yaklaşım, demokratik denetim yerine keyfi kararları öne çıkarır. “Baba Çiftliği” zihniyeti, kamu kaynaklarını kişisel mülk gibi görmenin en açık ifadesidir.

Denetim mekanizmalarından kaçınmak, sorumluluk yerine sorumsuzluğu tercih etmek, toplumsal düzeni zedeler. Ortak akıldan uzaklaşıldığında, çözüm değil sorun üretilir. Bu sorumsuzluk, adil paylaşımın önündeki en büyük engeldir. Hukuk tanımayan yaklaşımlar, insanların birikimlerini ve mülkiyetini tehdit eder hale gelmiştir. İnsan onuruna yaraşır bir gelir ve ücret oluşumu engellenmektedir. Plansız ve programsız mega yatırımlar, borçlandırma yoluyla gelecek kuşakların gelirlerine ipotek koymaktadır. Servet transferi, çocuklarımızı ve torunlarımızı borçlu hale getirmiştir.

Manifesto Kapanışı

“Yurt, baba çiftliği değildir; ortak geleceğin evidir. Keyfilik değil, hukuk; çıkar değil, adalet; sorumsuzluk değil, ortak akıl. Yurtseverlik, sahip olmak değil; sahip çıkmaktır.”