Yaşamla öpüşür güneşin teni

Su ardına bakmadan yürür yarınlara

Zaman çeker baharı kınından

Kıvrak bir umut çözer yeşile yapraklarını…

Yaşam için yaşam bilimi gerekli mi? Ne saçma bir soru değil mi? Ama okullarda FELSEFE dersleri yok, bu ne büyük çelişki böyle?...

Aslında hiç de saçma bir soru değil. “Yaşam için yaşam bilimi gerekli mi?” sorusu, tam da felsefenin kalbine dokunuyor. Çünkü yaşam bilimi dediğimiz şey, yaşamı anlamaya, düzenlemeye ve dönüştürmeye çalışan disiplinler bütünü. Eğer yaşamı sadece sürdürmekten ibaret görürsek, belki “gerekli değil” diyebiliriz. Ama yaşamı bilinçle, düşünceyle, etik ve estetik boyutlarıyla kavramak istiyorsak, yaşam bilimi kaçınılmaz hale geliyor. Görmek, anlamak, algılamak ve yaşam için dönüştürmek.

Felsefe, yaşam biliminin en temel ayağıdır; çünkü yaşamı sorgulamadan, düşünceyi disipline etmeden bilim de mekanikleşir. Felsefe olmadan yaşam bilimi, sadece teknik bilgiye indirgenir; yaşamın anlamını, değerini ve yönünü tartışamaz. "Araştırılmayan ve soruşturulmayan bir yaşam yaşamaya değmez" sözü, Antik Yunan filozofu Sokrates'e aittir. Bir başka açıdan:

  • Yaşam bilimi yaşamı açıklamaya çalışır.
  • Felsefe yaşamın nedenini ve amacını sorar.
  • Eğitim ise bu ikisini buluşturur.

Felsefe derslerinin yokluğu, aslında yaşam biliminin köklerinden koparılması demek. Bu yüzden yazının girişindeki sorunun “saçma” değil, tam tersine çok kritik bir sorgulama olduğu görülür.

“Yaşam bilimi düşünceyle kök salar; felsefe olmadan yaşam, bilimsiz bir ezberden öteye gidemez.”

Türkiye’de felsefe eğitiminin tarihsel serüveniyle bugünkü eksiklikleri karşılaştırmalı bir şekilde incelemek gerekir. Böylece sorunun toplumsal ve kültürel bağlamını da netleştirebiliriz.

İstem, beklenti ve özlemlerle güzel bir yaşamın ipuçlarını yakalayan sorularla yola çıkar. Yani, yaşam sorularla başlar...Sorusu olmayanın gerçeği az olur.

“Yaşam sorularla başlar” dendiğinde aslında insanın en temel yaratıcı gücünü işaret ediyoruz; istem, beklenti ve özlemlerle yön bulan sorular. Sorular, yaşamın hem başlangıcı hem de motorudur.

  • İstem → “Ne istiyorum?” diye sorar.
  • Beklenti → “Ne bekliyorum?” diye sorar.
  • Özlem → “Ne özlüyorum?” diye sorar.

Bu üçü birleştiğinde, yaşamın ipuçlarını yakalayan sorular doğar. Ve her soru, bir kapı aralar; yaşamın kendisi de o kapılardan geçerek genişler.

Felsefenin eksikliği burada daha da görünür oluyor: sorusuz bir eğitim, aslında yaşamı sorusuz bırakmak demektir. Oysa yaşamın özü, sorularla açılan ufuklarda gizlidir. Soru sormamak geleceksizliğin eşiğidir.

“Yaşam, cevapsız kalmış soruların değil; sorulmaya cesaret edilmiş soruların toplamıdır.”

Yaşama İlişkin Sorular.

  • Ne istiyorum? Yaşamın yönünü belirleyen ilk kıvılcım.
  • Ne bekliyorum? Geleceğe dair umutların ve hayal kırıklıklarının aynası.
  • Ne özlüyorum? Geçmişin yankısı, geleceğin çağrısı.
  • Kimin için yaşıyorum? Yaşamın bireysel mi, kolektif mi olduğunu sorgulatan temel soru.
  • Ne uğruna direniyorum? Değerlerin ve inançların sınavı.
  • Ne uğruna vazgeçiyorum? Önceliklerin ve anlamın ölçüsü.
  • Yaşamın güzelliği nerede saklı? Gözün gördüğüyle kalbin duyduğu arasındaki köprü.
  • Yaşamın adaleti nasıl mümkün? İnsanın insana borcunu hatırlatan soru.
  • İnsanlar sadece birbirlerine borçlu değil, yaşama borçludur!

“Yaşam, sorularla açılan bir yol; cevaplar sadece doğruya giden yoldaki duraklardır.”

Yaşam Soruları Çağrısı

Ne istiyorum, ne bekliyorum, ne özlüyorum... Kimin için yaşıyorum, ne uğruna direniyorum, ne uğruna vazgeçiyorum... Yaşamın güzelliği nerede saklı, yaşamın adaleti nasıl mümkün... Sorularla açılan yol, sorularla büyüyen umut, sorularla çoğalan yaşam ve yanıtlarla kurulabilir yarınlar… “Yaşam, soruların ritmiyle nefes alır; cevaplar sadece yankıdır.”

Kanı karışır denize günbatımının,

Bu en kızıl giysileridir ön akşamın.

Gölgesiz ayak izleri düşer sulara güneşin…

Geceden payıma şafak düşerse kabulümdür!