*Beslenmek
Prof. Dr. Canan KARATAY diyor ki:
Kahvaltıda üç yumurtadan omlet, kırk adet zeytin…
Bununla birlikte eğer acıkınca çokça meyve yersen; bil ki göbeklenirsin!
Girmeyecek evine; ne şeker, ne un
Yersen ekmek ve tatlı; çabuk gelir sonun!
Oysa bunca uyarının arasında; mutfağından sesleniyor Arda:
Haydi Browni yapalım bugün
Kaplara bolca tereyağı sürün
Ve bir kaba doldurun
Birer bardak kakao ve de fındık
Dört yumurta, iki bardak da şeker
Unut Karatay Hoca ne demişse
Boş ver kilona; kaç çekerse, çeker.
Bezdim, bıktım artık ikisinin arasında kalmaktan
Çektiğim vicdan azabı; her şeyden beter
Be hey Tanrım; ya onu, ya ötekini sustur.
*Benzemek
Belediyeler yerelleşme bağlamında; milli eğitime karşı, eğitimin yerelleşmesini, yerel yönetimlerin eğitim görevini üstlenmesini savunuyorlar şu “ulus devlet düşmanı” Küreselleşme kavramı öğretilerinin etkisiyle…
Yalnızca “özerklik” isteyen ayrılıkçılar değil, “şeriat” heveslileri de…
Her belediye; 5-25 yaş arası nüfusu kestirmiş gözüne, dinci eğitimden geçirmek istiyor, Atatürk İlke ve Devrimleri’ne kinci amaçları doğrultusunda…
Ve bir de futbolcu/ayaktopçu bir gençlik yetiştirme derdindeler…
Aklı evvel, bilir bilmezler öngörülerde bulunurken; İran mı, Endonezya mı, Japonya mı, şu mu, bu mu olacağız diye… Gerçekte BREZİLYA modeli gerçekleştiriliyor bu ülkede… Ülkenin dinamikleri ayakta uyurken; Dinci, Futbolcu ve Uyuşturucu düşkünü olmakta yükselen nesil, bilesiniz !
*Bestelemek
Varsayalım ki Vivaldi’nin DÖRT MEVSİM’i günümüzde bestelenseydi;
Dört mevsimde de aynı sesler duyulduğundan, hiç kuşkusuz dört mevsim de canlandırılırken aynı notalardan yararlanırdı üstad; günümüzde savaşların sürekliliği ve ülkelerin birbirlerine karşılıklı NOTA verme girişimleri nedeniyle…
Şöyle ki:
-Yollara döşenmiş mayınların patlayışı
-Kalabalıkların arasında canlı bombaların çatlayışı
-Makinalı tüfeklerle taranma
-Göklerden yapılan bombalanma
-Uçaksavarların sesi
-Ve insanların canhıraş nefesi
Notaya dökülüp de, hangi çalgılarla seslendirilirse, seslendirilsin
Sonuçta dört mevsimde de, aynı dertler yaşandığından, aynı sesler çınladığından
Sayın Bay Vivaldi; dört mevsim için de, aynı seslerle bizlere bir DERT MEVSİMİ konçertosu bestelerdi ve kesinlikle bir de AZRAİLİN TIRPANI”nın sesi duyulurdu vokallerde..
*Bilememek
Gerçekten de neler oluyor bizlere?
Nereden, nereye; birlikte içilen bir fincan kahvenin kırk yıl harını sayan bizler, bir bardak çayın parasını düşünür olduk. Düşünür olduk da bu yalnızca yokluktan, yoksulluktan mı? Yok canım bencillikten, paragözlükten... Oysa bizler; insan olmanın erdemiyle, birbiriyle sevgiyle kucaklaşan, birbiriyle zor günlerini, acılarını paylaşan, komşuluk dayanışması denen çok özel bir sevgi bağını oluşturmuş bir toplum olarak yaşardık.
Bu konuda atalarımızın da özlü, güzel sözleri vardı. Örneğin; "Ev alma, komşu al" gibi ya da "komşu komşunun külüne muhtaçtır" gibi...
Ne doğru sözlermiş değil mi? Neden derseniz; şöyle bir yaşam deneyimlerinizi bellek süzgecinizden geçiriverin. Kim diyebilir ki; "Dar günümde kan bağıyla bağlı olduklarım, komşularımdan önce yanıma koştu" ? Kim diyebilir ki; "Zor anımda komşularım duyarsızdı, umursamazdı" ? Pek çoğumuz diyemeyiz değil mi ? Pek çoğumuz komşularımızın değerini biliriz, değil mi ?... Çünkü "komşuluk dayanışması" Anadolu kültürümüzde de, Rumeli kültürümüzde de daha dünlere kadar yaşayagelen bir gelenekti.
Ne kaygı vericidir ki; son yıllarda toplumsal dayanışma örneklerinden en güzeli olan "komşuluk dayanışması" giderek gücünü yitirmekte, insanlarımız birbirinden uzaklaşmakta, gerçekten de halkımız, ulusumuz bir bardak çayın bedelini bile düşünür olmakta, birbirlerinin sorunlarına aldırmamaktadır. İyi de neler olmaktadır böyle bizlere ?
Kuşkusuz işin kolayına kaçmaktır; "televizyon yaşamımıza girdi, gireli; ilişkiler çok değişti, güçsüzleşti ve ne yazık ki, bizler de birbirimizden koptuk" demek... Birbirimizden uzaklaşmamızın , bağlarımızı güçsüzleştirmemizin nedeni için suçlu arayışına çıkmak da işin kolaycılığıdır.
Pek çok olay, olgu, oluşum karşısında bizi, biz yapan değerler bağlamında tutum ve davranış sergileyerek, "biz böyleyiz" biçimciliğiyle değişime karşı çıkarak, tepki verirken; nedense "komşuluk dayanışması" denen en saygın özelliğimizi yitirişimizi umursamıyoruz. Bu umursamazlık da giderek yayıldığı alanı daha da genişletiyor; artık çoğumuz yaşadığı kentini ve de kentlisini, daha da ileri aşamada ülkesini ve ulusunu umursamaz oluyor. Bu umursamazlığın pençesinde olanlar için "yalnızca ve yalnızca" bencilce çıkarlarının dışında hiçbir şeyin önceliği, anlamı ve önemi kalmıyor. Kapı karşı komşusunda; ne şiddet gören kadın, ne ebeveynlerinin işkencesine uğrayan çocuk, ne şehidine ağlayan aile... Bütün bunlara duyarsız, bütün bunlara aldırmaz, bütün bunlara seyirci bir komşuluk algısı gelişiyor ülkemizde... Ki bu olumsuz ilişkiler ağının tüm ulusu içine almasının sonucunda da; ne ulusal birlik, ne ülke bütünlüğü... Sonumuzu Tengri kayıra; amen!