Sürekli tartışıyoruz; ama en çok da kavramlar üzerinden tartışıyoruz. Bu kavram ne demek bu? Neyi kapsar, neyi dışlar? Hangi anlamlara açılır, hangi ideolojilere yaslanır?

Kuşkusuz insanlık, sorunlarını tanımlayabilmek ve çözüm arayabilmek için düşüncelerini kavramlara dönüştürmek, onları bir çerçeveye oturtmak zorundadır. Düşünen tür olarak varlığımızı sürdürebilmemiz, kavramlarla kurduğumuz ilişkiye bağlıdır. Ancak bazı kavramlar, bir süre sonra anlamlarından uzaklaşır; dahası sömürü ve tahakküm araçlarına dönüşür. Örneğin; yaklaşık 40 yıldır en çok dillendirilen iki kavramdan söz etmek gerekirse; insanlığın ve doğanın geleceğini etkileyen, yönlendiren dahası geri dönülemez pek çok bozulmayı tetikleyen bu kavramalar; liberalizm ve küreselleşme kavramlarıdır diyebiliriz.

İşte bu bağlamda bir soru düşüyor usumuza: Liberalizm; özgürlük mü yoksa özgürce sömürü düzeni midir?

Bilindiği gibi liberalizm; ilk bakışta bireysel hakları, özgürlükleri ve serbest piyasa düzenini yüceltir, ama bu kavram uygulamada çoğunlukla kamu yararını bastıran bir bireycilik, toplumsal eşitliği görmezden gelen bir rekabet düzeni ve en kötüsü de doğayı metalaştıran bir ideoloji olarak açıklanabilir.

Pardon burada "Kamu yararı" mı dediniz?

Ne yazık ki “Liberal” düşünce için "kamu yararı" ilkesi, çoğunlukla göz ardı edilen bir ayrıntıdır; çünkü düzenin odağına “bireysel kâr”, “serbest piyasa” ve “ her koşulda kendi yolunu bul, çıkarının peşinde koş” ilkeleri yerleşmiştir.

Ve bu ilkelerin öne çıkardığı bir diğer kavram ya da olgu da "Küreselleşme"dir ki bu olgu da "Sınırlar mı kalktı, eşitsizlik mi derinleşti?" ikilemindeki bir dünya düzeninin sorgulamaya açılmasına neden olmuştur.

Küreselleşme olgusu genellikle "sınırların kalkması", "dünya ya da küresel yurttaşlık", "açık toplum" gibi havalı kavramlarla sunulmuştur. Ama sınırlar acaba kimler için kalktı? Finans kapitale mi? Çok uluslu şirketlere mi? Tüketim kültürünü her yere yayan reklam ağlarına mı?

Bugün dünyanın her köşesinde aynı marka, aynı imge, aynı ürün… Ama herkesin payına aynı şeyler mı düştü? Küresel gönenç pastasından; dünyada yaşayan her birey eşit pay alabildi mi? Yoksa bazıları “özgürlük” adına başka toplumları, doğaları ve kültürleri yutmanın yolunu mu buldu?

Ne ilginç bir çelişkidir ki dünlerde “Amerikan emperyalizmine” karşı söylevler veren niceleri, bugün Cola içerken özçekim yapıyor, dijital çağın çeşitli sanal platformlarında özgürlük yanılsaması içinde yaşıyor. Ortaya çıkan bu durum sonrasında; kamusal yarar ilkelerini, dahası ulus devlet düzenini savunanlar da "Küreselleşen dünya mı, yoksa ortaya konan Amerikanlaşan bir dünya düzeni mi?" sorusu bağlamında kavramın ileri sürdüğü düzeni eleştiriyor, tartışıyor.

Bu düzen ya da insanlığa önerilen ve belki de anlatılan bu ütopik masalın gerçeğinde; insanlığı ekonomik gönence kavuşturacağı düşünülen tehlikeli yanılsamalarından biri de "Ekonomik büyüme varsa, sorun yoktur." anlayışı ya da algısının neden olduğu olumsuz dışsallıkların göz ardı edilmesidir. Şöyle ki garajınızda dizili arabalarınız, villanızın deniz manzaralı odaları, bankada ya da borsada hisseleriniz, kar tablolarınız olsa da... Acaba bunların hangisi; havanın solunamaz, toprağın verimsiz, suyun içilemez olduğu günlerde; size ne yarar sağlayabilir? Eğer besinler kimyasallarla doluysa, solunan hava zehirli, içilen su plastik partikülleriyle doluysa; öncelikle bedensel olarak sağlıksız bireylerden oluşan bir toplumda, ekonomik varsıllık insanları nasıl gönenç içinde yaşatabilir ki?

Üstelik bu koşulların ortaya çıkmasında payı olan ya da bu olumsuz koşullara aldırmaksızın “Benden sonrası tufan” diyen her birey, insanlığın geleceğini düşünmeden, yalnızca kendi çıkarları için yaşayan sorumsuz bir mirasyedi gibidir. Ekonomik olarak karını arttırma amacıyla acımasızca doğayı sömüren her kişi, kurum ya da kuruluş; yalnızca ormanları, denizleri, havayı değil, tüm insanların geleceğini de ipotek altına almış olur. Elbette ki yaşanan bunca olumsuzluğa, doğanın bozulmasına, küresel bağlamda iklim değişikliğine neden olan bu bozuk düzeni değiştirmek için çok da geç değildir, zararın neresinden dönülürse gerçek anlamda kardır, insan ve doğa için yarardır.

Kuşkusuz kavramları tartışırken yalnızca sözlük anlamları bağlamında "ne demek, ne anlama geliyor?" diye araştırmak yerine, bu kavram neden ileri sürülmüş, kimin işine yarıyor diye sorgulamak çok daha önemlidir, önceliklidir. Örneğin; liberalizm özgürleştiriyor mu, yabancılaştırıyor mu? Küreselleşme birleştiriyor mu, tek tipleştiriyor mu? Ekonomik varsıllık yaşanabilirlik getiriyor mu, yoksa yıkımı mı hızlandırıyor?

Bu soruların yanıtları yalnızca sözlüklerde değil; insanlığın, dahası doğanın, evrenin, bizden sonrakilere ne kalacak diye kaygılanan, sorumluluk duyan, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir gezegen bırakabilmeyi amaçlayan, dolayısıyla tutum ve davranışlarını bu özenle sürdüren duyarlı insanların bilincinde, aklında, yüreğinde aranmalıdır.