Yep­ye­ni, gıcır gıcır bir giysi alır­sı­nız üze­ri­ni­ze…
Ku­ma­şı iyi, bi­çi­mi güzel, kar­şı­dan bak­tı­ğı­nız­da gö­rü­nü­mü şık…
Ama iyi ölçüp biç­me­di­niz mi… Be­de­ni­ni bol ge­le­bi­lir.
Üze­ri­niz­den sar­kıp, sa­ka­let bir gö­rün­tü çi­ze­bi­lir.
Bu, insan iliş­ki­le­rin­de de böy­le­dir.
Bazı in­san­lar, bazı in­san­la­ra bol ge­le­bi­lir.
Bazı in­san­la­rın ka­fa­la­rın­da olu­şan kül­tür bi­ri­ki­mi bazı diğer in­san­la­rın ka­fa­la­rın­da ger­gin­lik­ler ya­ra­tıp, bol­luk ya­ra­ta­bi­lir.
Bazı gö­nül­le­rin fe­rah­lı­ğı ve din­gin­li­ği o diğer in­san­la­rın ruh­la­rın­da habis çö­kel­ti­ler ya­ra­ta­bi­lir.
Bu bol gelme olu­şu­mu as­lın­da bir bol­luk de­ğil­dir: Kıt­lık­tır!
Yok­sul­luk­tur, aciz­lik­tir.
Acı­na­sı bir bi­rey­sel sonuç ve ni­ha­ye­tin­de, top­lum­sal bir za­fi­ye­tin kö­kü­dür; kö­ke­ni­dir.
Ger­çek bol­luk, kar­şı­lık­sız verme er­de­mi­ni içine sin­di­re­rek, ki­şi­li­ği ha­li­ne ge­tir­miş insan mal­ze­me­le­ri­nin yo­ğun­lu­ğu ile sağ­la­na­bi­lir.
Yok­sul­luk ise; ben­cil, hırs küpü, kaba ve ka­ran­lık in­san­lar top­lu­lu­ğu­nun ya­şam­sal so­nu­cu­dur. [Ve belki de so­ru­nu­dur]
Düş­man­lık duy­gu­su, bi­rey­sel yok­sul­lu­ğun ikin­ci per­de­sin­de yer alır.
Bi­rin­ci per­de­de riya, ya­la­ka­lık, yüze gülüp/arka sı­vaz­la­ma var­dır.
İkinci per­de­nin so­nun­da da acık­lı, dra­ma­tik bir “son” ya­zı­lı­dır se­nar­yo­da…
Me­se­le işte bu nok­ta­da­dır:
- Bu se­nar­yo­yu de­ğiş­tir­mek müm­kün müdür?
Te­orik ola­rak, evet…
Ama önem­li olan pra­tik­tir.
Ve tam da bu sü­reç­te önem­li kav­şak önü­mü­ze çıkar:
- Bu se­nar­yo­yu de­ğiş­tir­me umudu yoksa, insan ha­ya­tı ka­ran­lık bir deh­li­ze gö­mü­lür.
Oysa bu so­ru­nun ya­nı­tı şöyle ol­ma­lı­dır:
- Var­dır!
- Ol­ma­lı­dır…
- Bu se­nar­yo de­ğiş­me­li­dir; de­ğiş­ti­ril­me­li­dir; de­ğiş­ti­ri­le­bil­me­li­dir…
Ger­çek an­lam­da si­ya­set de, eği­tim de, ge­liş­me de işte bu umudu in­san­la­rın gö­nül­le­ri­ne ekmek; bi­linç­le­ri­ni bi­le­mek için­dir.