Gözyaşlarının her zaman bir anlamı vardır. Hayatımıza eklemlenen duygusal anlarımızın sonsuz evreninde çaresizliğe karşı vücudumuzun tepkisidir. Dolayısıyla gözyaşının çok döküldüğü coğrafyalarda insanların yaşam standartları daha düşük, eksik ve sıkıntılıdır. Çaresizliklerin, umutsuzlukların, yok oluşların, kaybedişlerin karşısında gösterilen tepkinin finalidir gözyaşları. Kadınların duygusal dünyalarında ise gözyaşları daha yoğun ve daha anlamlıdır.

Mağdur kadınların gözyaşlarında, çoğu zaman bir hikâye özetlenir. Kadınların gülümsemelerinde mutluluğu tanımladığımız gibi. Hüznün, ezilmişliğin, çaresizliğin somut resmidir gözyaşları. Bir gülümsemeye muhtaç, bir mutlu bakıştan mahrum bırakılan kadınların hikâyeleri benzerdir. Huzurlu bir yaşamın peşinde koşarken bariyerlerin oluştuğu ve bazen de şiddete maruz kalan kadınlar… Oysa onlar toplumdaki sevincin, refahın, mutluluğun birer sembolüdürler. Çocukların yüreğinde sevginin anlam bulduğu annelerin fedakârlıkları bize yarının bir müjdesi gibidir. Bu nedenle kadınların aile içindeki konumları ve huzuru çok şey ifade eder.

 Rolleriniz farklı olsa da bu dünyanın eşit bireyleriyiz. Kadınların temel hak ve özgürlüklerinin çıtası yukarı çıktıkça müreffeh bir toplum oluruz. Zira örselenmiş, ötekileştirilmiş, edilgen ve hakları erkekler tarafından kısıtlanmış kadınlarının yaşadığı bir toplumda ilişkiler sağlıklı yürümez. Bu sorunu eğitimle çözebiliriz. İyi eğitilmiş kız çocukları, geleceğin özgüveni yüksek birer kadını olacaklardır. En değerli varlıklarımız olan çocuklarımızı yetiştiren annelerin eğitim düzeyi yükseldikçe daha sağlıklı, daha mutlu ve daha başarılı çocuklarımız olacaktır.

Her olumsuzluğun mağduru, her sorunun müsebbibi, her mağlubiyetin kader taşıyıcısı olarak zaman zaman kadınlara yüklediğimiz mesnetsiz sorumluluklar birer kaybediş olarak hanemize yazılır. Çünkü bir parçası olduğumuz hayatın emek taşıyıcısı olarak bizlere eşlik ederler. Onlara yaptığımız her olumsuz davranış derin kaybedişleri beraberinde getirir. Sorunları ortaklaşa çözerek ve orta bir yol bulmak gerekirken neden tali yollara başvurup mutsuz gelecekler inşa ediyoruz ki…  Karşılıklı anlayış, hoşgörü, sevgi ve saygı kavramlarının içine neyi sığdıramıyoruz? Duygularımızı şiddet sarmalından neden kurtaramıyoruz? Aslında bu soruların cevabını herkes biliyor. Ancak bilmek yetmiyor. Sorunlara küçük bir dokunuş, bir anlayış ve bir gülümseyiş birçok sorunu çözüp bizi mutlu yarınlarla buluşturabilir. Çünkü hayat yolculuğunda kadınlarla birlikte inşa edilen yarınların ayrı bir anlamı vardır.

       Biliyorum, kadın erkek ilişkileri güzel temennilerle de çözülmez/çözülemez. Ancak şiddet dışı tüm alternatif yollara ne kadar odaklanırsak sorunlar daha rahat çözülür. Yüzyıllardır süregelen anlayış tarzını "iyi niyet temennileriyle" çözmek kolay olmasa da küçük farkındalıklar oluşturmak bize önemli mesafeler kaydettirir. İlişkilerdeki temel sorunları birlikte çözebilme yollarını aramalıyız. Bu nedenle sonuçlardan çok sürece odaklanmak gerekir. Erkek ve kız çocuklarını yetiştirirken; birçok temel bilgi verilerek, onların cinsiyet rollerini, toplumun ortak paydalarını, aile kavramının önemini ve çatışmaların çözüm yollarının neler olduğunu bir şekilde benimsetmek gerekir. Erkeklerin hep suçlandığı, kadınların hep mağduriyet yaşadığı bir düşünme aksı üzerinden yürüyen çözüm argümanları da çok anlam ifade etmiyor. Her sorunu polisiye tedbirlerle de çözemeyiz. Asgari müştereklerde uzlaşarak sorunlar çözülebilir ya da anlaşmazlıklar asgariye indirilebilir.

Ayrıca televizyonlarda konu edilen eşler arasındaki sorunlu ilişkiler magazinsel yaklaşımlarla çözülemez ve sorunları daha da derinleştirir. Günümüz dünyasında dijital platformların ve sosyal medyanın yoğun kullanıldığı bir dönemdeyiz.  Sıkıntılarımızı, arayışlarımızı ve çaresizliklerimizi; bilmediğimiz, tanımadığımız insanların inisiyatifine teslim ederek değil, sorunlarla yüzleşerek ancak sağlıklı çözümler üretebiliriz. Maalesef bazen sorunları çözmekten çok çözümsüzlük yollarına sapıyoruz. Suçlamadan, şiddete başvurmadan, paylaşarak, paydaşları azaltarak, gerekirse profesyonel destek alarak özellikle evlilikteki sorunları daha kolay çözebiliriz.

 Günümüz dünyasında kadın hakları her geçen gün artıyor. Birçok ülkede yasal olarak erkeklerle eşit seviyede olduğu söylenebilir. Ancak temel sorun; anayasaların, kanunların tanıdığı haklardan çok pratikte ilişkileri yönetme beceriksizliğinde düğümleniyor. Bunu aşmanın yollarını bulmalıyız. Bunların başında kadınların ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda güçlü olmasını sağlayacak uygun şartları oluşturmak gerekir. Eğitim ve refah seviyesi yükselen kadınlar hayatla daha barışık, özgüveni yüksek, ailedeki rol bilinçleri ve aileyi erkekle birlikte yönetme becerileri daha artacaktır. Bu da kadını edilgen olmaktan kurtarıp, hayatın her alanında üreten, katkı sağlayan ve çözüm odaklı bakış açısının hâkim olduğu modern kadını yaratacaktır.

       8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadın hakları konusunda farkındalık yaratacak birçok etkinlik yapılacak, güzel sözler söylenecek ama tüm bunlar yapısal sorunları çözer mi? Hayır,  ama geleceğin umut taşlarının dizilmesine önemli katkılar sağlayacaktır. Çünkü İnsan ilişkilerindeki sorunlara küçük dokunuşların katkısı büyüktür. Kadının yüzünün güldüğü bir toplumda çocuklar daha mutlu, toplum daha barışık, erkeklerin de daha mutlu olacağına inanıyorum. Başarabiliriz... Egolarımızı, hırslarımızı, galip gelme saplantısından biraz sıyrılıp gökyüzündeki mavi bulutlara, güneşin doğuş anına, yağmurun sevgi damlacıklarına biraz odaklanalım. Her şey daha iyi olacak… Gülümseyen yüzler çoğalacak, sevgi bulutları artacak, kadınların gözlerinden mutlu hikâyelerin gözyaşları dökülecek…

*Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlar; sağlıklı ve mutlu nice yarınlar dilerim.