Masallar çocuklara anlatılır ama toplumsal yapıya ilişkindir. Sözlü kültürden yazılı edebiyata, çizgi filmlerden reklamlara kadar uzanan bu anlatılar zinciri, yalnızca düş gücümüzü değil; kadın kimliğini biçimlendiren kültürel kodları da biçimlendirir. Özellikle kadın yaşlılığı söz konusu olduğunda, bu anlatıların satır aralarında derin bir ideolojik işleyiş saklıdır. Genç kadınlar masallarda “prenses”, “peri”, “güzel kız” olarak tanımlanırken; yaşlı kadınlar genellikle “cadı”, “üvey anne”, “huysuz büyücü” ya da “yalnız büyükanne” gibi imgelerle anlatılır. Bu ikilik yalnızca karakterlerin yaşına değil; toplumun kadınlara biçtiği işlevsellik anlayışına da dayanır. Genç kadın arzunun, doğurganlığın ve güzelliğin simgesidir. Yaşlı kadın ise üretim dışına itilmiş, duygusal olarak işe yaramaz ve estetik anlamda “çöküntü”ye uğramış bir varlık olarak betimlenir. Bu kültürel kalıplar yalnızca masallarda değil, medya ve popüler kültür ürünlerinde de yeniden üretilmektedir. Bugünün reklamlarında gençlik serumu, kırışıklık karşıtı krem gibi ürünlerin sunduğu “sonsuz gençlik” vaadi, gerçekte kadınlara yaşlanmanın bir tür kusur olduğunu fısıldar. Oysa erkekler yaşlandıkça “karizmatik”, “bilge” ya da “saygın” sıfatlarıyla onurlandırılırken; kadınlar çoğunlukla sessizce toplumsal yaşamdan çekilmeye zorlanır. Bu anlatılar, kadınların yaşla birlikte edindikleri deneyim, birikim ve bilgelik gibi değerleri görünmez kılar. Yaşlı kadın yalnızca yaşlanmaz; aynı anda kültürel olarak silinir, değersizleştirilir. Oysa gerçek yaşamda sayısız yaşlı kadın, toplumsal dönüşümde etkin rol almakta; entelektüel üretim, siyasal savaşım ve kamusal temsil alanlarında varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle, kadınların “prensesten cadıya” dönüşüm öyküsü, yalnızca bir masal arketipi değil; kadın yaşlılığının nasıl değersizleştirildiğini gösteren ideolojik bir haritadır. Bu haritayı değiştirmek, yaşlı kadınları yeniden “görünür” ve “değerli” kılmak için, kültürel temsilleri sorgulamak ve dönüştürmekle olanaklıdır. Çünkü yaş almak bir (k)ayıp değil; direnişin, deneyimin ve entelektüel gücün başka bir biçimidir.

Tarih kitaplarında, sinemada, reklamlarda ya da güncel medyada yaşlı kadın figürüne ne kadar yer veriliyor?

Yaşlı kadının kamusal görünürlüğü toplumsal cinsiyet normları yalnızca ev içini değil, kamusal alanı da biçimlendirir. Kadınların kamusal görünürlüğü her yaşta belirli sınırlarla kuşatılmışken, bu sınırlar yaşlılıkla birlikte daha da daralır. Genç kadının varlığı bile çoğunlukla “estetik değer” üzerinden değer görürken; yaşlı kadın, kamusal alanlarda fazlalık, sessiz kalan ya da görmezden gelinen bir gölge durumuna gelir. Emeklilikle birlikte iş yaşamından çekilen yaşlı kadın, yalnızca çalışmaz konumuna gelmez; aynı anda kamusal alandan da geri çekilmeye zorlanır. Bu durum, yaşlı erkekler için çoğunlukla geçerli değildir. Yaşlı erkekler derneklerde, cami avlularında, meclislerde, yönetim kurullarında yer alırken; yaşlı kadınlar genellikle evin “arka odasında” konumlandırılır. Oysa bilgi, birikim ve toplumsal katkı yaşla birlikte eksilmez; tersine çoğalır. Kamusal alanı yalnızca fiziksel alan olarak değil; düşünsel, siyasal ve kültürel bir alan olarak düşündüğümüzde, yaşlı kadının dışlanması çok daha derin bir sorunu ortaya koyar. Çünkü görünürlük yalnızca bedensel değil; söylemsel ve temsili bir hak sorunsalıdır. Yaşlı kadınların sesinin duyulmaması, düşüncelerinin önemsenmemesi ya da deneyimlerinin “eskimiş” sayılması, toplumsal aklın yarısını susturmak anlamına gelir. Oysa yaşlı kadınlar yalnızca geçmişin tanıkları değil; bugünün etkin özneleri olabilir. Belediye meclislerinde, kadın platformlarında, üniversitelerde ya da mahalle dayanışmalarında yer alan kadınların bilgi ve sezgileri, toplumsal politikaların yönünü dönüştürebilecek birikim içerebilir. Bu birikim de ancak kamusal alanda eşit ve onurlu erişimle değerlendirilebilir. “Kuleye kapatılmış yaşlı kadın” imgesi, hem kültürel hem yapısal bir metafordur. Bu imgeye karşı çıkmak, yaşlı kadını kuleden değil; alandan, kürsüden ve forumdan yeniden konuşur koşulları sağlamakla olanaklıdır. Çünkü yaş kavramı, geri çekilmenin değil; toplumla birikimi paylaşmanın oluşumudur.

Yaşlı erkek; saygın, bilge, yol gösterici, mentor ya da ulu iken, buna karşın yaşlı kadın insanlık için değersiz midir?