Başlığa aldığım bu sözü, dünyanın en zengin adamı Amerikalı Elon Musk, Avrupa için 2025 yılında söylemişti. Batı, Avrupa’nın temel sorunu sığınmacılara karşı fazla duygusal davranması. Böylece Amerika Birleşik Devletinin sığınmacı, göç politikasını doğru bulduğunu açıklamış oldu. Binlerce sığınmacı, çocuklar yataklarından alınıyor, toplama kamplarından ABD’den sınır dışı ediliyor.
Bu sözünden sonra çok eleştiri aldı. Fazla duygusal davranarak, çok sayıda sığınmacı alınırsa toplumun düzeni bozulur. Bu nedenle aşırı duygu Batı toplumunun intiharı demektir.
Empati cemiyete, çoğunluk topluma zarar verir, bu fikir yeni değil. Filozof Friedrich Nietzsche ve daha başka yazarlar da bu düşünceyi savundular. Hatta günah diyenler oldu.
İncil’de şöyle bir hikâye geçer. Bir adam kapkaççıların hışmına uğramış, yaralı bir şekilde yol kenarına bırakılmıştır. İki kişi yanından geçer, hiç ilgilenmez. Üçüncü şahıs yaralıyı alır ve bir konuk evine götürür. Tedavi ettirir, yeme içme masrafını öder.
İki yıl önce Böyle bir vaka Berlin’de bir bankada görülür. Video kayıtlarına göre birçok kişi yerde yatan insanın üstünden geçerek otomattan para çeker ve gider. Nihayet birisi insafa gelir ve ilk yardıma telefon eder.
Empati yeteneği olan acıma ve keder duygusuna kapılmadan, vakit kaybetmeden yardıma muhtaç olana yardım eder.
Akademinin hükmettiği çağda, duygusal değil, mantıklı hareket etme öngörülür. Halbuki duygu ile mantık uyumlu olursa, doğru karar alınır.
2015 yılında zamanın Federal Almanya Cumhuriyet Başbakanı Dr. Angela Merkel Macaristan sınırında günlerce aç susuz bırakılan sığınmacıları çok şey başardık bunu da başarırız diyerek Almanya’ya aldı.
O yıl gelenlerin çoğu Almanca öğrendi, tahsil yaptı. Bugün ülkeye olan borçlarını ödemeye gayret ediyorlar.
Faisal Ahmadi on beş yaşında, Berlin’de hafta sonları sokakta yaşayanlara bisikletle sıcak yemek taşıyor.
Dünyada endüstri ülkelerin ilk sırasında olan Almanya gibi zengin bir ülkede evsiz insanlar sokakta donarak ölüyor.
Yoksul insanlara yardım edenlerin çoğunun geçmişinde, ailesinde göç hikâyesi var.
Şubat ayı 2026 yılı itibariyle hem Müslümanlar hem de Hristiyan inancında olanların oruç tutma zamanı. Kurallar değişik, amaç aynı. Sağlıklı yaşamı hatırlama, yoksulun açın halini anlama, kendini onun yerine koyma, yani empati duygusunu geliştirme.
Tanıdığımız bir insanın bir yakını vefat ederse, teselli edecek söz söyleriz. Hiç değilse duygusunu, üzüntüsünü paylaştığımızı gösteririz.
Sempati kelimesinin kökeni Yunancadan geliyor. Bir kişinin karşısındaki için duyduğu içgüdüsel yakınlık. İçgüdüsel olduğuna göre doğuştan getirilen bir yetenek.
Çocuk eğitiminde bu yetenek geliştirilmezse duygusuz, sert yetişkin olur. Böyle insanların eline güç yetkisi verilirse acımasız kararlar alırlar. Kimi şeyleri değerlendirme, ya da onlara bağlanma yeteneğinden mahrum olurlar.
Duygudaşlar birleşerek hareket ederler, yangın, sel ve deprem gibi doğal felâketlerde düşkünlere yardım ederler. Gönüllü yardım severler, sivil kuruluşlar olmasa devlet organları yalnız topluma sosyal hizmet veremez.
Elbette ölçülü duygu mantığı harekete geçirir. Aile fertlerinden biri hasta olursa, çektiği acının aynısı kederlenen de hasta olabilir. Bu durumda hastaya bakan olmaz.
Yardım etmek amacıyla uyuşturucuya müptela olanı evine alan, uzman doktor yardımı olmadan yardım edemez.
Sözün özünde bir de gerçek vardır, bazan böyle durumda duygusallığa sınır gerekir. Sorumluluk paylaşılmalıdır, Amerika dünyadaki savaşlara sebep oluyor, BATI, endüstri ülkeleri iklimin ısınmasına, hava su toprak kirlenmesine sebep oluyor. O halde diğer gelişmekte olan ülkelere örnek olmak, yani daha fazla sığınmacı, göçmen almak zorundadır.
BATI gelişmekte olan ülkelerin doğal kaynaklarını tüketiyor, çöplerini yoksul ülkelere satıyor. Halbuki kendisi doğaya zarar vermeden plastik çöpten geri dönüşüm yapmak için elinde daha fazla teknoloji imkânları var.
Göç ve sığınmacılara kapısını kapatan ülkeler, ticaret ve silah satışında sınır tanımıyor, küresel hareket ediyor.
Sert sınırlama getiren aşırı milliyetçi Amerikalılar, Almanlar ve diğer milletler. Yardım seven, dinsel ve insanca yaşayan dünya vatandaşlardan daha gürültülü ses çıkarıyorlar.
Duygusal davranırken elbette bir sınırı olmalı, aşırı fazla olan her davranış hasta eder.
Oturduğum binada çocuk ağlama seslerini duyunca, yetişkinlerde duyguları baskı altına almayı öğrettiğimizi düşünüyorum. Ağlama sesinde çocuğun bir yeri mi ağrıyor, bir şeye mi isyan ediyor, belli oluyor. Yetişkinler ise duygularını göstermeyip, baskı altına almayı öğreniyor.
Türkiye’den bir akrabasının cenaze töreni için Berlin’e gelen bir hanım, bu ne biçim cenaze töreni hiç kimse ağlamıyor, demişti.
Lâik sistemde dini inançlarını doğru öğrenen insanın empati duygusu gelişir, yardım sever, sevgi şefkatle insanlara yaklaşır. Çünkü zorlama yoktur, yukarıdan aşağıya dikte edilmez.
Dini politika ve güç hakimiyetine alet eden bir sistem, insanı tam tersine sert, duygusuz ve acımasız yapar.
Hoşça kalın!
Kaynak:
Faisal Ahmadi, Ich mache das, sayfa 6
Konstantin Sacher, Macht Religion mitfühlend? Sayfa 40-41
Chrismon, das evangelische Magazin, 02.2026,