İyi beslenerek, akıllı rasyonel prensipler çerçevesinde yaşayarak, çevre ve hava temizliğine dikkat edersek sağlıklı yaşar, dinç olarak uzun ömürlü oluruz. Yaşam biçimi, spor yaparak, hareket ederek vücudu hastalıklardan koruruz.
Bu ifadeler, vücudun hayatta kalması için doğrudur. Lâkin hastalıktan korunma anlamına gelmez. Çoğu kez vücudun ruhsal ilişkisi ihmâl edilir.
Vücutta beliren hastalıkların çoğu ruhsal sorunlardan kaynaklanır. Aslında önce ruh sağlığı için ruh doktorlarına gidip, terapi yapmak gerekir.
Sağlığımıza en büyük etken, pozitif veya negatif birlikte yaşadığımız insanlarla olan ilişkilerimizdir.
Ruh sağlığı, önce ailede başlar. Korku, kardeşler arasında kıskançlık gibi negatif duygularda anne babanın tutumu, ayrım yapmadan adaletli davranmak, dinlemek, hemen bir tarafı suçlamadan sorunu çözmek önemlidir.
Münakaşa etmeyi, tartışmayı çocuk anne babanın birbirine karşı davranışını model örnek olarak alır ve benimser.
Tartışma, iki taraf arasında dövüşe, ağır sözler söylemeğe varan anlaşmazlıklarla kavgaya dönüşebilir. Kavga sonunda normal ilişkiye dönüş yapmak oldukça zordur ve uzun zaman kaybolur. Sevgi nefrete dönerse çıkış sebebi dahi unutulur.
Tartışma, bir konu üzerinde karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak demektir. Bu durumda belki bir karara bağlanmaz, am bir sonraki tartışmada en az bir çözüm yolu görülür.
Ailede, okulda, meslek hayatında insanların birine veya birbirine verdiği ruhsal zehir yalnız ruhu hasta yapmaz, vücutta görülen başka hastalıklara da sebep olur.
Sigara içmek, alkol kullanmak, gıda ürünlerinde bulunan kimyasal maddelerden, hava ve çevre kirliliğinden korunma konuları basında, medyada sık sık uyarı olarak işleniyor. Fakat ruhsal sağlık konusu çok ihmâl ediliyor.
Okullarda ruh sağlığı ve iletişim konuları ilkokulda Hayat Bilgisi, ortaokul ve lisede psikoloji dersleri zorunlu olmalıdır.
Vücut, görülen organ, uzuvların sağlığı, ruh sağlığı ile bir bütündür. Bu nedenle sağlıklı demek için her ikisinin de sağlam, tutarlı olması anlamına gelir.
Her iki bölümde sağlıklı olan insan, sosyal hayatta başarılı olur. Bir ülkeyi, şehri, kasabayı, okulu, fabrikayı ve bir derneği idare etme görevini üstlenir ve başarıyla yürütür.
Sivil kuruluşların en başta geleni dernek biçimidir. Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) önce dernek olarak başlamış, büyümesi uzun yıllar almıştır.
Bugün 2026 yılında oldukça zor günler geçirse de yine güçleneceğine inanıyorum. CHP de Türkiye’de zor günler geçiriyor, hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Almanya’da kurulan Türk ve Türk kökenli Alman vatandaşların kurduğu dernekleriyle, yaptıkları basın açıklamalarıyla, toplumun geleceğine çok olumlu, etken görev yapıyorlar.
Bütün dernek kurullarında görev alan üyelere candan selâm olsun.
Dernek özveri gönüllü işidir, bilhassa azınlık grupları aktif, örgütlü olmazsa sorunları çözülmez. Toplumda sorunlar olunca, günah keçisi olurlar. Devleti idare eden hükümetin başı sorunları çözme yerine suçlu ararsa, buna karşı ancak organize olarak karşı konabilir. Almanya Başbakanı Friedrich Merz (CDU) göçmenleri genelleyen, suçlayıcı açıklamalar yaparak toplumu kutuplara ayırıyor.
CHP Berlin Birliği üyeleri, demokratik haklarına karşı bilinci gelişmiştir. Antisemitizm, yabancı düşmanlığı, aşırı sağcılık, faşizm, ırkçılığa, fundamentalizm gibi antidemokratik eğilimlere karşıdır. Seçme ve seçilme hakkını kullanır, Türkiye’de CHP Almanya’da SPD’yi destekler.
Dernek birlik demektir, birlikten kuvvet doğar. Dernek başkanı ve kurullarda görev üstlenenler, yukarıda izah ettiğim gibi beden ve ruh sağlığı yerinde olmalıdır. Aksi takdirde fikir ayrılıkları tartışmadan kavgaya döner. Kavga tehlikelidir, derneklere üye kaybettirir.
Hitler Kavgam kitabında yapacaklarını yazdığı halde önce partide yükseldi, sonra devleti idareyi eline aldı. Ve yazdıkları katliamları uyguladı.
Bu dernek Alman ve Türk toplumları arasında kültürlerarası diyaloğu, çeşitli etkinliklerle destekler. Ve ortak bir gelecek inşa etme yöntemlerini öğrenmek için dernek bir okul gibi çalışmalıdır. Seminer ve toplantılarla üyelerin siyasi bilgileri geliştirilmeli.
Sivil kuruluşlar önce kendi içinde barış, iş birliğini sağlamalı. Üyeler, etnik köken, inanç, cinsiyet, yaş veya kültürel yönelim ayrımı gözetmeden derneğin amaçlarını yerine getirmesi için destekler.
Üyeler Genel Kurula veya diğer etkinliklere gelirken aynı düşüncede olan yoldaşlarla karşılaşma sevinci yaşarlar. O halde derneğin sosyal görevi vardır. Eşini kaybetmiş yalnız yaşayanlar, Alman toplumunda sürekli dışlanmış herkes için dernekler aile ocağıdır.
Kurullar raporlarını açıklarken gençlere örnek olur, ileride görev almalarını teşvik eder. Almanya çapında politikada görev yapan politikacılar önce derneklerde siyaset yapmayı öğrenmişlerdir. Göçmen kökenli politikacıların seçilmesi kolay değildir, ama seçilince toplumu çeşitlilikle zenginleştirir.
Kurullar içinde ve arasında sorunlar tartışma ile çözülmezse, Disiplin Kurulu’na gelmeden önce Uzlaştırma Çalışma Kolu konuya el atmalıdır.
Uzlaştırma Çalışma Kolunda görev alan üyeler uzun süre dernek çalışmalarında çalışmış, hayatî deneyimi onlardan seçilmelidir.
Diğer kurulların çözemediği sorunlarda , anlaşmazlıklarda son ve kesin kararı gizli oyla Genel Kurul verir.
Dernek Başkan adayı, daha önce derneğin kurullarında çalışan, derneğin tarihini ve sorunlarını bilen biri olmalıdır. Dışardan gelen başkan üyeleri daha önce tanımadığı ve derneğin amaçlarını benimsemediği için başarılı olamaz.
Ben kendimi teori, beyin gücü olarak görüyorum. Sevgili okuyucularım, öğrencilerim öğretmenin dediğini yapın, diyorum.
Dernekte çalışma deneyimim ancak üye olarak desteklemektir.
Söz uçar, yazı kalır.
Bu deyim internet çağından önce doğruydu, ama bugün her ağızdan çıkan söz kayda alınıyor. Hangi kuruluş ve görevde olursa olsun, bütün başkan ve kurul üyeleri konuşmalarına dikkat etmelidir. Yanlış anlaşılan, kırıcı, hakaret edici sözlerin geri dönüşü yoktur.
Barışla kalın!
Bu konuda başucu kitaplarım:
Harriet Braiker, Giftige Beziehungen, Weltbild Verlag, Augsburg 2000
ISBN 3-8289-1904-9
Michael Winterhoff, İsabel Thielen, Persönlichkeiten statt Tyrannen, Gütersloher Verlagshaus, Gütersloh 2010
ISBN 978-3-579-06867-1