Bize 20. yüzyıldan miras kalan ve 21. yüzyılda iyicesine yaşamımızı elimizden alan televizyon denen aygıt; ülkemize geldi, geleli Türkçemiz de bir gelişti, bir gelişti ki hiç sormayın.
Yalnızca Türkçemiz gelişmekle kalmadı; değer yargılarımız, dünyaya bakışımız da pek değişti.
Bu gelişmelerde, değişmelerde; olumlu yanların olmadığı söylenemez, ama olumsuzluklar da göz ardı edilemez. Kuşkusuz toplumsal yaşama ilişkin davranış kalıplarından söz etmek, bu bağlamda eleştirel yaklaşımlarda bulunmak başlı, başına bir yazı konusu olabilir. Ama bu yazımızda öncelikle dilimiz, Türkçemiz ilgi alanımızda... Örneğin; dilimize özgü kullanımlar yerine, Amerikan dizilerinden, dolayısıyla Amerikanca'dan (İngilizce'den değil) Türkçe'ye uyarlanmağa çalışılan kavram ve deyimlerle, bazen öylesine gülünç, bazen öylesine anlamsız sözcükler türetiliyor ki işte o zaman "Ah benim güzel Türkçem, vah benim ülkemin resmi dili" diye yakınmaktan kendimi alamıyorum.
Bu deyimlerden örnek vermek gerekirse; belki anımsayacaksınız, çünkü şu sıralar pek kullanılmıyor olsa da, daha bir kaç yıl öncesine değin herkesin dilinde "gibi'li" saat söyleme tutkusu vardı. Arkadaşlarınıza ne zaman, saat kaçta buluşacağınızı sorduğunuzda, yanıt şöyle gelirdi:
-Saat beş gibi...
Amerikan dizilerinde "as 5 o'clock" dedikleri için, bizim Amerikan bezleri, pardon özentileri de illa ki "saat 5 gibi " diyecekler, bizim İnegöl köfte varken, illa ki hamburger köfte yiyecekler.
Dilimizdeki kullanımıyla "Saat beşte" denirse, sanki çağ-dışılık olacakmışçasına; kesinlikle "5 gibi " denecek. Kuralsız, koşulsuz, kesinlikle; "gibi'li" söyleme tutkusu... Oysa dilimizde "gibi" kıyaslama sıfatıdır, birbirine benzeyen kavramları karşılaştırmada kullanılır. Böyle konuşan birisi, demek ki "5'e benzeyen bir zaman biriminde" gelecek... O nasıl bir şeyse?
Ve o günlerden, bu günlere kullanımda sultasını, saltanatını, egemenliğini sürdüren bir başka söz dizini de "kendine iyi bak" söylemi...
İlk kez tanıştığınıza da, yıllanmış dostunuza da bir zamanların gözdesi olan ve elbette ki yine Amerikan dizilerinden aktarılan "görüşelim" yerine "kendine iyi bak" ya da "kendinize iyi bakın" demek, o güzelim, o anlamlı HOŞÇAKAL ya da HOŞÇAKALIN demek yerine...
Burada dert edindiğim yalnızca Güzel Türkçemiz'in özentili sözlerle, yabancı dillerden aktarılmış söylemlerle yanlış kullanılması değil; bu yanlış kullanımla birlikte, bir de o sözcükleri sıralayanların durumları, görüşleri, görünümleri, konumları, sağlıkları...
Neden mi?
Çünkü ben; bana "kendine iyi bak" diyenlere, önce şöyle bir dönüp bakıyorum. Elde sigara, sofrada margarin yağlı ve de tuzlu yemekler, GDO'lu mu, doğal mı, organik mi aldırmadan, ne varsa, oburca ve sorumsuzca onları tüketmeler... Neredeyse tuvalete bile arabayla gidecekler. Sonra da bana öneride bulunuyor zat-ı muhteremler:
- Kendine iyi bak!
Sağolun, varolun tamam da, birazcık akıllı olun. Ben kendime hep iyi bakarım. Özellikle beslenmeme çok özen gösteririm; içeriğini okumadan hiç bir besin maddesini almam, özellikle de paketlenmiş besinler tüketmem. Hazır besinlerden satın almak yerine doğru köylü pazarlarına giderim. Yemeklerimi evde pişirir, afiyetle yerim. Margarin kullanmam, zeytinyağından şaşmam. Sigara içmem, alkol şişesinin içine düşmem. Dolmuşa binmem, her yere yürürüm. Bana yetecek kadar uyurum, ev işimi "annelerimiz gibi" hep kendim yaparım. İşleyen demir ışıldar atasözünü; yaşama geçirmiş olmakla caka satarım.
Kısacası doğanın bana verdiği sağlığı korumak için gerçek özeni gösteririm. Daha açık bir deyişle; kendime iyi bakarım.
Pekiyi de Güzel Türkçemiz'in HOŞÇAKAL'ı yerine, "kendine iyi bak" deme sayrılığına yakalananlar, acaba sizler; kendinize iyi bakıyor musunuz? Sizde durumlar nedir, sizden ne haber?