Küçük yerleşmelerde yerel siyaset birazcık ilginçtir.

Oralarda bir bakıma koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi makamı verilir.

Dünlere kadar ortalarda görünmeyen birileri, bugün çıkar kentin geleceğini anlatır.

Örneğin Didim gibi arsası para eden bir yörede... Konu yalnızca siyaset olmaktan çıkar.

Bir bakarsınız imar konuşulur, kıyı konuşulur, plan değişiklikleri konuşulur. Özellikle arsa hep konuşulur.

Soran olursa da herkes Didim sevdalısıdır.

İnsan ister istemez düşünür:

Bu kadar insan Didim’i mi seviyor, yoksa Didim’in metrekaresinin getirisini mi?

Küçük yerde herkes birbirini az çok tanır.

Kim kiminle yakın, kim kimin kapısını aşındırıyor, kim nerede neyin peşinde...

Bunlar pek gizli kalmaz. Ama yüksek sesle de söylenmez.

Çünkü bugün eleştirdiğin adamla ya da madamla yarın aynı masada oturursun. Öbür gün de bir işin düşer, belli mi olur?

Dolayısıyla herkes birbirini yakın markajda tutar ama ortak çıkarları söz konusu olunca da daha önce kuyusunu kazdığının yüzüne güler.

Ve aralarında sessiz, sözsüz, yazılı olmayan bir anlaşma başlar; ben seninkini görmeyeyim, sen benimkini görme, çıkarlarımıza bakalım, yerel siyasetimizi kafamıza göre yapalım.

Seçim döneminde özverili, ülkücü, idealist söylemler de bol keseden her ağızdan çıkar:

Didim için...

Didim halkı için...

Didim’in geleceği için...

İyi de, insan yine soruyor:

Önemli olan gerçekten de Didim’in geleceği mi?

Yoksa Didim’den gelecekte kime ne kalacağı mı?

Bence küçük yerlerde siyaseti çokça büyütüyoruz.

Sağ, sol, ideoloji filan arıyoruz.

Oysa sorun o kadar da karışık değil.

Ortada parsa var.

Söz konusu Didim olunca...

Başka kıyı kentlere göre oldukça iştah kabartan bir arsa var.

Daha ne olsun?

Yiyenlere afiyet olsun!