Mart 2025’te Pekin’de düzenlenen “Yapay Zekanın Kapsayıcı Gelişimi Sempozyumu”, yalnızca teknolojik bir geleceği değil, aynı anda insana özgü bir açmazı da gündeme taşımış. Yuval Noah Harari’nin bu forumda yaptığı konuşma, çarpıcı bir soruyla başlamış:
“İnsanlar birbirine güvenmezken, yapay zekâya nasıl güvenebiliriz?”
Bu sorunun peşine düşmeden önce, olası bir " Harari kimdir?" sorusuna kısa bir yanıt verelim.
Günümüzde oldukça tanınan ve kitapları ilgiyle okunan Yuval Noah Harari (d. 1976, İsrail), Kudüs İbrani Üniversitesi’nde tarih profesörüdür. Özellikle insanlık tarihi, teknoloji, veri iktidarı ve yapay zekâ etiği üzerine yaptığı yorumlarla küresel düzeyde etki yaratmıştır. Ülkemizde de yayınlanmış olan "Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi ve 21. Yüzyıl İçin 21 Ders adlı" kitapları vardır. Yazar; teknolojik çağda özgür irade, demokrasi ve etik gibi kavramların geleceği üzerine eleştirel ve analitik bir bakış sunar.
Yazarın bu eleştirel bakışının dışa vurumu olan “İnsanlar birbirine güvenmezken, yapay zekâya nasıl güvenebiliriz?” sorusu, yalnızca teknolojik bir kuşku değil; insanlık tarihinin derin bir etik kırılmasını gözler önüne sermektedir. Çünkü Harari, yapay zeka konusuna bir mühendislik problemi olarak değil, ahlaksal ve toplumsal bir konu olarak bakıyor. İşte bu nedenle de "Yapay zekâya duyduğumuz güven, insanlar arasındaki çürümüş güven zemini üzerine mi oluşturuluyor?" sorusuyla bir bakıma insanları YZ'yi sorgulamaya çağırıyor ve YZ'ye ilişkin güven sorunsalı için önceden uyarıyor.
Harari’nin önemle vurguladığı bu konu, teknolojinin kendisinden çok, onu geliştiren ve yönlendiren egemenlerin "ya da belki de dijital oligarklar olarak tanımamak daha doğru olabilir" amaçlarının bulanıklığına ilişkin gibi... Eğer küresel ölçekte devletler, şirketler ve bireyler bir rekabet içinde, birbirini alt etmek için çalışıyorsa, yapay zeka yalnızca bir silah, bir denetim aygıtı, bir manipülasyon aracı olarak gelişecektir düşüncesinde olan Harari diyor ki:
“Yapay zekadan önce, birbirimizle barışmalıyız.”
Bir başka anlatımla sorun; teknolojiye ne kadar gelişmiş olduğu üzerinden değil, neye hizmet ettiği üzerinden bakıldığında görünür duruma geliyor. Harari'ye göre yapay zeka, insana özgü bir aynadır; içimizdeki güven eksikliğini, korkularımızı ve önyargılarımızı kodlara yükler.
Bugün sosyal medya platformlarında büyüyen kutuplaşma, yalan haberler, nefret söylemleri ve komplo kültürü, YZ’nin beslendiği veri havuzunu çürütüyor. Algoritmalar, nefretle besleniyor; öfkeyle öğreniyor; korkuyla tahmin yapıyor. Bu noktada Harari’nin vurgusu, oldukça yerinde:
“Yapay zekâyı kontrol etmenin yolu, önce toplumların kendi iç barışını tesis etmesidir.”
Harari'nin Pekin’de dile getirdiği bu sözler; yalnızca Çin’in iç dengelerine değil, ABD, Avrupa ve Çin arasındaki teknoloji yarışına da bir uyarı olarak değerlendirilebilir. Harari'ye göre; süper-zeka düzeyinde bir yapay zeka üretimi için küresel bir etik sözleşme yapılmadığı sürece, bu yarış bir “ilerleme” değil, yeni bir bölünme zemini yaratacaktır. YZ’den kaynaklanabilecek gerçek tehlike; onu geliştirirken oluşturulan şeffaflık eksikliği, hesap vermezlik, insan onuruna duyarsızlık ve güç tekelleşmesidir. Körü körüne bir teknoloji hayranlığı, insanlığı kolektif bir felakete sürükleyebilir. Harari bu bağlamda yalnızca yazılımcılara değil; politikacılara, öğretmenlere, ebeveynlere, sanatçılara, yurttaşlara sesleniyor:
“Yapay zekânın kaderi, insanlığın kendi içindeki güveni yeniden kurmasına bağlıdır.”
Geldiğimiz bu aşamada, sorun “YZ iyi mi kötü mü ?” gibi sıradan sorular değil, temel soru şu olmalıdır diyor Harari:
"Biz insanlar, kendi duygularımıza, komşularımıza, kurumlarımıza, liderlerimize güvenmiyorsak, neden bir makineye güvenelim? Dahası, bu makineye ne öğreteceğiz?"
Gerçekten de Harari; duyarlı bir bilim insanı olarak kaygılarında ne kadar da haklı... Sonuçta yapay zeka; dijital çağda insanları etkileyen, yönlendiren, dahası yöneten bir güç olarak değerlendirildiğinde, bu gücü yönetenlerin amaçları, erekleri, niyetleri o kadar önemli ki... Bu güç yanlış insanların, egemenlerin ya da oligarkların elinde; insanlık için kim bilir ne büyük bir tehlike oluşturacaktır? İşte bu nedenle yapay zekâdan önce, giderek bozulmaya uğrayan insanlık değerleri yeniden düzenlenmelidir, tanımlanmalıdır, üstelik de "uluslararası değer yargıları değil, benim değer yargılarım önemli" diyen bir Trump örneği de karşımızda boy gösterirken günümüzde, Harari'nin uyarıları insanlık için gerçekten de çok yerindedir.