Koç dediniz mi aklınıza gelmesin davar sürüsünün damızlık erkeği... Bizim dile getirdiğimiz Koç; başka türden, Ademoğulları türevlerinden ve varsıllıklarıyla da ülkemizin en büyüğü sayılan bir aile ve marka… Hani şu İsmet Paşa’nın, Milli Şef’lik döneminde, onun destekleriyle yoktan var olan hanedanlık… Gerçi imparatorluk dense bile yeri var (ki 70’lerde Erol Toy onların varoluş/varlıklı oluş öyküsünü İMPARATOR romanında ayrıntılı bir biçimde yazmıştı; kesinlikle okunmalı bu kitap).
Anımsanacağı gibi Koç hanedanlığının günümüzdeki temsilcisi Ali Koç; buyruk vermişti ya Taksim’deki otelinin çalışanlarına, “açın kapıları gezicilere” diye o çok tantanalı günlerde… Ardından Koç şirketlerine ilişkin denetimler söz konusu olunca da geziciler kalkan kesilivermişlerdi onlar için, çünkü Koç hanedanlığını kendilerinden bildikleri için...
Oysa…
Oysa daha dün gibi anılarımdadır en baba Koç Vehbi'nin 29 Ekim 1983 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan görüşleri; “1950-1960 arasında, daha açık bir anlatımla bu on senelik dönemde, Demokrat Parti iktidardaydı. Tek başına bir parti iktidarda olduğundaysa, daha çabuk karar alınıyor ve işler daha hızlı yürütülüyordu. Bu devirde büyük sanayi hamleleri yapılmıştır. Koalisyon devirlerinde ise çok çeşitli müdahalelerden, ekonomimiz büyük zarar görmüştür. Benim her zaman arzum, memleketimizde, birisi iktidarda, diğeri muhalefette iki partinin bulunmasıdır.” içerikli sözleri...
Baba Koç 1983’de bu açıklamaları yaparken, 1993’de de oğul Koç Rahmi TÜSİAD aracılığıyla, tıpkı babasının yörüngesindeki sözlerle DYP-SHP koalisyonunu eleştiri bombardımanına tutuyordu saygıdeğer babasının izinden giderek… Ve Ortaçağ feodalleri gibi halkı yok sayarcasına, halkın iradesine saygısızca...
Gerçi yine bu Koç hanedanlığı ki hiç kuşkusuz Bursalılar’ın güzel hatırına değil, kendi işlerinin daha güzel girmesi için yoluna ve de daha önceleri koalisyonları eleştirdiklerini unutmuşçasına ki o dönemde seçimlerden bir koalisyonun çıkacağı çok öncesinden öngörülmüştü, ya da besbelliydi... ANAP-DSP-MHP koalisyonuna bir adet mühendis tayin ediyorlardı Bursa'daki fabrikalarından; DSP etiketi altındaki ve de Bulgaristan göçmeni Hayati Korkmaz’ı…
O günlerden, bugünlere gelirsek...
Önce 2013 yılına bakarsak; Koç hanedanlığı yine gündemdeydi o yıl boyunca...
Koalisyonları sevmeyen, tek parti iktidarlarına övgüler düzen ülkemizin en büyük hanedanı Koç; o günler bağlamında yaklaşık on bir yıldır ülkemize tek başına hükümet eden bir partiyle geçinemiyordu. Olabilir, aralarında dünya görüşüne ve yaşamsal tercihlere ilişkin ayrılıklar, ayrıcalıklar olabilir elbette... Çünkü burası Türkiye; ne Lenin’in, ne de Mao’nun ülkesi, üstelik bu ülkede hiç kimseyi de tek tip düşünceye zorlayanlar yok. Bu nedenle Koç’lar istediklerine toslayabilirler de…
Ama gezide, gezinenlere ne oluyordu da o günlerde; ansızın Koç’un savunmanlığını yapmayı demokratik bir tutum ve davranış olarak değerlendirmeye başlamışlardı? Bedavadan/beleşinden Koç ürünlerinin tanıtımını yaptılar durmaksızın sosyal medyada ille de bu ürünleri kullanın dayatması eşliğinde… Ben de bunu anlayamıyordum. Yoksa Koç’lar reklam hizmetlerini, dolayısıyla da giderlerini; profesyonel şirketler yerine onlara mı havale etmişlerdi, masraflara gidecek parayı da onlara mı üleştirmişlerdi ? Sürekli demiştim ki var bir hinlik ya da çokça binlik bu işin içinde...
Ve sorular türetmiştim o günlerde:
-Be hey sıradan yurttaş; be hey ücretli, emekçi, emekli! Ne ara senin yanında oldu bu hanedanlık ki şimdi sen onun yanındasın?
Örneğin; şu çok ünlü 24 Ocak kararları alındığında ve bu kararlar gerekçe gösterilerek işçiler dökülürken sokağa, Koç'lar oldular mı hiç emekçiden yana ? Onlar sizlerin oy verdiği koalisyonları eleştirirken; aslında sizlerin oylarını, sizlerin demokratik seçimlerinizi eleştirdiler, sizleri yok saydılar. Balık hafızalarınıza çok çabuk yem oldu bu yaşananlar… Dün onlarla karşı saflarda olan sizler; bugün onların peşindesiniz ve yanındasınız demiştim o günlerde...
Ve yıllar sonra, yıl 2017...
Referandum öncesi; Sayın Emine Erdoğan Aksaray'da düzenleyince yemekli bir kadınlar buluşması, Koç hanedanlığının kadınları baş köşeye kurulunca... İşte o an anladım ki yoktur paranın dini, imanı, Koç hanedanlığı pek sever gücü, iktidarı... İşte durum böyle olunca; ne gerek vardı bu soruya? Ama sormadan da duramadım:
-Ülke kan kusuyor, Koçlar neden susuyor?
Gerçi bu sorunun yanıtını Koçlardan değil, GEZİCİ olup Koçların peşinden koşanlardan almak isterdim de... Onların her biri dillerini yutmuş durumdaydılar o günlerde bilindiği gibi...
Bugünlere geldiğimizdeyse Bebek Otel soruşturması, Baba Koç ile ablası Suna Kıraç'ın saraya sokulması... CHP eliyle hanedanlığın temelini atanların günümüzdeki patronu Koç Ali'nin sıkı MHP'li olduğu; dolayısıyla dillere düşen yaramazlıkları sonrasında ansızın Cumhur İttifakı'nın merhametine sığınmaya kalkışması...
Bu arada emekliler düşüne dursun; 20 bin TL ile acaba nasıl gelir ayın sonu diye?