Şairlerin, yazarların ve düşünce insanlarının siyaset sahnesinden uzak tutulması ya da oraya kolay kolay yaklaştırılmaması, tarih boyunca pek çok toplumda gözlemlenen köklü bir durumdur.
Bunun arkasında hem siyaset kurumunun kendi iç işleyişi hem de sanatçının varoluşsal doğası yatar.
Bu durumu besleyen temel etkenleri şöyle özetleyebiliriz:
Şair ve yazar; duygunun, insan doğasının, çıplak gerçeğin ve estetiğin izini sürer. Eğilip bükülmeyen, olduğu gibi ifade edilen bir "hakikat" anlayışına sahiptir.
Siyaset ise çoğu zaman uzlaşı, taviz, güç dengeleri ve dönemsel çıkarlar üzerine kuruludur.
Sanatçının "eğip bükmeden" söyleme tarzı, siyasetin esnek ve pragmatik doğasıyla ilk adımda çatışır.
Şairler ve yazarlar çoğunlukla idealisttir; olması gereken bir dünyayı, adaletli bir düzeni ve ütopik ufukları hayal ederler.
Siyaset sahnesi ise reel-politik kurallarla işler.
Bütçe kısıtları, bürokratik engeller, parti disiplini ve güç mücadeleleri, sanatçının hayal gücünü ve idealizmini hızla törpüler ya da dışarıda bırakır.
İtaat Değil, Sorgulama Kültürü;
Siyasi yapılar (özellikle parti mekanizmaları) disiplin, grup kararlarına uyum ve belli oranda hiyerarşik itaat talep eder.
Yazar ve şairin maya hamurunda ise bağımsızlık, sorgulama ve aykırılık vardır.
Slogan atmak yerine soru sormayı tercih eder şair ve yazarlar, kalıplaşmış söylemlere kolay kolay uyum sağlayamazlar.
Güç Sahiplerinin "Tehlikeli" Bulduğu Söz Gücü;
Kelimeleri ustalıkla kullanan bir edebiyatçı, kitleleri etkileme ve toplumsal bilinci uyandırma potansiyeline sahiptir.
Kurulu düzenler ve siyasi aktörler, kontrol edilmesi zor, kendi ajandası olan ve kitleleri kendi söylemiyle peşinden sürükleyebilecek bağımsız entelektüelleri sistemin içine almaktan ziyade mesafe koymayı tercih ederler.
Toplumda ve siyasi elitler arasında zaman zaman kulaktan kulağa yayılma politikası yaparlar
"Edebiyatçılar hissi insanlardır, gerçek dünyadan ve devlet yönetmene sıcak bakmazlar " şeklinde yüzeysel önyargılı bir algı oluşur.
Bu önyargı, sanatçıların idari kadrolardan uzak tutulmasına gerekçe gösterirler.
Özetle
Siyaset çoğunlukla "günü kurtarma ve gücü yönetme" sanatı iken, şiir ve edebiyat "zamanı aşma ve ruhu özgürleştirme" uğraşıdır.
Biri kalıplar ve sınırlarla işlerken, diğeri o sınırları yıkmak ister.
Bu nedenle siyaset mekanizması, kendi ritmini bozacağını düşündüğü bu özgür ve sorgulayıcı sesleri sahnenin merkezine almaktan çekinirler.
Fil dişi sahalarda ulu orta düşe kalka koşarlar..vicdanı olmayanlar..
Vicdanlı olanlara selam olsun.
Aydın NİKBAY