Uzun yıllardır www.soruyusormak.com adlı internet sitesini yayınlıyoruz.
Sitenin adı başlangıçta oldukça yadırganmıştı. Açık söylemek gerekirse bu yadırgama refleksi hala sürüyor.
Ve biz de -hala- direniyoruz.
Çünkü düşünce faaliyetinin en temel öğesi “sorunun” sorulmasıdır…
Soruyu sorabiliyorsanız, zaten o sorunun yanıtı ile ilişki içindesiniz demektir.
Çünkü sorgulamak, aydınlık düşüncenin ilk adımıdır.
Yanıtlara hemen ve çabucak ulaşamayabilirsiniz.
Bulduğunuz yanıtları, iki adım sonra değiştirip, üstünü çizip, geliştirebilir ya da çöp sepetine atabilirsiniz.
Ama kalkış noktası “sorunun sorulması”dır…
Sorgulamayı yöntem bellemek, bilinen gerçekliklere körü körüne razı olmamak demektir.
O gerçekliklerin nedenlerini, arka planını, oluşma sürecini daha daha nice nedensellikleri irdelemek demektir.
Aydınlanma süreci, irrasyonel kabullenişlere karşı çıkarak doğmuş ve gelişmiştir.
Verilenlerle yetinmek, beyin yıkama girişimlerine boyun eğmek, gerçeğe duyulan tutkunun toplumsal dayatmalar altında ezilmesine izin vermek ya da ses çıkartmamak taassuptur, yobazlıktır, sıradanlıktır, kişisel zafiyettir.
İnsanların önemli bir çoğunluğu sorgusuz-sualsiz kabullenmiş olduğu klişeleri farkında değildir.
Ancak gerçek bir aydın olabilmenin yolu bu konudaki farkındalıktan geçer; önce “soruyu sormak”la gelişir.
Ayrıca, hiçbir zaman giriştiğimiz sorgulamanın sonucunda ortaya çıkacak olan yanıtlardan korkmayacağız.
Yanıt ne olursa olsun, ne kadar acıtırsa acıtsın, ona çıplak gözle bakma yiğitliğini sürdüreceğiz.
FELSEFENİN İLK ADIMI…
Gerçek sevgisi, felsefenin ilk adımıdır.
Felsefe, Yunanca "phileo"= sevgi + "sophia"= bilgi sözcüklerinden birleşerek oluşan bir kavramdır.
Philosophia = bilgelik arayışı, bilgiyi sevmek, bilgi severlik, araştırmak ve peşinde koşmak anlamlarına gelmektedir.
Filozof, gerçeği arayan, onu yaşamının pusulası haline getiren, dünyada karşısına ne çıkarsa çıksın, onu özgürce sorgulayan ve dolayısıyla da, “soru soran” kişidir.
Soruyu soran insan, siyaseti sorgular, tüm yerleşik inançları sorgular, toplumsal değer yargılarını sorgular, bizlere verilmiş kültür dinamiklerinin her birini ayrı ayrı ve müstakil olarak sorgular…
Bunu yaptığı için ise, yerleşik düzen ve onun ön-kabulleri ile her daim karşı karşıya gelir.
Siyasetin palavralarına, toplumsal kültürün bizlere enjekte ettiği tüm öğelere kuşku ile bakar, tüm ön-kabullere bilimsel bir sorgulama yöntemi ile yaklaşır… Ve bütün bu öğeleri dikkatle ve titizlikle ve objektif bir bakış açısı ile didik didik eder.
Kirli siyaseti de-şifre eder.
Batıl inançların dibini oyar.
Çıkar amaçlı örgütlenmelerin karşısında yer alır…
Ve bütün bu çabaları da, hiçbir kişisel çıkarın kirine bulaştırmadan özveri ile ve aydın namusu ile sürdürür; hiçbir beklentisi olmadan, dürüstçe hayata geçirir.
İşte bu noktada cesaretle ifade etmeliyiz:
Hayat, sırça köşkümüzden seyretmekle yetineceğimiz bir trajedi değildir…
Namus!
Her an, her zaman ve her zeminde sınanarak yaşama geçirilen acımasız bir teraziyi elinde tutar.
Gerçeği sorgulamanın bizi götüreceği nihai liman budur.
Namus – gerçek sevgisi – sorgulama ve iç-ben’e saygı…
İşte çağdaş laik ahlakın yapı taşları bizce bu öğelerin toplamından oluşur.