Halk Ede­bi­ya­tı-Di­van Ede­bi­ya­tı üze­ri­ne tar­tış­ma­lar­la geçti lise yıl­la­rı­mız. Bu tar­tış­ma­la­rın yanı sıra sor­duk sü­rek­li; sanat, sanat için mi ol­ma­lıy­dı, yoksa sanat halk için mi ya­pıl­ma­lıy­dı; hani şu so­kak­ta­ki ada­mın zor­lan­ma­dan, ka­fa­sı­nı yor­ma­dan, bakıp da an­la­ya­ca­ğı… Ki bu yak­la­şım sa­na­tı; kasap dük­kan­la­rın­da­ki, ço­cuk­lu­ğu­muz­da kalan at ara­ba­la­rı­nın tahta ka­sa­la­rın­da­ki kaba, saba, sa­nat­sal in­ce­lik­ten yok­sun bo­ya­ma­la­ra değin gö­tü­rür/dü­şü­rür, gö­tür­dü /dü­şür­dü de…
Ne Monet’yi ta­nı­dı, ne de Pi­cas­so’nun kübik an­la­tım tar­zı­na yo­ğun­laş­tı so­kak­ta­ki adam, işçi, köylü, emek­li öge­le­rin­den olu­şan hal­kı­mız.
Rodin’in “dü­şü­nen adamı” ona yal­nız­ca Ba­kır­köy Akıl ve Ruh Sağ­lı­ğı Has­ta­ne­si’ni çağ­rış­tır­dı, si­yah-be­yaz Türk film­le­ri ara­cı­lı­ğıy­la…
Halk ede­bi­ya­tı; öz Türk­çe, yalın, ka­tık­sız, arı Türk­çe içe­rik­li yazan, de­yiş­le­ri­ni söy­le­yen oza­nın di­liy­le gü­nü­mü­ze ta­şın­dı. Divan ede­bi­ya­tıy­sa ço­ğun­luk­la ve ço­ğun­luk­ça eleş­ti­ril­di; ön­ce­lik­le pa­di­şa­ha, sonra sa­ray­lı sev­gi­li­ye, özet­le asa­le­te, soy­lu­lu­ğa söy­le­di sö­zü­nü hal­kın an­la­yı­şın­dan, al­gı­sın­dan uzak o Arap­ça-Fars­ça-Frenk­çe me­le­zi dili ne­de­niy­le…
Ve ar­dın­dan; Ame­ri­kan İngi­liz­ce­si’ni ku­sur­suz ko­nuş­ma­sı­na kar­şın, “benim köy­lüm, benim işçim, benim es­na­fım” söy­lem­li Baba DEMİREL’in dili, Dev­let’in resmi dili İstan­bul Türk­çe­si’ni boz­ma­ya, yoz­laş­tır­ma­ya baş­la­dı ve ar­dın­dan “dev­le­ti şir­ket­leş­tir­me” ça­ba­sın­da­ki bu ül­ke­nin ilk “first lady”si Semra’nın zevci Tur­gut, resmi dili boz­ma­da, yoz­laş­tır­ma­da BABA’dan çok daha ile­ri­ye gitti.
Özel­lik­le de­1980 ön­ce­sin­de Dev­let Te­le­viz­yo­nu’nun san­sü­rü­ne ta­kı­lan şarkı ve şar­kı­cı­lar arz-ı endam ey­le­di, ka­mu­sal yayın ağı ara­cı­lı­ğıy­la Türk hal­kı­nın kar­şı­sı­na… “Bat­sın bu dünya” şar­kı­la­rı çın­lar­ken ku­lak­lar­da, en namlı pav­yon şar­kı­cı­la­rı “sa­nat­çı” ta­nım­la­ma­sıy­la hal­kın be­ğe­ni­si­ne su­nul­du, şart­lı ref­leks ku­ra­mı yar­dı­mıy­la bi­linç alt­la­rı­mı­za zorla so­kul­du.
Yazım di­liy­le, ko­nuş­ma dili ayrı olan Türk­çe­miz; ön­ce­lik­le şap­ka­la­rın­dan kur­tul­du, “a” şap­ka­sız­laş­tık­ça, bu arada ka­dın­la­ra “tür­ban” diye bir ga­ra­bet de su­nul­du ve so­kak­ta ko­nu­şul­du­ğu gibi ya­zıl­ma­ya baş­lan­dı söz­cük­ler, en alt kül­tür jar­go­nuy­la, gi­de­rek halk va­sa­tın ege­men­li­ği­ne kur­ban oldu.
Kos­ko­ca­man “prof.​dr” ün­van­lı adam­lar ve ma­dam­lar bile; “örnek ve­ri­yo­rum” ye­ri­ne, ”atı­yo­rum” saç­ma­lı­ğı­nı kul­lan­ma­ya baş­la­dı bi­lim­sel top­lan­tı­lar­da, üni­ver­si­te or­ta­mın­da ya da te­le­viz­yon­lar­da­ki açık otu­rum­lar­da…
Ki­tap­lar ya­zıl­ma­ya baş­lan­dı bu yoz­la­şan, yol­dan çı­ka­rı­lan/çıkan “sözde” Türk­çe di­liy­le ve kuş­ku­suz bu dili kul­la­nan “sözde” ay­dın­la­rın eliy­le…
Ön­ce­le­ri “ucuz” bu­lun­du bu ya­zı­lan­lar ve bu ko­nu­şu­lan, kul­la­nı­lan dil… Ne yazık ki virus gibi ya­yıl­dı bu bo­zul­ma; özel­lik­le de “atı­yo­rum” diyen pro­fe­sö­rün ara­cı­lı­ğıy­la, “arıza” ta­nım­la­ma­sı da ön­ce­lik­le üni­ver­si­te or­tam­la­rın­da kul­la­nıl­dı so­ka­ğın di­li­ne düş­me­den önce…
Nasıl ki pi­ya­sa­da artık “ev­la­di­ye­lik” olan kla­sik mal de­ğe­ri­ni yi­tir­miş­ti, “kul­lan, at” söy­lem­li tü­ke­tim top­lum mo­de­li­nin sü­rek­li de­ği­şen ma­lı­nı kul­lan­mak güç gös­te­ri­si ola­rak al­gı­lan­ma­ya baş­lan­dık­ça, tü­ke­ti­ci insan mo­de­li de ya­ra­tıl­mış­tı, do­la­yı­sıy­la onun dili de de­ğiş­ken, zor­la­ma­dan, yor­ma­dan, ka­lıp­la­ra uy­ma­dan kul­la­nıl­ma­lıy­dı.
Hızlı de­ği­şim ça­ğı­nın, hızlı de­ği­şi­mi­ne ayak uy­dur­ma­lıy­dı ve bu çağa uygun olsun diye ya­ra­tı­lan de­ği­şim in­sa­nı da hızlı de­ği­şi­min ürün­le­rin­den, hızla ve özel­lik­le de hazla ya­rar­lan­ma­lıy­dı.
Bir ön­ce­ki ürün­de ta­kı­lıp kal­mak, onu mut­suz kıl­ma­lıy­dı. El­bet­te ki ”Kul­lan, at” ça­ğı­nın in­sa­nı, söz­cük­ler­de de “kul­lan, at” ol­ma­lıy­dı. Ona yük ol­ma­ma­lıy­dı; kla­sik, ev­la­di­ye­lik, kül­tü­rel miras içe­rik­li dil, hani şu “di­no­zor­lar”ın özen­le kul­lan­dı­ğı dil…
Sen, sen ol; günün ko­şul­la­rı­na uygun, uyar­lı, ko­lay­lı, kul­la­nış­lı ko­nuş­ma­sı­nı bil, “kul­lan, at” ça­ğın­da, çağ­dı­şı kal­ma­mak için pa­ra­dan ta­sar­ruf et­me­sen de… Az, öz kul­lan­dı­ğın söz­cük­ler­le; harf­ler­den ve an­lam­lar­dan, do­la­yı­sıy­la za­man­dan ta­sar­ruf­lu ko­nuş­ma­la­ra özen!
Oysa böy­le­si bir dil; de­rin­lik­ten uzak, böy­le­si bir dil senin kim­li­ği­ne, var­lı­ğı­na ku­rul­muş bir tuzak…
Boş ver; al­dır­ma! Ça­ğı­mız; tü­ke­tim top­lu­mu çağı…Tüket neyin varsa; ede­rin, edin­di­ğin, malın, dilin…
Ve böy­le­ce an­la­tı­mın, ko­nuş­tu­ğun, yaz­dı­ğın, söy­le­di­ğin dilin; kla­sik değil, ederi beş para etmez, ucuz olsun. Olsun; ne var bunda ? Çabuk, çabuk tü­ke­ti­yor­sun ya…
O ucuz di­lin­le yaz­dı­ğın ki­tap­lar; sabun kö­pü­ğü… Söy­le­di­ğin şar­kı­lar; gelip, ge­çi­ci… Çünkü sen bu “ucuz” söz­le­rin­le, di­lin­le sü­rek­li up­da­te et ken­di­ni bu pi­ya­sa dü­ze­nin­de…
Nasıl ki her yıl, her mev­sim giy­si­le­rin için de­ği­şi­yor­sa moda, dilin de kal­ma­sın ondan ge­ri­de; uysun tü­ke­tim top­lu­mu­nun ko­şul­la­rı­na…
Nasıl ki artık her şey yapay; ipek, yün, keten, vis­kon değil. Her doğal olan ipin, ip­li­ğin nasıl ki ya­pa­yı varsa… Nasıl ki tü­ke­tim top­lu­mu­nun in­sa­nı bun­lar­la do­na­nı­yor­sa; dilin de bu dü­ze­nin dı­şın­da mı kal­sın ?
Bu de­ğiş­ken­lik­ten, bu gelip ge­çi­ci­lik­ten dilin de na­si­bi­ni, kıs­me­ti­ni alsın.
Yapay ipek; ucuz…
Yapay yün; ucuz…
Yapay keten; ucuz…
Yapay vis­kon; ucuz…
Do­ğal­dır ki kul­lan­dı­ğın yapay dil de; tü­ke­tim top­lu­mu­nun ku­ral­la­rı­na uy­du­ğu sü­re­ce; ucuz ola­cak.
Ve pek çok ucuz dilli, ucuz ya­zar­lar, ucuz ki­tap­lar ya­za­cak. Ucuz­luk pi­ya­sa­sın­da, bir son­ra­ki ucuz ki­ta­bın ar­dın­dan; senin yaz­dı­ğın ucuz­luk­lar unu­tu­la­cak.
Şimdi ça­ğı­mız; tü­ke­tim top­lu­mu…
Şimdi moda; ucuz­luk…
Şim­di­ler­de moda; ucuz ki­tap­lar, sokak di­liy­le ya­zıl­mış…
Alt kül­tür dü­ze­yi­nin oku­yup, al­gı­la­ya­bi­le­ce­ği, söz­le­ri­ni büyük be­ğe­niy­le “sos­yal pay­la­şım ağ­la­rı”nda pay­la­şa­bi­le­ce­ği ki­tap­lar moda ya da bir başka de­yiş­le şimdi ucuz­luk moda… Sı­ra­dan sokak di­liy­le ya­zıl­mış; alt kül­tür dü­ze­yi­nin oku­yup, al­gı­la­ya­bi­le­ce­ği, pe­şin­den sü­rük­le­ne­bi­le­ce­ği söz­ler içe­ren ki­tap­lar gün­cel, ge­çer­li, de­ğer­li, gi­de­ri var, sa­ta­rı var.
Top­lum­sal kül­tü­rü­müz için ne acı, ne yazık, ne yoz­luk ve bi­li­niz ki tüm bu olum­suz­luk sin­si­ce her bi­ri­mi­zin hüc­re­le­ri­ne iş­le­di. Sanki her bi­ri­miz bu olum­suz ya­pı­ya al­dır­maz olduk.