Bu ülkede... Terör, deprem, sel, trafik; ülkenin nüfus planlama yöntemleridir. Bu nedenle verilir kadınlara 3 çocuk doğurun diye buyruk, yeter ki "asker olacaklar arasında" kısa kalmasın kuyruk... Ey egemenler! Sizleri çok iyi anladık; bunca yıldır. Doğa'daki en değerli varlık olması gerekirken; KADIN'ı insandan saymadınız, kuluçka makinesi yerine koydunuz. İyi de her gün kadınlar öldürüldükçe; nasıl doğuracaklar çocuk?

Egemenlerin kadınlara verdiği değerin ölçüsü, iktidarları döneminde her geçen gün daha da artan kadın cinayetlerinden belli. Yaşadığımız şu 21. yüzyılda kadın; belki de tarihin en karanlık dönemlerinde bile bu kadar acı çekmedi. Oysa bu ülkeye adını veren TÜRK; kadına HATUN, KATUN dedi, onu "kraliçe anlamına gelen" ece olarak gördü. Ne yazık ki toplum gerici ve ataerkil bir düşüncenin etkisine saplandıkça; kadını yalnızca iki hece ile tanımlamaya, onu bazen "nisa", bazen "huri", bazen "yosma" ve bazen de "karı" olarak kişiliksiz ve kimliksiz bir nesneye indirgemeye kalkıştılar.

Kuşkusuz bugün ülkemizde her alanda karşımıza çıkan ikili yapı (diğer bir deyişle eski ile yeninin çatışması) toplumun kadına bakışında da kendini göstermektedir. Örneğin; Doğu'dan Batı'ya, Kuzey'den Güney'e ülkemizin her yöresinde var olan kadın imajı (imgesi) oldukça başkadır. Bir yörede kadın-erkek birlikteliği dostluğa, arkadaşlığa, eşitlikçi ilişkiye dönüşmüşken, bir başka yörede Osmanlı'da kaldığını sandığımız haremlik-selamlık geleneği yeniden hortlatılmak istenmekte, kadınlar toplumsal yaşamdan soyutlanarak, dışlanmaktadır. Bir başka deyişle; kadınlar yok sayılmaktadır, dolayısıyla da kolayca yok edilmektedir. Örneğin; büyük kentlerde bile "tarikatların etkisiyle" oldukça tutucu yargılarla kadınlardan uzaklaşılırken, buna karşın kırsal yörelerde, özellikle de göçebe yörük topluluklarda kadın-erkek ilişkilerinin saygıya ve sevgiye dayalı en eşitlikçi biçimi yaşanmaktadır. Elbette ki toplumun kadınla ilgili düşüncelerinin biçimlenmesinde, eğitimin özellikle de Milli Eğitim'in etkisi ve katkısı tartışılmaz. Ama eğitim düzeni de çağdaş niteliğini yitirmişse, Devrim Yasaları'ndan bütünüyle uzaklaştırılmışsa; toplumsal yapı nasıl ileriye gidebilecektir? Dünya'da Küreselleşme olgusunun etkisiyle, Batılı ülkelerde kadınlar "Gökyüzünün yarısı bizim" diye sokaklarda mutlulukla dans ederken, bizim kadınlarımız "ölmek istemiyorum" çığlıklarıyla kara topraklarda mezarları paylaşmaktadır. Oysa biz nice Batılı ülkeden çok önce; Devletimiz'in kurtarıcısı ve kurucusu Kemal Atatürk'ün önderliğinde, kadın-erkek eşit olduğumuzu öğrendik ve Yurttaşlar Yasası ile bu eşitliğimizi perçinledik. Buna karşın ne yazık ki birileri bu ülkenin kuruluş ilkelerine karşı söylem ve eylemleriyle; Atamız'ın açtığı ve yürümemizi öğütlediği çağdaşlık, uygarlık yolundan döndürmek istiyor bizi gerisin geri...

Amaçlanan nedir? Kadınsız bir toplumsal yapı mı? Kadınlara bunca düşmanlık neden? Kadınların varlığı neden tedirgin ediyor sizleri? Kadınları toplumsal yaşamdan soyutlayarak, yoksa onların yerine geçmek isteyen birileri mi var? Yoksa erkek-erkeğe daha mı mutlu olacak kadınları yok etmekten başka düşünceleri olmayanlar? Kadın cinayetleri yalnızca kadınlara değil, insanlığa da karşı işlenen bir suçtur. Bu konuda eşitlik ve özgürlükten yana tüm toplumsal kesimlerin daha güçlü bir dayanışma ve açıkça destek veren bir tavır içinde olması önemlidir, gereklidir.

Kadınlar; ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'ne sımsıkı sarılın. Toplum olarak, kadını birey olarak gören, onun hak ve özgürlüklerini içselleştirmiş bir düşünceyi her alanda oluşturmak için savaşmaktan geri dönmeyin. Yoksa sizi erkek şiddetinden koruyacak ne yasa, ne de etkili bir mekanizma henüz tam anlamıyla işlerlik kazanmış değildir; bilginiz olsun!