Örgütlenmek aynı veya benzer isim ve beklentilerle ve uzlaşma temelinde kalıcı birliktelikler oluşturmaktır. Aynı veya benzer istemler sorunları ortak olanların sorunudur. Bu benzerlik, tam olarak adı konduğu zaman bizi sınıf olgusuna götürür. Sınıfların sorunları gibi çözümleri de benzerdir.
Bireylerin ortak çözümlerde birleşmeleri; gücünü, direncini, umutlarını ve beklentilerini, dayanışmalarını ve bilinç ortaklığına erişmelerini sağlar. Örgütlenmek bir sınıfsal bilinç sorunudur. Sınıf bilinciyle bir araya gelmeyen kişiler; güçsüz, yetersiz ve çözümsüz olurlar. Bu halleriyle kendi yararlarına değil, sınıf karşıtlarının çıkarına hizmet ederler. Çoğunlukla kendi kurtuluşlarının önündeki engel olma halini sürdürürler. Azınlıkta olan egemenlerin sahip oldukları en büyük güç budur. Sınıf bilincinden yoksun olmak; cahil, yoksul ve muhtaç olmaktır. Sorunlarının çözümlerini kendilerini sömürenlerden bekleyenlerin unutulmaması gereken temel gerçek, her çözüm öncelikle onu uygulayanların yararına olur. Yan ürün olarak da yandaşlara yarar sağlar.
Örgütlenmenin ayrıntısına bakarsak, bir benzerler ortaklığı olduğunu görürüz. İş yaşamında bu benzerlikler, işkolu olarak tanımlanır. Maden işkolu, tarım işkolu genel ilkeler açısından benzeşir ama farklılıklar da göz ardı edilemez. İş yaşamında kelimenin tam anlamıyla, “kelebek etkisi” olduğunu görürüz. Ülke ekonomisinin herhangi bir dalında bir yaprak kıpırdasa, bu olgu ekonominin bütününe yansır. Hal böyle olmasına karşın, işsiz bırakılan kişi bunu genel olgularla ilişkilendirilemez. Çalışan yoksullar, emekli yoksullar konumlarının nereden nasıl etkilendiğini tam olarak kavrayamaz. Bu kopukluklar genel etkinliğin etkisini kırar. Oysa yaşam için örgütlenmenin yaşamsal olduğu kavran malıdır. Örgütlü olmak güçlü ve bilgili olmaktır bu nedenle, nedenler ve sonuçlar arasındaki ilişkiler sağlıklı olarak tahlil edilebilir. Örneğin yatırımların gerekli olup olmadığı ve uygun koşullarda yapılıp yapılmadığı irdelenir. Turgut Özal boğaz köprüsünü 500000000 dolara yaptırmıştı yaklaşık olarak aynı denebilecek köprü 3 milyar dolara yani 6 kat fazlasına yaptırınca, gerekli sorular sorulmaz ise, işsizliğin ve düşük ücretin nedeni de görülemez. Bir zamanlar kendi kendine yetebilen bir ülke, tükettiği her şeyi neden dışarıdan alıyoruz diye soru soramazsa, ülkenin can damarı olan fabrikalar neden satıldı diye de soramaz. Lafın özü, örgütsüz toplum sahipsiz toplumdur. Hakkını bilmez ve hukukuna sahip çıkmaz. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam için laikliğin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve kurumların gerekliliğinin bilincinde olamaz. Özgürlük ve eşitlik için liyakatin bir olmazsa olmaz olduğunu göremez. Adil bir bölüşüm için yargının bağımsızlığının gerekliliğini yeterince kavrayamaz. Parasız eğitimin ve parasız sağlığın mutlaka olması gerektiğini ve onların temel haklar için gerekli olduğunu düşünemez bile. Örgütlülük sağlıklı yaşam için bir olmazsa olmazdır. Bu bilince erişmek ise, eğitimle olur. Sendikalar öncelikle emekçiler için bir okul işlevi görür. Bu okulda eğitilen kişiler, yönetimin olduğu kadar yönetime katılımın demokratik yollarının açık olması gerektiğini de bilir. Kısacası örgütlülük bilinçli olmanın ve yaşamsal haklarına sahip çıkmanın olmazsa olmazıdır. Örgütlenmenin önündeki engellerin önde geleni, ülke egemenlerinin emekçilere bakışıdır. Günün koşullarına uygun yasal düzenlemelerin yanlı olarak yapılması veya hiç yapılmamasıdır. Ülke genelinde emekçilerin büyük çoğunluğunun yeterli eğitimden yoksun bırakılmalıdır. Çalışma yaşamındaki denetimsizlik nedeniyle, güvencesiz çalışmalara göz yumulmuş olmasıdır. Bütün bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi, milyonlarca sığınmacının ülkeye sokulması gerçeği var. Niteliksiz iş gücü, nitelikli emeği kovuyor. Özünde milli bir kaynak olan okumuş evlatlarımız güzel ülkemizi terk etmek zorunda bırakılıyor. Öte yandan ne ve kim olduklarını bilmediğimiz insanlar, ülkemizi işgal ediyor(!) Bu istenmeyen kontrolsüz girişler, sermayenin ucuz ve güvencesiz iş gücüne erişimini kolaylaştırıyor.
Sığınmacıların çalıştığı alanlarda, sendikal örgütlenme olmadığı gibi, olası girişimlerde engellenmektedir. Bu olumsuzluklar genel ücretler düzeyini etkilemektedir. Bütün bunlara, iktidar yanlısı sarı sendikalar eklenince; emekçilerin örgütlenmesi sabote edilmekte ve sınıfsal bir güç olmaktan çıkarılmaktadır. İşsizliğin, yoksulluğun, eğitime ve sağlığa erişememenin doğrudan doğruya örgütlülükle ilişkisi var. Yoksullar, işsizler aç ve çaresiz bırakılanlar bunun hesabını ancak bir örgüt çatısı altında bir araya geldiklerinde sorabilirler!