Eylülün ortasına geldik. Sonbahar nerede?

Ben göremedim.

Hâlâ güneşten kaçıyoruz, hâlâ akşam 18'den önce dışarı çıkamıyoruz. Eskiden eylül dediğin biraz serinlerdi. Akşam balkonda otururken insanın omzuna bir şey alma gerekirdi. Şimdi omza bir şey almak şöyle dursun, vantilatörün karşısından kalkmak istemiyoruz.

Demek ki yaz gelmiş ama bir türlü gitmiyor, gelirken de kapıyı kapatmış Sonbahar içeri giremiyor.

Her akşam haber bültenlerinde televizyonda o ünlü, kalıplaşmış sözler: “Mevsim normallerinin üzerinde.”

İyi de arkadaş, kaç yıldır normallerin üzerindeyiz?

Bu normal nerede kaldı?

Her yıl sıcaklık biraz daha yükseliyor, sonra hâlâ eski ortalamaları önümüze koyup “normalin üzerinde” diyoruz. Böyle giderse bir gün normal dediğimiz şeyi müzelerdeki; mevsimleri görselleştiren yağlı boya tablolarda göreceğiz ve “Bak çocuk, eskiden Eylül ayında akşamları serin olurdu.” diyeceğiz.

Çocuk da bize tuhaf, tuhaf bakacak.

Gerçi sorun yalnızca bizlerin terlemesi, sıcaklardan bunalması da değil.

Toprak kuruyor. Su azalıyor. Çiftçi yağmura bakıyor. Ağaçların bile kafası karıştı. Ne ara çiçek açacak, ne ara meyve verecek, ne ara dinlenecek?

Ama biz rahatız.

Klimayı ya da vantilatörü açıyoruz.

Sonra elektrik faturası yüksek gelince iklim krizini unutup faturaya kızıyoruz.

Bir de kentlerimiz var elbette...

Ağaç gördüğümüz yere beton döktük. Toprak gördüğümüz yere gökdelenler diktik. Dereyi kapattık, kıyıyı doldurduk, ağaçları kestik gölgelerini yok ettik.

Sonra 40 derece sıcakta “Bu kent niye bu kadar sıcak?” diye yakınıyoruz.

Niye acaba?

Marslılar yapmış olabilir mi?

Sonbahar belki gelmek istemiştir de kentin girişinden geri dönmüştür.

Bakmıştır sağda; beton. Solda; beton. İleride; asfalt. Dolayısıyla “Ben burada ne yapacağım?” diyerek geri dönmüştür.

Biz yıllardır doğaya ne yaparsak yapalım, sonunda faturanın bize çıkacağını düşünmedik.

Çıkıyor işte, hem de faiziyle.

Bir kaç ay öncesinde yaz gelmiyor diye yakındık. Şimdi yaz gitmiyor diye yakınıyoruz.

İnsanoğlu ilginç; dört mevsimi de bulmuş ama hiçbirinden hoşnut olmamış, doğanın dengesini bozmuş, suçu kendisinde aramıyor, yalnızca yakınıyor.

Şimdi korkarım bundan böyle, elimizde iki mevsim kalacak:

Yaz.

Bir de daha sıcak yaz.