Gerçeğin, doğrunun, haklının ve güzel olanın yanında duran halk; söylencelerle birlik, beraberlik, dayanışma ile varlık koruma ve sürdürme istem, özlem ve beklentilerini dillendirerek dilden dile aktarmışlardır. Hak, hukuk, adalet ve kahramanlık ön planda, yani vitrinde; yer, zaman ve özne arka planda yer alır.

Cümle canlılar(özü itibariyle),hayatta kalmaya programlıdır ve bu bir içgüdüdür.

Köroğlu'nun Bolu Dağları’ndan çıkıp taa Kars'a gelmesi o zamanın koşullarında olanaksız gibi. Ama halk düşüncesi iki yiğidi Doğu Anadolu’da önce çarpıştırıyor sonra barıştırıyor. Bu efsane, Anadolu insanının kahramanlarına, haksızlıklara direnenlere verdiği değeri gösterir. Kiziroğlu öyküsü tepeden inmiş midir inmemiş midir bilinmez ama halk bu söylenceyle Kiziroğlu'nu saygı ve sevgiyle anmaktadır.

Kaynak: Aşık Ceylani

“Bir atı var Ala Paça peh peh peh

Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey

Az kaldı ortamdan biçe

Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim, Hanım kim

Kiziroğlu Mustafa Bey

Bir beyin oğlu

Zor beyin oğlu”

Mazlumlara dokunan söylenceler doğduğu veya yakıştırıldığı yerde kalmaz, mazlumların olduğu yörelerce sahiplenilir. Bu olgu gerçekten çok, istenir olanlarla ilişkilidir. Burada şairin dediği; “Şiir ihtiyacı olanındır.” söylemi uyarınca, söylence ona gereksinimi olanlarındır diyebiliriz. Hal böyle olunca, söylencenin mekânı o şekilde olan ortamlar için geçerli olur. Dahası, yer, zaman ve mekân birincil olmaktan çıkar. Olgunun görünürlüğü silikleşir ki, bu katkılar almasına ve kayıplar yaşamasına neden olur(!) Bu yakıştırmalar sonunda hak hukuk ve adalet temelli bir benzeştirme yaratısı vücut bulur. Bu olgu yerine göre donanımlarla yaşam sahnesinde yerini alır. Özendiricileri, toparlayıcılığı ve birliktelik güvencesiyle yaşamlara dokunur.

Konu ile ilgili olarak yapay zekaya sorduğum soru ve aldığım yanıt şöyle:

-Köroğlu ve Kiziroğlu söylencesi bir yaşanmışlığın ifadesi midir?

“Köroğlu ve Kiziroğlu söylencesi, Türkiye'nin halk edebiyatında önemli bir yer tutan destansı hikayelerdir. Bu hikayeler, genellikle halk kahramanlarının yaşadıkları maceraları ve kahramanlıklarını anlatır. Köroğlu, 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşayan bir halk şairi ve kahraman olarak bilinir. Kiziroğlu Mustafa Bey ise Osmanlı Devleti'nin farklı bölgelerinde yaşamış bir diğer halk kahramanıdır.

Bu söylenceler, tarihsel gerçeklikler üzerine kurulmuş olabilir, ancak zamanla anlatıların içinde abartılar ve efsanevi unsurlar eklenmiştir. Dolayısıyla, Köroğlu ve Kiziroğlu hikayeleri, bir yaşanmışlığın ifadesi olarak görülebilir, ancak tamamen gerçek olayları yansıttığını söylemek zor olabilir. Bu hikayeler, halkın hayal gücünü ve kültürel değerlerini yansıtarak nesilden nesile aktarılmıştır.”

Kurtarıcılara muhtaç bırakılan topluluklar, söylencelerden medet ummaya başlar. Hiçbir topluluğun kurtarıcılara muhtaç hale getirilmesini istemem. Muhtaçlık bir yokluk, yoksunluk ve acizlik göstergesidir. İşte inanmak böyle bir şeydir. Hiç kuşkusuz bu gözü kapalı inamalar içindir. Ülkemiz bir kurtuluş savaşı vermiş ve onu kuruluşla taçlandırmıştır. Süreç içinde kuruluş felsefesinden uzaklaşınca yeniden kurtuluşa gerek duyar hale gelmiştir. Oysa o kurtuluş, bugün yapılanlar yapılmasın diye yapılmıştı(!)…